Dil, Hafıza ve Gelecek Üzerine Sami Tan ile Derinlikli Bir Söyleşi “Bir halkın geleceği, bugün neyi sahiplendiğiyle yazılır.”

Kürtçe, yalnızca bir iletişim aracı değil; hafıza, kültür, direniş ve toplumsal varoluşun katmanlarını taşıyan kadim bir söz mirasıdır. Tarih boyunca baskılar, yasaklamalar ve görünmezleştirme politikalarıyla sınanan bu dil, yine de sözlü geleneğin, dengbêjliğin, halk anlatılarının ve yazılı üretimin taşıdığı güçlü damar sayesinde bugün hâlâ nefes alabiliyor.

Sami Tan, hem derlemeci hem sözlükçü hem de Kürt dili üzerine çalışan kurumların içinde yer alan bir emekçi olarak, bu söz damarının nabzını tutan isimlerden biri. Onun çalışmalarında yalnızca dil değil; dilin taşıdığı kültür, dilin biçim verdiği düşünüş, dilin ayrıştığı ve dilin birleştiği hafıza da görünür hâle geliyor.

Bu söyleşi, tam da bu nedenle, bir dilin kökleri ile onu yaşatan insanların iradesi arasındaki ilişkiye odaklanıyor: Dil nereye gider, kimler taşımazsa düşer, kimler tutarsa yeniden filizlenir? Sami Tan ile geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu köprüde, dilin gücünü ve kırılganlığını birlikte düşündük.

Sami Tan6

“Bir dilin hafızası kadar, sürekliliği de onu her gün yeniden kuran ellerle mümkündür.”

Bir dilin hafızası kadar, o dili taşıyanların gündelik davranışları da onun kaderini belirler. Günümüz Kürtlerinin dil davranışlarına baktığınızda sizi en çok düşündüren, hatta endişelendiren yön nedir?

Dil anlam ileten ses imgelerinden oluşan bir iletişim aracıdır. Ancak dil yalnız bir iletişim aracı olmakla sınırlandırılamaz, sözsel kültürün temel taşıyıcısı olarak dil, toplumun düşünsel ve ruhsal biçimlenişinde de önemli bir işleve sahiptir. Geçmişte kapalı toplumlar çoğunlukla tek dilli toplumlardı. Bu toplumlarda dilin doğal bir habitatı vardı, kendi doğal habitatında dil yaşamın bütün alanlarında kullanıyordu. Bu durum ancak büyük göç dalgaları veya işgallerle değişiyordu.

Ancak günümüzde birçok toplum için dil temasları, ekonomik ve toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklı göçler nedeniyle çok-dillilik bir zorunluluk haline geldi. Her dil böyle bir ortamda varlığını korumak zorunda, bunun için de diğer dillerle rekabet etmek zorunda. Geçtiğimiz 200 yıllık süreç katı tekçi dil ve kültür politikaları yüzünden diller özellikle de Kürt dili büyük darbeler aldı. Bu politikalar Kürt dili konuşucularının davranışlarında da önemli değişiklikler yarattı. Ağır baskı politikalarına dayalı inkâr ve asimilasyon politikaları Kürt toplumunun önemli bir kesiminde (özellikle şehirli okumuş kesimde) kendi dilinden ve kimliğinden kaçış ve kopuşa yol açtı. Bugün Kürt ailelerin büyük bir bölümü kendi anadillerini çocuklarına aktar(a)mıyor. Kürt dili için en büyük tehlike budur. Çünkü bir dil eğer yeni nesillere aktarılmıyorsa, o dilin geleceği yoktur. Sizin de belirttiğiniz gibi bir dilin kaderine konuşucuları belirler, konuşucuları o dilden vazgeçerse, hiçbir güç o dili ayakta tutamaz.

Sami Tan

“Bir dilin gördüğü baskı, yalnızca kelimelere değil; özgüvene ve kimliğe de yöneliktir.”

Kürtçe, uzun süre yasaklara, görünmezleştirmeye ve parçalanmaya maruz kaldı. Sizce bu tarihsel baskı, bugünün dil bilincini ve dilin toplumdaki yerini nasıl şekillendirdi? Bugün en çok hangi izlerini görüyorsunuz?

