Kerim Eren ile Cumartesi Annelerinin İzinde Bir Söyleşi

“Tek bir fotoğraf karesi, bir ülkenin suskunluğunu anlatır.”

Cumartesi Anneleri, yıllardır Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının izini sürerken, bu ısrarlı bekleyiş sözle değil; bakışla, duruşla ve görüntüyle de kayda geçiyor. Her hafta aynı yerde tekrarlanan bu buluşma, zamanın silmeye çalıştığı izlere karşı kurulmuş sessiz bir hafıza alanıdır.

Fotoğrafçı Kerim Eren, bu alanın içinden bakan bir isim. Onun objektifi anı donduran bir araçtan çok kaybın, yokluğun ve arayışın görünür kılındığı bir tanıklık biçimidir. Yıllara yayılan bu takip, bir mesleki pratiğin ötesine geçerek, hafızayı koruma çabasına dönüşüyor.

Bu söyleşide Kerim Eren ile Cumartesi Annelerinin bir fotoğrafçının gözünden; tanıklık, hafıza ve görsel anlatının derinliği üzerinden konuştuk.

Cumartesi Insanları15

“Karşılaşmalar bir an değildir; insanın yönünü değiştiren uzun bir tanıklığın başlangıcıdır.”

Cumartesi Anneleri ile tanışmanız nasıl gerçekleşti ve bu sürece sizi en çok çeken şey ne oldu?

27 Mayıs 1995'ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı'nda gözaltında kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfillerle sessiz oturma eylemi yapılmakta ve her hafta bir kaybın öyküsü anlatılmaktadır.

13 Mart 1999'da polisin çok yoğun müdahalesi ve baskısı nedeniyle oturma eylemlerine 10 yıl ara verildi. 31 Ocak 2009'da oturma eylemleri yeniden başlatıldı.

Ben bu tarihten sonra sessiz bir destekçi olarak sürekli izlemeye başladım. Kayıp yakınlarının taşıdığı fotoğrafların arasında kaybettiğim arkadaşlarımı gördüğümde, benim hikâyemin de Cumartesi Annelerinden çok farklı olmadığını düşündüm.

500. Haftaya kadar destekçi olarak, 500. haftadan bugüne kadar da gazeteci ve fotoğrafçı olarak her hafta annelerin yanında oldum. Tüm işlerimi, programımı buna göre ayarladım. Öyle ki, cuma günü omzum kırıldığında bandajlıyken bile ertesi gün Galatasaray Meydanı’nda annelerin yanındaydım.

Cumartesi Insanları14

“Görmek, çoğu zaman kaçınılmaz bir yük getirir; insan o yükle yaşamayı öğrenir.”

Bir fotoğrafçı olarak her hafta orada bulunmak sizin için ne ifade ediyor? Bu sürecin duygusal yükünü nasıl taşıyorsunuz?

Kayıp yakınlarının çektiği derin acıyı, birçok arkadaşını gözaltında kaybetmiş biri olarak çok iyi anlayabiliyorum. Zaten orada olmamın en temel nedeni de bu.

Bu yük, gerçekten tarif edilemeyecek kadar ağır. Ama kayıpların hikâyelerinin görünür kalmasına katkıda bulunduğunu hissetmek, bu ağırlığa katlanmayı mümkün kılıyor.

Kayıpların hikâyelerini öğrendikçe yüreğe dokunan o ağırlık katlanarak büyüyor. Sürekli “Onlar için ne yapabilirim?” diye soruyorsunuz kendinize.

Cumartesi Insanları13

“Fotoğraf, söylenemeyeni görünür kılan, sessizliğe biçim veren bir dildir.”

Çektiğiniz fotoğraflar aracılığıyla neyi anlatmak istiyorsunuz? Bu karelerde en çok hangi duyguyu yakalamaya çalışıyorsunuz?

Çalışmamın ana teması, gözaltında kaybetmenin korkunçluğunu duyurmaya katkıda bulunmak.

Bir insan öldürüldüğünde, naaşı bulunur; ritüeller yerine getirilir, toprağa verilir. Bayramlarda, önemli günlerde mezarı ziyaret edilir, çiçekler bırakılır. İnancın gereği yerine getirilir.

Ama burada böyle değil.

Bazı kayıpların mezar yerleri yoğun çabalar sonucunda kimsesizler mezarlıklarında bulunabildi. Bazılarının kemikleri kör kuyulardan çıkarıldı. Bu bile “şans” olarak görüldü.

Ama binlerce kayıp için bu bile mümkün olmadı. Berfo Ana, Elmas Anne ve diğer anneler yıllarca sadece bir mezar taşı istediler. Ama çocuklarına bir mezar bile çok görüldü.

