Bekir Kaya ile Tariria'nın Doğuşu, Van'ın Kültürel Belleği ve Geleceğe Uzanan Düşler Üzerine Bir Söyleşi

"Bir şehir, geçmişini koruduğu kadar geleceğine kattığı fikirlerle de yaşar."

Van, binlerce yıllık birikimiyle tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürel katmanlarıyla yaşayan hafızasını bugüne taşıyan kadim şehirlerden biri. Bu topraklarda atılan her yeni adım, geçmişle gelecek arasında kurulan yeni bir köprünün parçasına dönüşüyor. Tariria da bu anlayışın içinden doğan; gastronomiyi, sanatı, mimariyi, üretimi ve düşünceyi aynı çatı altında buluşturan çok yönlü bir kültür alanı olarak Van'ın yeni hafızasına ekleniyor.

Bu yolculuğun kurucusu Bekir Kaya, uzun yıllara yayılan turizm, gastronomi ve tasarım deneyimini doğup büyüdüğü coğrafyanın kültürel birikimiyle buluşturarak, Tariria'yı bir işletmeden öte yaşayan bir üretim ekosistemi olarak kurguluyor. Geçmişin izlerini bugünün imkânlarıyla yeniden yorumlayan bu yaklaşım, Van'ın kültürel hayatına yeni karşılaşmalar, yeni fikirler ve yeni üretim alanları kazandırmayı amaçlıyor.

Tariria'nın ortaya çıkış hikâyesini, taşıdığı anlamı, Van'ın kültürel yaşamına sunduğu katkıları ve geleceğe dair hayallerini Bekir Kaya ile konuştuk.

Bekir Kaya Tarira1

"Her büyük yolculuk, insanın kendi şehrine sorduğu samimi bir soruyla başlar."

Tariria fikri ilk olarak hangi duygunun, hangi ihtiyacın ve hangi hayalin içinden doğdu? Sizi bu mekânı kurmaya götüren o ilk adımı ve zihninizde bıraktığı yankıyı nasıl anlatırsınız?

Aslında Tariria’nın hikâyesi bir mekân yapma fikriyle başlamadı. Kendime sorduğum çok basit ama cevabı oldukça zor bir soruyla başladı: “Ben Van’a gerçekten nasıl bir katkı sunabilirim?”

Uzun yıllardır otelcilik, turizm, gastronomi, tasarım ve mimariyle iç içe çalışıyorum. Bu süreçte dünyanın birçok şehrini görme, farklı kültürleri tanıma ve başarılı örnekleri yakından inceleme fırsatım oldu. Gittiğim her yerde aynı şeyi gördüm. Şehirleri güçlü yapan sadece güzel binalar, iyi restoranlar ya da etkileyici müzeler değil. Asıl farkı yaratan, insanların bir araya gelebildiği, birlikte üretebildiği ve birbirinden ilham alabildiği yaşam alanlarıydı. Her dönüşümün merkezinde insan vardı.

Van’a her döndüğümde ise aynı duyguyu hissediyordum. Bu şehir, binlerce yıllık tarihiyle, Urartu mirasıyla, Van Denizi’yle, üretim kültürüyle ve insanıyla olağanüstü bir potansiyele sahip ama çoğu zaman bu zenginliği yeterince görünür kılamıyoruz.

Tariria biraz da bu düşüncenin sonucu oldu. Ben hiçbir zaman sadece iyi bir restoran açmayı hedeflemedim ya da yalnızca bir kültür merkezi kurmayı…

Hayalim, sanatın, gastronominin, tarımın, tasarımın, mimarinin ve akademinin aynı yerde birbirini beslediği yaşayan bir ekosistem kurmaktı. Çünkü bana göre bunlar birbirinden bağımsız alanlar değil.

Bir tabağın arkasında çiftçi vardır. Bir sanat eserinin arkasında yaşadığı coğrafya vardır.
İyi mimari insanların davranışlarını değiştirir. İyi tasarım yaşam kalitesini yükseltir.
Kültür ise bütün bunları birbirine bağlayan görünmez bir köprüdür.

