Kuraklık dönemlerinde su seviyesinin düşmesiyle birlikte boş alan gibi görülen dere yataklarının atık ve molozlarla doldurulması, Bursa’nın Karacabey, Uluabat Gölü ve Gönen Çayı havzasında etkili olan yağışlarla birlikte ciddi taşkınlara neden oldu. Yağışların ardından su, daraltılan doğal kanallardan ilerleyemeyince yerleşim ve tarım alanlarına yayıldı.

Kurak dönemlerde kullanılmayan dere yatakları zamanla kontrolsüz şekilde moloz, evsel atık ve dolgu malzemeleriyle dolduruldu. Bu durum, suyun binlerce yılda oluşturduğu doğal akış hatlarını daralttı. Yoğun yağışların başlamasıyla birlikte su, tıkalı hatlarda ilerleyemeyerek eski taşkın alanlarına yöneldi ve kısa sürede geniş bölgeleri su altında bıraktı.

Dron görüntüleri felaketin boyutunu ortaya koydu

Bölgeden alınan hava görüntülerinde, kurumuş ve çöplerle dolu dere yatakları ile aynı bölgede suyun evlere kadar ulaştığı taşkın alanları yan yana görüldü. Özellikle Karacabey, Gölyazı ve Uluabat çevresinde çok sayıda tarım arazisi ve yerleşim yeri zarar gördü.

Karacabey’e bağlı Hayırlar Mahallesi’ndeki tarihi yel değirmeni de taşkından etkilendi. Bölgede geniş tarım arazileri su altında kalırken üreticiler ciddi ürün kaybı yaşadı. Uluabat Gölü ve Susurluk Çayı birleşim hattında yükselen su seviyesi, eski yol güzergâhlarını da etkisiz hale getirdi.

Kuruyan Dereler Taştı, Su Doğal Yatağını Unutmayıp Geri Aldı-1

“Su doğal yatağını unutmaz, geri alır”

Van Gölü kıyısında kuş şöleni
Van Gölü kıyısında kuş şöleni
İçeriği Görüntüle

Piri Reis Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, suyun doğal döngüsünün insan müdahalesiyle bozulduğunu belirtti.

Sarı, akarsuların köylerden şehir merkezlerine, oradan tarım alanlarına ve sanayi bölgelerine kadar ilerlerken giderek kirletildiğini ifade ederek, “Su en sonunda denize ulaştığında artık doğal özelliğini kaybediyor” dedi.

“90 kilometre boyunca yaşam kalmayabiliyor”

Prof. Dr. Mustafa Sarı, özellikle Nilüfer ve Gönen çaylarında ciddi ekolojik bozulma yaşandığını vurguladı. Bazı akarsuların belirli mesafelerde tamamen canlı yaşamını kaybettiğini belirten Sarı, bunun insan kaynaklı kirlilikten kaynaklandığını şu sözlerle ifade etti:

“Akarsuların yatağının bozulmasının faturası yıllar sonra çıkıyor. Akarsuyun yatağından uzak duracağız, kentlerimiz, tarlamız, ektiğimiz, biçtiğimiz alanlar bunların dışında olacak. Yerleşiyoruz akarsuların içerisine, bir taraftan kirletiyoruz, bir taraftan yatağını tahrip ediyoruz. Daha üzücü olanı kurutuyoruz, nehirlerin yatağını değiştiriyoruz. Su döngüsünü insan eliyle bozuyoruz, sonra da bu neden oldu diye düşünmeye başlıyoruz. İnsan olarak biz doğanın hakimi değil bir parçasıyız. Su unutmaz, suyun hafızası çok güçlüdür. Bir dere yatağında yaz aylarında dere kurudu diye siz oraya yerleşirsiniz, moloz dökersiniz ya da bir müdahalede bulunursunuz. 3-5-10 sene hiç debi yükselmez sonra bir sel gelir, derenin eski yatağı neredeyse hepsini doldurur, sizin de derenin içine attığınız her şeyi alır gider. Biz molozları oraya döküyoruz, çöp yığıyoruz, su debisi yükseldiğinde onları alıyor olduğu gibi denize taşıyor. Denizde akıntılarla bütün dünyaya dağılıyor. Şu anda Atlantik'te ve Pasifik'te Avustralya kıtasına yaklaşan büyüklükte çöp adaları oluşmaya başladı. Yani bu çöpler nereden geliyor? Kim atıyor? Penguenler mi atıyor? İnsan olarak biz atıyoruz. Gönen Çayı'ndan, Geyikuçtu Deresi'nden, Nilüfer'den, Ergene'den gelen atıklar hepsi en sonunda denize, denizden sonra okyanusta birikmiş oluyor. Doğa bir bütün, insan bu bütünün parçası, sahibi değil.”

“Taşkınlar doğanın değil, müdahalenin sonucudur”

Sarı, Türkiye’nin yaklaşık 10 yıldır kurak bir dönemden geçtiğini, son dönemdeki aşırı yağışlarla birlikte 10-15 yıldır su bulunmayan bazı bölgelerin yeniden eski haline döndüğünü ifade etti.

Karacabey Ovası'nda su seviyesinin yükselmesiyle Uluabat Gölü ve Susurluk Çayı'nın birleşerek bölgede bulunan eski otoyolun çevresindeki arazileri sular altında bıraktığını söyleyen Sarı şunları kaydetti:

“Oradaki tarlalar şu anda komple sular altında ama her nasıl olmuşsa oraya kır evleri yapmışız. Suyun yatağına ahırlar, çiftlik evleri yapmışız. Şimdi onların hepsi su altında kaldı. Şimdi herkes birbirine soruyor. Bu afet değil mi? 'Afet, devlet bunu neden karşılamıyor acaba?' diye soruyor. Peki sen suya sordun mu? Senin yatağına ben yerleşiyorum haberin var mı diye? Sen suyun yatağına gelir yerleşirsen suyun malını almış olursun. Su geri gelip onu aldığında intikamını almış olmaz, kendi malını almış olur, yani adalet olur.”

Kaynak: AA