Yukarıda da belirttiğim gibi Kürt dili son yüzyılı aşkın bir süredir, varlık mücadelesi veriyor. Kürt dilinin yaşam bulduğu Kürtlerin doğal yaşam alanları ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı boşaltıldı. Kürt dili yabancısı oldu şehir merkezlerinde ve yabancı metropollerde dört duvar arasında yok olmakla yüz yüze bırakıldı. 20. Yüzyılda Kürdistan’ı hakimiyetleri altında tutan ulus-devletler kendi dillerin egemen dil haline getirmek için, kendi ulus dilleri dışındaki dilleri dil-kırıma uğrattılar.

Çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı imparatorluk mirasları üzerine kurulan katı ulus-devletler kendi hakimiyetleri altında tuttukları alanları homojenleştirmek tek-dilli, tek-kimlikli bir ulus yaratmak için, kısacası bu alanları birer diller ve kültürler mezarlığına çevirmek için büyük uğraş verdiler. Örneğin Türkiye’de yürütülen Türk dil planlaması Türkçe dışındaki diller için bir dil kırım planlamasıdır. Psikolojik ve fiziksel şiddeti de içeren dil-kırım siyasetini yürütenler Kürt dilini ve kimliğini inkâr ve yasaklamasının yanı sıra değersizleştirmek için de büyük çabalar harcadı.

Bu politikaların sonuçlarını Kürt toplumunda çok açık biçimde gözlemleyebiliyoruz. Bu Kürt toplumunun bir kesiminde dil ve kimlik mücadelesi verilirken, kayda değer bir toplum kesiminde de bu inkâr politikalarına teslimiyet durumu yaşanmakta. Kendi çocuklarına anadillerini bilinçli bir tercih olarak aktarmayan ailelerin tavrı bu teslimiyet durumunun açık bir göstergesidir.

Buna ek olarak, Kürtçenin kendi doğal habitatından koparılmış olması, modern çağın şehir yaşamına uygun olarak kendini biçimlendirme imkanlarından yoksun olması, önemli bir handikap olarak Kürt toplumunun ve özellikle de Kürt dili için mücadele verenlerin önünde durmaktadır. Kürtçe söz kalıpları çoğunlukla tarım toplumuna özgü kalıplardır. Bunu en iyi şekilde Kürtçe stranlarda görmekteyiz. Bu dilin dilsel zenginliğinin yeni yaşam biçimine uyarlanması bilimsel bir kurumlaşma ve çalışma gerektirmektedir. Bugün Kürtlerin çoğunluğunun yaşadığı şehir varoşlarında Kürtçenin dilsel birikimi yok olurken, yeni yaşamın zorunlu kıldığı sözcük ve kalıplar egemen dillerden gelişigüzel ödünç alınmakta bu da hibrit bir dil ortaya çıkarmaktadır.

“Lehçeler bir dilin bölünmesi değil; çoğu zaman onun tarihsel tanıklıklarıdır.”

Kurmancî, Soranî ve diğer lehçeler çoğu zaman zenginlik olarak anılsa da pratikte bir kopukluk yaratabiliyor. Sizce lehçeler arası mesafe nasıl kapanır? Bu konuda kurumların ve bireylerin üstlenmesi gereken rol nedir?

Ulus-devlet olma imkanına kavuşamayan bütün halklarda ulus öncesi dönemden kalma dil değişkeleri mevcuttu. Ulus-devlet kurma imkanına kavuşan halklar ulus inşa sürecinde kendi ölçünlü (standart) ortak iletişim dillerini yarattılar. Bunu da bir dil planlaması çerçevesinde gerçekleştirdiler. Bu planlama süreçlerinde katı merkeziyetçi politikalar uyguladılar. Bunun sonucunda ortak standart diller ortaya çıktı.