Tariria’yı tasarlarken bütün bu disiplinlerin doğal olarak buluşabileceği bir zemin oluşturmaya çalıştık. Özellikle vurgulamak isterim ki, burası sadece yeme-içme odaklı bir mekân değildir odağında kültür, sanat ve düşüncenin yer aldığı multidisipliner bir platformdur.

Bir başka hedefimiz ise talep oluşturmaktı. Bazen insanlar bana, “Van’da buna ilgi olur mu?” diye soruyor. Ben ise hiçbir zaman bu soruyla başlamadım. Ben hep şunu düşündüm: Eğer gerçekten nitelikli bir iş yaparsanız, insanlar zamanla onun değerini görür. Talep bazen beklenmez; oluşturulur.

Uluslararası bir sanat sergisi yaptığınızda, dünyanın farklı ülkelerinden şefleri davet ettiğinizde, yerel üreticiyi görünür kıldığınızda ya da akademiyi sürecin içine dahil ettiğinizde sadece bir etkinlik düzenlemiyorsunuz. Aynı zamanda yeni bir kültürel alışkanlık oluşturuyorsunuz.

Bu süreçte sadece ziyaretçiler öğrenmiyor. Biz de öğreniyoruz. Yerel üretici öğreniyor. Sanatçı öğreniyor. Gençler öğreniyor. Aslında hep birlikte öğreniyor ve birlikte büyüyoruz. Bence Tariria’nın en değerli tarafı tam da bu.

Son yıllarda sıkça kullandığım bir kavram var: etki yatırımı. Tariria’yı da böyle görüyorum.

Elbette ekonomik olarak sürdürülebilir olması gerekiyor. Ama benim için başarının tek ölçüsü bu değil. Eğer bulunduğu coğrafya gençlere ilham verebiliyorsa, yerel üreticinin daha fazla değer üretmesine katkı sağlıyorsa, sanatçılar için yeni imkânlar oluşturuyorsa, insanların yaşadıkları şehre yeniden umutla bakmalarını sağlıyorsa, işte o zaman gerçek anlamda değer üretmiş demektir.

Ben Tariria’nın yıllar sonra sadece güzel yemek yenen ya da sergi gezilen bir yer olarak değil, Van’ın kültürel hafızasına eklenmiş yaşayan bir fikir olarak hatırlanmasını isterim. Çünkü binalar yapılır, işletmeler açılır ve kapanır. Ama insanların hayatına dokunan fikirler yaşamaya devam eder.

Tarira11“Bir ismin taşıdığı anlam, kurduğu yapının ruhuna da yön verir.”

Bir mekâna isim vermek, ona bir ruh ve yön kazandırmak anlamına da gelir. Tariria ismi sizde hangi çağrışımları taşıyor? Bu isim ile mekânın kimliği arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Bir isim bir projenin en kısa manifestosudur. Tariria da bizim için tam olarak bunu ifade ediyor.

Tariria, Urartu Kralı Menua’nın eşinin adı olarak biliniyor. Aynı zamanda bu projenin hayat bulduğu coğrafyayla güçlü bir tarihsel bağ kuruyor. Bu nedenle bizim için sadece geçmişten alınmış bir isim değildir bu toprakların hafızasına duyduğumuz saygının da bir ifadesidir.

Ancak bizi etkileyen sadece tarihsel tarafı değildi. Bu isim, kadının toplumdaki yerine dair de güçlü bir anlam taşıyor.

Tarih çoğu zaman kralların, savaşların ve zaferlerin hikâyesini anlatır. Oysa medeniyetleri asıl ayakta tutanlar; üretimi, bilgiyi, kültürü ve yaşamı kuşaktan kuşağa taşıyan kadınlardır. Çoğu zaman isimleri ön planda değildir ama bıraktıkları iz çok derindir.

Biz Tariria ismini seçerken, kadının emeğine, üretkenliğine ve toplumdaki dönüştürücü rolüne de saygımızı ifade etmek istedik.

Bu anlayışı sadece teoride veya isimde bırakmıyoruz; pratiğe döküyoruz. Tariria’nın mutfağından sanat atölyelerine kadar uzanan tedarik ve üretim zincirinde bölgedeki kadın kooperatifleriyle omuz omuza çalışıyoruz. Kadın kooperatiflerine sunduğumuz bu aktif destek, yerel kalkınmanın ve toplumsal dönüşümün anahtarıdır. Tariria’nın çalışma kültüründe kadınların üretimde, yönetimde ve karar alma süreçlerinde daha güçlü yer aldığı bir yapı kurmaya özen gösteriyoruz. Çünkü daha kapsayıcı, daha yaratıcı ve daha sürdürülebilir kurumların ancak kadınların güçlü katılımıyla mümkün olduğuna inanıyoruz.