Bugün üçüncü kuşak Galatasaray’da kayıplarını soruyor. Annelerinin, babalarının elini tutarak küçük yaşta o meydana gelen çocuklar, bizim tanıklığımızda büyüdüler. Şimdi aynı hikâyeyi, aynı sessiz çığlıkla sürdürmeye devam ediyorlar.

Cumartesi Insanları12

“Bir yüz, zamana rağmen silinmeyen; her bakışta yeniden konuşan bir hikâyedir.”

Cumartesi annelerini fotoğraflarken sizi en çok etkileyen anlar hangileri oluyor?

Fotoğraf çekmek, hissetmektir. Cumartesi Annelerinin on binlerce kare fotoğrafını çektim. Her karede ayrı bir acı vardı.

Düşünün; babanız, eşiniz, kardeşiniz ya da çocuğunuz bir sabah evden çıkıyor ve bir daha dönmüyor. Sanki hiç yaşamamış gibi yok oluyor.

Beni en çok etkileyen, babalarını kaybeden çocuklar. Babasını hiç hatırlayamayan çocukların fotoğraflarını çekmek… Onların baba sevgisini hiç yaşamamış bakışlarını görmek…

Bu işin en ağır yanı bu, bazı çocukların babalarıyla tek bir fotoğrafı bile yok.

Cumartesi Insanları11

“Unutmak kendiliğinden gelir; hatırlamak ise ısrarla kurulan bir hafızadır.”

Fotoğraflarınızın toplumsal hafızaya nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?

Zaman, pek çok şeyi unutturur, üzerini örter. Ama kayıp yakını için bu acı ömür boyu sürer.

Bir gün, kaybının izine ulaşma umudu, insanı hayata bağlar.

Bu yüzden kayıpların hikâyelerini canlı tutmak, unutulmasını engellemek çok önemlidir. Fotoğraflar da buna katkı sunuyor.

Galatasaray Meydanı’nda bir fotoğrafa sarılmanın, bir karanfili bariyerlerin ötesine bırakmanın ne demek olduğunu kaydetmek ve geleceğe taşımak, her geçen gün daha da önemli hâle geliyor.

Cumartesi Insanları10

“Tanıklık, insanın kendi hayatını başkalarının acısıyla yeniden düşünmeye başlamasıdır.”

Bu süreç sizde kişisel olarak nasıl bir dönüşüm yarattı?

Vizöre her baktığımda, her deklanşöre bastığımda tarifsiz acılarla, sessiz çığlıklarla ve gözyaşlarıyla karşılaşıyorum.

Zamanla bu durum öyle bir hâl alıyor ki, bu hikâyelerden kopamıyorsunuz.

Artık her cumartesi bir refleks gibi kendinizi Galatasaray Meydanı’nda buluyorsunuz.

Bir süre sonra, oradaki insanların sadece fotoğraflarını çeken biri olmuyorsunuz; onların hikâyesinin bir parçası hâline geliyorsunuz.

Cumartesi Insanları9

“Hikâyeler anlatılarak değil; taşınarak, devredilerek ve susmadan korunarak yaşar.”

Cumartesi Annelerinin mücadelesini gelecek kuşaklara nasıl aktarmak gerekir?

Bu mücadelenin zaman içinde kaybolmaması için hikâyelerin geleceğe taşınması gerekiyor.

Hikâyeler aktarılırsa yaşamaya devam eder.

Bu noktada sorumluluk, tanıklıkları kaydedenlere düşüyor. Sabırla, ısrarla bu sessiz çığlığı kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara ulaştırmak gerekiyor.

Yeni kuşaktan gazetecilerin, bu hafıza aktarımında önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum.

Cumartesi Insanları8

“Görsel hafıza sessizliğin dilidir.”

Kerim Eren’in kadrajı, bir anın sınırlarını aşarak yıllara yayılan bir arayışı da görünür kılıyor. Her fotoğraf, yokluğun izini sürerken aynı zamanda unutmaya karşı duran bir hafıza biçimine dönüşüyor.

Bu tanıklık, görüntünün ötesinde bir sorumluluk taşıyor: Görülenin kaybolmaması, anlatılanın susmaması ve bir daha tekrarlanmaması için.

Cumartesi Annelerinin yıllara yayılan bekleyişi, Kerim Eren’in objektifinde görüntü belgelenmiyor; aynı zamanda zamanın içinden geçerek geleceğe aktarılıyor.

Fotoğrafların hafızası, bir halkın vicdanını da görünür kılar.

Hafızanın Tanıkları