Sami Tan3

Kürt toplumu önce kendi mirlerinin hakimiyeti altında parçalanmış bir halde yaşarken Kürt medreselerinde kendi yazı dilini ortaya çıkarmış, bu yazı dili ile önemli yazılı eserler üretmiştir. Bu süreçte yazı dilinde belli bir standartlaşmada yaşanmış. Ancak büyük çoğunluğu okur-yazar olmayan geniş toplum kesimleri bu yazılı kültürden uzak kalmış, bu sınırlı yazılı dilin yanında geniş ve zengin bir sözlü kültür oluşturmuşlar. 19. Yüzyıldan itibaren gelişen ulus bilinci sonucu ortaya çıkan Kürt örgütleri Kürtçe yazı dilinin gelişmesine öncülük etmişler. Bunların çıkardığı yayınlarda her iki Kürtçe lehçesi (Kurmanci ve Sorani) lehçeleri birlikte kullanılmış. Rojî Kurd, Hetawî Kurd, Jîn gibi dergilerde her iki lehçe ile yazılmış yazılara yer verilmiş. Bugün Kürtçenin farklı lehçeleri kendilerine özgü birer yazı dili ve edebiyatı oluşturmuş durumda, ayrıca farklı lehçeler farklı alfabeler ile yazılmakta. Kürt toplumunun parçalı durumu dile de yansımış, her lehçenin farklı ağızları da ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bazı yabancı gezginler Kürtçenin onlarca lehçesinden bahsetmektedirler. Ancak bu parçalı durum Kürt ulusal bilincinin gelişmesi, teknolojinin yardımıyla ortaya çıkan ulus-ötesi iletişim araçlarının gelişmesi ile yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Bugün Kürtçenin farklı lehçelerini birlikte kullanan birçok televizyon kanalı bulunmakta, Kürtler arası iletişim imkanlarının gelişmesiyle Kürtçenin farklı lehçeleri birbirine yakınlaşmaktadır.

Ancak standart bir dilin oluşması veya en azından Kürtçenin farklı lehçelerini konuşan Kürtler arasında birbirini anlama sorunun ortadan kalkması için Kürtlerin ulusal birliğinin sağlanması, ulusal bir dil planlamasının hayata geçirilmesi gerekiyor. Kürtlerin sivil alanda ortak ulusal kurumlaşmalar yaratması gerekiyor.

“Bir dilin geleceği yalnızca gramer kitaplarında değil; siyasal koşullarda, iradede ve ortak yönelimlerde belirginleşir.”

Kürtçe yazı dili oluşturma çabaları uzun ve zorlu bir süreçten geçiyor. Sizce bugün Kürtçenin standartlaşması önünde duran en önemli kavşaklar ve tartışmalar hangileri?

Bir dilin standartlaşması meselesi sadece dilbilimcilerin çözebileceği, dil bilimsel bir mesele değildir. Belki bundan daha fazla siyasi bir meseledir. Kürtlerin siyasi birliği dilsel birlik için olmazsa olmaz bir koşuldur. Kürtlerin en azından sınırları içinde yaşadıkları ulus-devletlerle belli bir uzlaşma içinde bir statüye kavuşması zorunludur.

Dilsel açından aşılması gereken ilk zorluk alfabe meselesidir. Kürtçenin tek bir alfabe ile yazılması, lehçelerin birbirine yakınlaşması için kolaylaştırıcı bir işlev görecektir. Bugün artık bir lehçenin tercih edilip diğer lehçelerin ona eklemlenmesi söz konusu değildir; bu da bir asimilasyon olur çünkü. İlk atılması gereken adım lehçelerin kendi içinde standartlaşması ve bu standartlaşma yaşanırken, lehçeleri birbirine yaklaştıran dilsel kural ve yapıların tercih edilmesidir.

Ayrıca çağımız çok-dilli toplumların çağıdır. Bu yüzden de dilsel hiyerarşiye karşı çıkarak, insanların birlikte yaşadığı halkların dillerini öğrenme çabası içinde olması doğru olandır. Aynı şekilde Kürtlerin kendi dilinin farklı lehçelerini tanımaya ve öğrenmeye çalışması tercih edilmelidir. Türkçe aramıza bir iletişim dili olarak girmeden önce Kürtler birbirlerinin lehçelerini çok rahat konuşabiliyordu. Bugün Siverek, Lice, Kulp gibi bazı bölgelerde insanlar Kurmanci ve Kirmancki (Zazaca) lehçelerini birlikte kullanabiliyor. Bu anlayış desteklenmeli ve geliştirilmelidir.