Bu isim geçmişe ait bir kelime gibi duyulsa da aslında geleceğe dair bir umut taşır. Biz hiçbir zaman geçmişi romantikleştirmek istemedik; geçmişten ilham alıp geleceği inşa etmek istedik.

Tariria bana aidiyet hissini çağrıştırıyor: toprağa bağlı olmayı, yaşadığı coğrafyayı anlamayı, o coğrafyadan beslenmeyi ama aynı zamanda dünyaya açık olmayı…

Çünkü ben yerelliğin dünyaya kapalı olmak anlamına geldiğine hiçbir zaman inanmadım. Tam tersine, kendi köklerini ne kadar iyi bilirseniz dünyayla o kadar güçlü ilişki kurabilirsiniz. Tariria da tam olarak bunu temsil ediyor. Van’dan besleniyor ama sadece Van’a konuşmuyor; Van’dan dünyaya uzanan bir hikâye anlatmaya çalışıyor.

Bence bugün şehirlerin de buna ihtiyacı var: Kendi kimliğini korurken dünyayla iletişim kurabilen yeni hikâyelere…

Tariria’nın ismini her duyduğumda benim aklıma tamamlanmış bir proje gelmiyor her gün gelişen, her gün öğrenen, her gün dönüşen yaşayan bir ekosistem geliyor.

Çünkü biz bu hikâyenin sahibi değiliz. Yaklaşık üç bin yıldır devam eden büyük bir hikâyenin sadece kendi dönemimize düşen bölümünü yazıyoruz. Eğer bizden sonra gelenler de bu hikâyeye kendi cümlelerini ekleyebilirse, işte o zaman Tariria gerçek anlamına ulaşmış olacak.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 10.44.38 (5)“Bir şehir, geleceğini ortak hayaller kurabilen insanlarla büyütür.”

Van, güçlü bir tarihsel ve kültürel hafızaya sahip kentlerden biri. Tariria’nın bu kadim şehrin kültürel hayatına nasıl bir katkı sunmasını amaçladınız? Burada nasıl bir karşılaşma ve paylaşım iklimi kurmayı hayal ettiniz?

Ben Van’ın en büyük gücünün tarihi olduğuna inanıyorum; ama en büyük fırsatının geleceği olduğuna da inanıyorum.

Çoğu zaman şehirlerimizi anlatırken sürekli geçmişe dönüyoruz. Elbette bu miras çok kıymetli: Urartular, Van Kalesi, Akdamar, Van Denizi… Bunların her biri bu coğrafyanın hafızasını oluşturuyor. Ama ben hep şu soruyu soruyorum: Peki biz bugünün hafızasına ne bırakıyoruz?

Tariria biraz bu sorunun cevabını arıyor.

Burası gastronominin bir amaç değil, kültürel köprülerden biri olduğu bir alan. Biz gastronomiyi de kültürün, sanatın ve felsefenin bir parçası olarak ele alıyoruz. Bu noktada en temel kılavuzumuz “sürdürülebilirlik” kavramı oluyor. Tariria’da gerçek anlamda bir “bahçeden tabağa” (farm-to-table) felsefesi uyguluyoruz. Kendi topraklarımızda, yerel tohumlarla, doğaya saygılı yöntemlerle ürettiğimiz malzemeler mutfağımızın kalbini oluşturuyor. Bu sürdürülebilirlik döngüsü sadece çevreyle sınırlı değil; kültürel sürdürülebilirliği de kapsıyor. Kadim mutfak kültürümüzü ve yerel tohumlarımızı koruyor, onları geleceğe aktarıyoruz.

