Uzun bir sessizliğin ardından Diyarbakır, bir geceliğine yeniden nefes aldı.

Yüzbinlerce insan, o gece gökyüzünün altına toplandı — kimisi çocukluğunun seslerini dinlemeye, kimisi unutamadığı bir yarayı sarmaya, kimisi de yalnızca o anı yaşamak için. Ama hepsinin kalbinde aynı heyecan vardı: Koma Amed geri dönüyordu.

Kentin üzerindeki hava bile farklıydı o gün. Sur’un taş duvarları bile sanki eski günleri hatırlıyordu.
O ilk akor duyulduğunda, kalabalığın içinden bir uğultu yükseldi; sonra alkışlar, çığlıklar ve gözyaşları birbirine karıştı. Çünkü bu sadece bir konser değildi — bu, bir halkın yıllar sonra kendi sesine yeniden kavuşmasıydı.

Koma Amed’in şarkıları, bir dönemin yasını, umudunu, öfkesini ve direncini taşıyordu. Onlar, yasakların içinden bir halkın varlığını müziğe dönüştürmüşlerdi. Her ezgi, bir hatıra; her söz, bir tanıklıktı. Ve bu tanıklık, yıllar sonra yine aynı meydanda, binlerce gencin dilinde yankılandı.

Bir zamanlar kasetlerle elden ele dolaşan, gizli dinlenen o şarkılar… Şimdi özgürce, yüksek sesle, şehrin kalbinde söyleniyordu.
Gençler, o şarkılarda kendi geçmişini değil; geleceğini buldu.
Yaşlılar, o melodilerde kaybettikleri yılları, sevdiklerini, sürgünleri hatırladı.
Müzik, bir kez daha, halkla tarih arasındaki köprüyü kurdu.

Ve o gece, herkesin aklında ve kalbinde aynı isim yankılandı: Abdul Melik.
Koma Amed’in unutulmaz sesi, müziğin kalbi, o güçlü ve içten yorumuyla bir dönemin ruhunu taşıyan insan.
Belki bedenen o sahnede değildi ama her notada, her alkışta, her gözyaşında onun izi vardı.
Onun sesi, bu toprakların sessizliğine meydan okuyan bir yankıydı; ve o gece o yankı yeniden dirildi.
Bir halk, kendi sesini onun mirasıyla buldu.

O gece Diyarbakır sadece bir konser değil, bir yeniden buluşma yaşadı.
Bir halk, kendi dilinde, kendi ezgisiyle yeniden “ben buradayım” dedi.
Gözyaşları döküldü, ama o gözyaşları kederden çok onurdu — çünkü o sahnede söylenen her nota, bu toprakların hafızasında yerini almıştı.

Belki de Koma Amed’in geri dönüşü, sadece müzikal bir olay değil; bir toplumun kendini yeniden hatırlayışıydı.
Unutulan değil, bastırılan değil — yeniden doğan bir hafızaydı.
Ve o gece Diyarbakır, sadece bir şehir değildi artık; bir kalbin, bir halkın sesi olmuştu.

Ben o gece oradaydım.
Koma Amed’in ilk notası gökyüzüne yükseldiğinde, binlerce insanın gözünde aynı ışığı gördüm: hasretin ışığıydı o.
Bir halk, bir şehir, bir müzik — hepsi o gece aynı ritimde attı.
Ve ben, o sesin içinden geçerken şunu düşündüm: bazı dönüşler sadece sahnede değil, kalplerin derinliklerinde gerçekleşir.
Ve o kalplerin bir köşesinde, Abdul Melik’in sesi hâlâ yaşıyor.

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. VanHaber.tr'nin kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)