“Dil tek tek bireylerin omzunda taşınsa da, onu koruyacak hafıza ancak kolektif yapılarla mümkündür.”

Kürtçe üzerine çalışan kurumların, derlem merkezlerinin ve kolektif yapıların giderek zayıfladığı ya da yalnız bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. Sizce bir kurumun dil için varlığı neyi mümkün kılar, yokluğu neleri tehlikeye atar?

Sami Tan2

Her dil gibi Kürtçenin kaderi de konuşucularının tavrına bağlıdır. Bu konuda aklıma gelen şöyle bir anekdot var:

Ülkenin birinde olacakları önceden bilen bir kâhin varmış, bu kâhinin ünü ülkenin her tarafına yayılmış. Sonunda kâhinin ünü ülkenin kralının kulağına da gitmiş. Kral bir gün kâhini huzura çağırmış ve bir kuşu eline alıp arkasına saklamış, bir eli kuşun gövdesinde, diğer başını tutuyormuş. Kâhine demiş:

- Duydum ki olacakları önceden biliyormuşsun, şimdi sana bir soru soracağım. Elimde bir kuş var, bu kuş ölü mü, sağ mı?

Kâhin durumu görmüş ve anlamış, eğer sağ dese kuşun kafasını kopacak, eğer ölü dese öldürmeyecek. Onu şu cevabı vermiş:

-Kralım kuşun kaderi size bağlı.

Kürt toplumunun önemli bir kesimi (özellikle politikleşmiş olanlar) söylem düzeyinde Kürtçeye sahip çıkıyor, ancak pratikte bu sahiplenmeyi göremiyoruz. Hatta bazı tavırları insanda dili araçsallaştırdıkları duygusu yaratıyor. Dünyadaki pratikler bize dil mücadelesi veren yapıların siyasi yapılardan önce ortaya çıktığını ya da onlarla paralel en az onlar kadar güçlü bir örgütleme ve mücadele geleneğine sahip olduğunu gösteriyor. Katalan, Bask ve İrlanda halklarının deneyimleri ilk akla gelen örneklerdir.

Kürtlerde ise dil ve kültür hareketleri siyasi yapılarındın tahakkümü altında, onlardan bağımsız veya özerk olmak bir yana özgün bile değil. Bu da dil mücadelesinin serpilip gelişmesine ket vuruyor. Bu yapılar yapan üreten yapılar olmaktan çok sadece devletten ve siyasi yapılardan yardım talebinde bulunan kurumlar durumunda. Güçlü bir dil hareketinin oluşması dilin kaderini değiştirecek bir dil politikasının ve planlamasının hayata geçirilmesinin imkanlarını yaratabilir. Böyle bir hareket dil alanında var olan imkân ve kazanımları güçlendirerek yeni kazanımların kapısını zorlayabilir. Kürtler arası birliğin sağlanması için kolaylaştırıcı olabilir. Bu şekilde hem Kürt dili ve kültürünün hem de Kürt halkının kaderini değiştirebilir.

“Teknoloji bir dil için hem uçurum hem köprü olabilir.”

Dijital çağ, birçok dilin yok olma hızını artırırken aynı zamanda onları görünür kılacak araçları da sunuyor. Sizce dijital üretim Kürtçe için yeni bir alan mı açıyor, yoksa bu alanda da ciddi risklerle mi karşı karşıyayız?