İşte bu felsefenin ve kültürel köprünün en somut yansıması, Tariria içinde yer alan restoranımız. Urartu mirasına bir selam duruşu olarak “Menua” adını verdiğimiz bu restoranda, İpek Yolu’ndan ve Asya’ya açılan kapı olmamızdan dolayı mutfağından seçkin ve nitelikli lezzetleri misafirlerimize sunuyoruz. Menua Restoran, sadece yemek yenen bir yer değil; yerel değerlerin küresel gastronomi vizyonuyla buluştuğu, farklı kültürlerin aynı masada harmanlandığı bir deneyim alanı.

Ben insanların sadece geçmişi konuştuğu bir yer değil, geleceği birlikte hayal ettiği bir yaşam alanı oluşturmak istedim…

Bir sanatçı eserini üretsin… Bir akademisyen araştırmasını anlatsın… Bir çiftçi kendi ürününü gururla paylaşsın… Bir şef o ürünlerden yeni hikâyeler anlatsın… Gençler bütün bunları aynı günün içinde deneyimleyebilsin…

İşte benim hayal ettiğim karşılaşma tam olarak buydu. Çünkü yenilik çoğu zaman aynı düşünen insanların bir araya gelmesiyle değil, birbirinden farklı insanların karşılaşmasıyla ortaya çıkıyor.

Bugün dünyada yaratıcı şehirlerin ortak özelliğine baktığınızda bunu görüyorsunuz. Sanat kültürü besliyor, kültür düşünceyi büyütüyor, düşünce yaşam pratiklerimizi şekillendiriyor ve nihayetinde gastronomi de bu bütünün lezzetli bir dışavurumu haline geliyor. Biz Tariria’da kantitatif bir yeme-içme alanından ziyade; sergilerle, panellerle, edebiyat ve sanat buluşmalarıyla Van’ın entelektüel ve kültürel nabzını tutan bir merkez kurmaya odaklandık. Gastronomi bu kültür ekosisteminin sadece vitrinlerinden biri; asıl motorumuz kültürün ve sanatın ta kendisi.

Aslında burada sadece etkinlik düzenlemiyoruz; insanlar arasında yeni bağlar kurulmasına aracılık ediyoruz.

Bazen bir sergide tanışan iki insan daha sonra ortak bir proje geliştiriyor. Bazen bir üretici ilk kez kendi ürününün ne kadar değerli olduğunu fark ediyor. Bazen bir genç ilk kez uluslararası bir sanatçının çalışmalarını yakından görüyor. İşte bütün bunlar bana göre kültürel dönüşümün başlangıcı.

Ben Van’ın artık sadece tarihiyle değil, ürettiği yeni fikirlerle, sanatsal etkinlikleriyle ve vizyoner kültürel kimliğiyle de konuşulmasını istiyorum. Çünkü geçmiş bize güçlü bir temel sunuyor. Ama geleceği inşa edecek olan bugünkü üretimimiz. Tariria’nın buna küçük de olsa katkı sunmasını umut ediyorum.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 10.44.38 (2)“Bir şehir, geleceğini ortak hayaller kurabilen insanlarla büyütür.”

Bir kültür mekânı, insanların bir araya geldiği bir adres olmanın ötesinde düşüncenin, sanatın ve hafızanın dolaşıma girdiği bir alana dönüşebilir. Tariria’nın insanlarda nasıl bir duygu ve aidiyet bırakmasını arzu ediyorsunuz?

Ben insanların Tariria’dan ayrılırken sadece güzel vakit geçirmiş olmalarını istemiyorum. Bir şey düşünerek ayrılmalarını istiyorum.

Belki yeni bir fikirle… Belki yeni tanıştıkları bir insanla… Belki daha önce hiç fark etmedikleri bir hikâyeyle… Belki de yaşadıkları şehre farklı bir gözle bakarak…

Bence kültür tam da bunu yapmalı: İnsanın bakış açısını değiştirmeli.

Aidiyet duygusu da bence böyle oluşuyor. Bir yere sadece doğduğunuz için ait olmazsınız; o yere katkı sunduğunuz zaman ait hissedersiniz. Biz Tariria’da insanlara tam da bunu hissettirmek istiyoruz: “Burası benim de katkı sunabileceğim bir yer.”

Çünkü kültür seyredilen bir şey değil; katıldığınız zaman anlam kazanan, yaşayan bir süreçtir. Bu yüzden Tariria’nın ziyaretçisi olsun istemiyoruz, katılımcısı olsun istiyoruz.

Bir sergiyi gezen biri belki bir sonraki sergide gönüllü olacak. Bir öğrenci belki ileride burada kendi projesini geliştirecek. Bir üretici belki ilk kez kendi ürününü uluslararası bir şefin menüsünde görecek. Bunlar küçük gibi görünen ama uzun vadede şehirleri değiştiren adımlar.

Ben mekânların insanları dönüştürebileceğine inanıyorum. İyi tasarlanmış bir meydan… İyi tasarlanmış bir park… İyi tasarlanmış bir kültür merkezi… İnsanların davranışlarını değiştirir. Birbirleriyle kurdukları ilişkiyi değiştirir.

Tariria’yı tasarlarken de aslında en çok bunu düşündük. İnsanlar burada kendilerini rahat hissetsin. Konuşabilsin. Üretebilsin. Merak etsin. Soru sorsun. Ve buradan ayrılırken yeniden gelmek istesinler; gerçek aidiyet tam da böyle oluşur.

Bir yer sizi çağırmaya devam ediyorsa, orayla aranızda görünmeyen bir bağ kurulmuş demektir.

Ben yıllar sonra insanların Tariria’yı anlatırken, “Orada güzel yemek yemiştim.” demesinden çok, “Orada hayatıma dokunan bir fikirle karşılaşmıştım.” demelerini isterim. Sanırım benim için en büyük mutluluk da bu olur.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 10.44.39“Bir kentin geleceği, gençlerin kurduğu hayaller kadar genişler; onlara açılan her kapı, yarının ufkunu büyütür.”

Kültürel üretim, emek ve süreklilik isteyen uzun bir yolculuk. Bu süreçte sizi en çok besleyen ve yolunuza ışık tutan değerler nelerdir? Tariria’yı ayakta tutan temel düşünceyi nasıl tarif edersiniz?

Sanırım beni en çok besleyen şey merak duygusu.

Bugün bile yeni bir şehre gittiğimde ilk yaptığım şey sadece iyi restoranları görmek olmuyor. O şehrin pazarını geziyorum, müzelerini ziyaret ediyorum, mimarisine bakıyorum, sokaklarında yürüyorum. İnsanların nasıl yaşadığını, nasıl üretip nasıl paylaştığını anlamaya çalışıyorum. Çünkü ilham bazen beklemediğiniz bir sokakta, bazen küçük bir atölyede, bazen de bir çiftçinin anlattığı hikâyede karşınıza çıkıyor.

Hayatım boyunca şuna inandım: Öğrenmeyi bıraktığınız anda üretmeyi de bırakıyorsunuz.

Belki de Tariria’nın en önemli özelliği bu. Biz burada sadece etkinlik düzenlemiyoruz; biz de sürekli öğreniyoruz. Bazen bir sanatçı bize yeni bir bakış açısı kazandırıyor, bazen bir akademisyen, bazen genç bir öğrenci, bazen de yıllardır aynı toprağı işleyen bir üretici…

Bilginin tek bir merkezden çıkmadığına inanıyorum. Tam tersine, bilgi paylaşıldıkça büyüyor. O yüzden Tariria’nın en önemli değerlerinden biri birlikte öğrenmek. Biz öğreten bir kurum olmak istemiyoruz; birlikte öğrenen bir topluluk olmak istiyoruz.

Bir başka konu da sabır!

Bugün inanılmaz bir hızla birçok insan yaptığı işin sonucunu hemen görmek istiyor. Oysa kültür böyle işlemiyor. Bir ağacı diktiğiniz gün gölgesinde oturamıyorsunuz. Önce toprağı hazırlıyorsunuz. Sonra suluyorsunuz. Bekliyorsunuz. Emek veriyorsunuz. Yıllar sonra meyvesini alıyorsunuz.

Bence kültürel projeler de tam olarak böyle. Biz bugün attığımız bazı adımların gerçek etkisini belki on yıl sonra göreceğiz. Ve bu beni rahatsız etmiyor; tam tersine heyecanlandırıyor. Çünkü kalıcı olan şeylerin zamana ihtiyacı vardır.

Tariria’nın temelinde de bu düşünce var: Hızlı büyümek değil, doğru büyümek. Çok görünmek değil, gerçekten değer üretmek. Kalabalık olmak değil, anlamlı ilişkiler kurabilmek.