Dijital çağ global anlamda egemen dillerin diğer diller üzerindeki tahakkümün artırır bir yönüyle. Ancak ortaya çıkan imkanlar doğru değerlendirilirse, ezilen halkların dil ve kültürlerinin korunup geliştirilmesi için önemli imkanlar da sağlar. Bugün uydu üzerinde yayın yapan Kürtçe televizyon kanalları Kürt dilinin korunup gelişmesi ve görünür kılınması için önemli bir işlev görüyorlar. Yine sosyal medya alanının Kürtçenin kullanılması Kürtçe yazı dilinin toplumun geniş kesimlerine ulaşmasını sağlıyor. Aynı şekilde online dil öğrenme imkanlarının gelişmesi Kürtçenin bir eğitim dili olarak kullanılmasının zeminini güçlendiriyor. Online sözlükler yeni nesillerin kendi dillerini öğrenmesi ve sözcük dağarcığını geliştirmesi için iyi bir imkân sunuyor. Google çeviri, yapay zekâ alanında Kürtçenin kullanılması önemli ancak yeterli değil. Bu alanlarda Kürtçe daha iyi bir yere gelmesi için ciddi yatırımların yapılması gerekiyor. Bunun için de Kürtlerin kendi dillerini güçlü bir “pazar dili” haline getirmesi, yatırımcılara kazanç sağlayan bir dil konumuna yükseltmesi gerekiyor.

Sam Tan1

“Bir dil yalnızca anlatmaz; dünyayı kurar ve anlamlandırır.”

Bir dil yalnızca sözlü ya da yazılı bir alan değildir; aynı zamanda düşünme biçimini de şekillendirir. Sizce Kürtçe düşünmenin, Kürtçe üretmenin toplumsal hafıza ve kültürel gelecek açısından açtığı en büyük kapı nedir?

Dil mi düşünceyi şekillendirir, düşünce mi dili şekillendirir hep tartışma konusu olmuştur. Ancak görülen şey insanların ve toplumların düşünme biçimi dili şekillendirirken, süreç içinde o da insanların düşünme biçimine yön vermektedir. Örneğin her dilin renkleri adlandırması farklıdır. Dilin ses sistemi, morfolojisi, sentaksı o dili konuşanların düşünce sistematiğine etkide bulunur. Örneğin Kürtçe gökkuşağının bir adı “heftreng (yedirenk)”dir. Bu heftreng sözcüğü tutarsız insanlar içinde kullanılır. Yine “kafasında bin tilki dolaşan” kişiler için “heftaqil” denir. Dillerde varlıkların isimlendirilmesi çeşitli düşünme biçimlerinin göstergesidir. Kürtçe tarım devrimini yapmış, ilk hayvanları evcilleştirmiş bir toplumun dilidir. Bunun için de Kürtçe doğa tasvirine dayanan sözcükler bakımından zengin bir dildir. Buna karşılık Türkçe daha çok bir fiil dilidir.

Kürtçe zengin sözlü kültür mirası ve doğal yaşamın içinde şekillenmiş dilsel sistematiği ile insanlığın kültürel mirasının önemli bir kısmını içinde barındırmaktadır. Kürtçede sözcüklerde yer alan cinsiyet onun çok köklü bir dil olduğunun göstergesi iken, yarı-ergatif yapısı (geçişli fillerde geçmiş zamanlarda fiilin nesneye göre çekimlenmesi) ise Kürt toplumunun özgün bir düşünme sistematiğine delalettir. Egemenlerin iddialarının aksine, Kürtçe kendine en yakın dil olan Farsçadan daha arı bir dildir. Kürtçeyi dışarda bırakarak İranî diller üzerinde bilimsel bir çalışma yapmak mümkün değildir. Yine Ortadoğu’da Kürtleri inkâr ederek, bölgenin dili, tarihi, edebiyatı, sosyolojisi üzerine bilimsel bir çalışma yapılamaz.

“Söz, ona tutunanların elinde ya çoğalır ya da sessizce yitirir.”

Sami Tan ile yaptığımız bu söyleşi, dilin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını; bir kültürün kendisini taşıdığı en derin damar olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dilin kaderinin, çoğu zaman kendi iç dinamizminden çok, onu konuşanların iradesiyle belirlendiğini hatırlatıyor. Kürtçe bugün hem kırılgan hem dirençli hem kayıp ihtimaliyle yüzleşen hem de yeniden doğma potansiyeli taşıyan bir eşikte duruyor. Bu eşiği aşmak, bir dilbilimcinin, bir kurumun değil; o dili soluyan herkesin ortak sorumluluğu. Ve söz, köklerini bulduğu sürece büyümeye devam ediyor.

Hafızanın Tanıkları

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. VanHaber.tr'nin kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)