Ben başarıyı hiçbir zaman sadece rakamlarla ölçmedim. Bir gün bir genç gelip “Burada gördüklerim hayatımı değiştirdi.” derse… Bir üretici “Artık ürünümün değerine daha çok inanıyorum.” derse… Bir sanatçı “Kendimi burada özgürce ifade edebildim.” derse… İşte benim için en büyük başarı budur. Çünkü kültürün gerçek etkisi, insanların hayatına sessizce dokunmasında saklıdır.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 10.44.37

“Bir kentin geleceği, gençlerin kurduğu hayaller kadar genişler; onlara açılan her kapı, yarının ufkunu büyütür.”

Kentlerin kültürel hayatı, gençlerin kurduğu ilişkiyle de şekillenir. Tariria’nın özellikle gençler için nasıl bir deneyim alanına dönüşmesini istiyorsunuz? Onların burada neyi keşfetmesini, neyi çoğaltmasını umut ediyorsunuz?

Ben gençlere hiçbir zaman sadece geleceğimiz olarak bakmadım. Onlar bugünün de en önemli aktörleri. Bazen gençlere sürekli ne yapmaları gerektiğini anlatıyoruz. Ben bunun yerine onlara imkân sunmanın daha doğru olduğuna inanıyorum.

Tariria’da kurmaya çalıştığımız şey tam olarak bu. Bir genç burada bir sergi görebilsin, bir sanatçıyla sohbet edebilsin, bir akademisyenin konuşmasını dinleyebilsin, dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanlarla aynı masada oturabilsin, yeni tatlar keşfedebilsin, yeni fikirler geliştirebilsin. Belki ilk kez kendi şehrine başka gözle bakabilsin. Çünkü dönüşüm bazen tek bir karşılaşmayla başlıyor.

Ben Van’da yetişen gençlerin sürekli başka şehirlerde fırsat aramak zorunda hissetmelerini istemiyorum. Elbette dünyayı gezsinler, eğitim alsınlar, deneyim kazansınlar. Ama sonra dönüp bu şehirde de büyük işler yapılabileceğine inansınlar. Tariria biraz da bunun mümkün olduğunu göstermeye çalışan bir örnek.

Biz gençlere hazır cevaplar vermek istemiyoruz. Merak etmelerini istiyoruz. Soru sormalarını istiyoruz. Denemelerini, yanılmalarını, tekrar denemelerini… Çünkü yaratıcılık böyle gelişiyor.

Eğer Tariria, Van’da yetişen gençlerden birkaç tanesinin bile hayal kurmasına cesaret verebilirse… Bir gencin “Ben de bu şehirde üretebilirim.” demesine katkı sağlayabilirse… Ben bunun bütün emeklere değeceğini düşünüyorum. Çünkü şehirlerin geleceğini binalar değil, hayal kurabilen insanlar belirliyor.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 10.44.38 (4)“İnsan, kurduğu yapılarla çok ardında bıraktığı umutla hatırlanır.”

Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda, Tariria’nın Van’ın hafızasında nasıl bir iz bırakmasını istersiniz? Geleceğe dair düşlediğiniz yolculuk, hangi duygular ve hangi hedefler etrafında şekilleniyor?

Açıkçası ben hiçbir zaman Tariria’nın başarısını ziyaretçi sayısıyla ya da kaç etkinlik yaptığımızla ölçmeyeceğim. Bunlar elbette önemli göstergeler ama benim için asıl mesele değil.

Benim için asıl soru şu: Tariria, insanların hayatında gerçekten bir fark oluşturabildi mi? Yıllar sonra biri dönüp “Ben ilk uluslararası sanat sergimi orada gördüm.” derse… Bir başkası “İlk kez kendi şehrime başka gözle bakmayı orada öğrendim.” derse… Bir genç “Ben kariyerime orada ilham aldığım için bu alanda devam ettim.” derse… İşte o zaman gerçekten bir iz bırakmış olacağız.

Ben Van’ın geleceğine çok inanıyorum. Belki de bu projeyi ayakta tutan en önemli duygu bu. Çünkü ben Van’ı sadece geçmişiyle tanımlamıyorum. Elbette bu şehir çok güçlü bir tarih taşıyor. Ama ben aynı zamanda Van’ın gelecekte kültürün, sanatın, gastronominin ve yaratıcı ekonominin önemli merkezlerinden biri olabileceğine inanıyorum.

Bunun kolay olmadığını biliyorum. Bunun kısa sürede olmayacağını da biliyorum. Ama zaten hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedim. Tariria’nın en önemli özelliği belki de bu. Biz bir bina yapmadık; bir süreç başlattık. Bugün attığımız adımların gerçek karşılığını belki yıllar sonra göreceğiz. Ve bu beni mutlu ediyor. Çünkü kalıcı işler zamana ihtiyaç duyar.

Ben bazen Tariria’yı yaşayan bir laboratuvar gibi görüyorum: Sürekli deneyen, sürekli öğrenen, sürekli gelişen, kendini tekrar etmeyen… Bence geleceğin kültür kurumları da böyle olmak zorunda!

Dünyadan öğrenmeli ama kendi kimliğini kaybetmemeli. Yerelden beslenmeli ama dünyaya açık olmalı. Geçmişe saygı duymalı ama sadece geçmişi anlatmamalı; geleceği de inşa etmeli. Tariria’nın yapmak istediği tam olarak bu.

Ben yıllardır otelcilik, turizm ve gastronomi sektöründe çalışıyorum. Bu yolculuk bana iyi bir destinasyonun sadece güzel otellerle ya da iyi restoranlarla oluşmadığını öğretti. Bir destinasyonu güçlü yapan şey, insanına ilham verebilmesidir; insanların yeniden üretme isteğini canlı tutabilmesidir.

Ben artık sadece bir restoran ya da bir kültür merkezi üzerine düşünmüyorum. Bir şehrin nasıl daha yaşanabilir, daha üretken ve daha ilham veren bir yere dönüşebileceği üzerine düşünüyorum. Tariria bunun tek başına cevabı değil ama bu yolculuğun önemli parçalarından biri olabilir.

Eğer yıllar sonra insanlar Tariria’yı, “Orası sadece yemek yediğimiz ya da sergi gezdiğimiz bir yerdi.” diye değil… “Orası bize birlikte üretmenin, birlikte öğrenmenin ve yaşadığımız şehre yeniden inanmanın mümkün olduğunu gösterdi.” diye hatırlarsa… benim için bundan daha büyük bir başarı olamaz.

Çünkü şehirleri değiştiren şey binalar değildir. Şehirleri değiştiren şey, insanların birbirine yeniden inanmasını sağlayan fikirlerdir. Ve ben bütün yolculuğum boyunca aslında tam da bunun peşinden gittim.

Manşet-14“Bir şehrin gerçek zenginliği, hafızasını geleceğe taşıyabilen insanların emeğinde saklıdır.”

Tariria, bir mekân kurma düşüncesinden çok daha büyük bir arayışın ürünü olarak doğuyor. Bekir Kaya'nın anlattıkları, kültürün, sanatın, gastronominin, mimarinin ve üretimin aynı çatı altında buluşabildiği bir yaşam alanının nasıl filizlendiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, Van'ın kadim mirasını bugünün üretkenliğiyle buluştururken, geleceğe uzanan yeni bir kültürel hafıza oluşturma arzusunu da taşıyor.

Bu söyleşi boyunca anlaşılıyor ki Tariria'nın asıl hedefi, insanların bir araya geldiği bir adres olmanın ötesine geçerek düşüncenin, paylaşımın ve ortak üretimin çoğaldığı bir zemin kurmak. Bir şehrin geleceği, kendi insanına duyduğu güvenle şekilleniyor; o güven ise ancak birlikte kurulan hayallerle büyüyor.

Bekir Kaya'nın anlattığı yolculuk, Van'a duyduğu aidiyetin ve bu coğrafyaya karşı hissettiği sorumluluğun samimi bir yansımasıdır. Tariria da bu yolculuğun yaşayan hafızası olarak, her yeni karşılaşmayla büyümeye ve yeni hikâyeler biriktirmeye devam ediyor.

“İnsan ardında yapılar bırakabilir; kalıcı olan, insanların yüreğinde yaşamaya devam eden fikirdir.”

Hafızanın Tanıkları