Yaklaşık 2 yıl süreyle yazı yazdığım VanEkspres.com haber sitesinden "Tebdil-i mekânda ferahlık vardır" diye buraya transfer oldum. Kıymetli VanEkspres.com haber ailesine bana katlandıkları için teşekkür eder, yayın hayatlarında başarılarının devamını dilerim.

Van’ın her geçen gün büyüyen sorunlarını deşmeye, çözüm önermeye bundan böyle burada, Vanhaber.tr’de devam edeceğim. Bugün ilk kazı çalışmamıza başlıyoruz…

Tesadüf bu ya dün gece Edremit sahilinde oturup uzun uzun Van’ı seyrettim. Bulunduğum yerden bakınca Van Gölü kıyıları bir gerdanlık gibi, neredeyse Gevaş’tan Çarpanak Adası'na kadar ışıl ışıl. Büyüleyici bir güzellik. Sanırsın New York!

Yalnız bu durum sadece gece için geçerli… Bilirsiniz gece New York, gündüz başka bir şey!

Hani şu Gevaş’tan Çarpanak Adası'na kadar olan kısımlara yaklaştığımızda burnumuza vuran o kesif lağım kokusu var ya, işte ondan!

Oysaki, bu kadim kentte ilk kazıyı 5. Urartu Kralı Menua 2 bin 810 yıl önce başlatmıştı.

Bilirsiniz hemşehrimiz Kral Menua, uzun uzun Van’ın o zamanlar kurak olan ovasını seyrettikten sonra, bugünkülerin bugünkü imkânlarla hayalini bile kuramadığı bir işe girişti. Dünyada eşi benzeri olmayan, hatta ortada Çin Seddi diye bir şey yokken Şamran Kanalı'nı kazdırdı. (Asıl adı Menua Kanalı'dır ya, neyse konumuz bu değil)

Menua, bilek gücüyle 24 yılda, üstelik Gürpınar ile Van arasındaki kot farkını da milimetrik ölçerek 51 km’lik kanalla taaa Gürpınar’dan Van’a su getirdi. Kanal hem geçtiği güzergâhın alt kısmını hem Van’ı cennete çevirdi. (Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bugün bile kanalın geçtiği her yerde üst kısım çorak, alt kısmı yemyeşildir! Daha doğrusu yeşil alanlar kanal sayesindedir.)

Sonra II. Rusa çıkıp Erek Dağı'nın tepesine baraj kurdu. Baraj su topladı büyüdü, bugün biz Vanlıların adına Keşiş Gölü dediği, doğa harikası bir göl oluştu. Rusa antik barajın suyunu buradan Sıhke Gölü'ne tahliye ettirdi, oradan da Van ovasının doğusundaki toprakları sulamak için kullandı. Bu mühendislik harikası baraj ve göl, 2700 yıldan beri çalışan bir sulama sistemidir. O kurak Van ovası işte bu gayretlerle cennet bahçesine dönmüştü.

Urartular, bu sularla sadece Van ovasını sulamamış, Tuşba Kalesi ve Toprakkale'ye de bu suları göndermişti. Bu eserler, bugün bile Van’ın topraklarına bereket katan ve ekmeğini yediğimiz dünyada benzeri olmayan mühendislik harikaları.

Aradan 3 bin yıl geçti el âlem uzaya gitti, Van’ı yönetenler Menua ve II. Rusa’nın binde biri kadar bu kentte iş yapamadı. Hatta günümüzde bazı “dangalaklar” rant uğruna bu eserleri yıkıp üzerine bina bile inşa etmeye teşebbüs etti.

Van, yani üzerinde yaşadığımız ve bugün varoşa dönmüş bu şehri, o zamanlar başkent yapan Urartu medeniyeti, günümüz Gürcistan, Ermenistan, Batı İran’dan başlayarak Hatay üzerinden Akdeniz’e kadar uzanan ve 350 yıl yaşayan bir devlet kurmuştu...

Tarih dersinde olmadığımız için konuyu burada kesiyorum!

Sonra ne mi oldu? Bu şehir 30 yıl öncesine kadar, iyi kötü Doğu’nun Paris’i olarak anıldı. Güzelim tertemiz bir şehirdi. Tarım vardı, hayvancılık vardı, ihracat vardı, ticaret vardı, turizm vardı, bolluk, bereket, huzur vardı. Van Gölü tertemizdi. Sahile iner deniz kokusunu ciğerlerimize çeker, suyun berraklığını, dipteki rengârenk taşları hayran hayran izlerdik.

Ne olduysa son 30 yılda oldu. İmar planı yapamadılar, iki tane adamakıllı cadde açamadılar, çarpıklığı önleyemediler, basiretsizlerin yüzünden şehir kaosa döndü. Bir milyon insanın dışkısını utanmadan, sıkılmadan, ar etmeden Van Gölü'ne akıttılar.

Fabrikalara, ekine, yoncaya, tarlaya, bağa, bahçeye, koyuna, keçiye, davara sahip çıkamadılar sefalete mahkûm ettiler halkı. Fabrikalar kurması gerekenler, var olanların kapanmasını mal mal seyrettiler. İşsizlik aldı başına gitti, halk aç perişan oldu.

Çevre illerden Van’a bir Van nüfusu kadar insan göç etti, bu muazzam iş gücünü değerlendirmeye kafaları basmadı, hem o insanları hem şehri çıkmaza soktular.

Bugün Urartu kralları bir anlığına mezarlarından kalksa bu şehri yönetenlerin suratına tükürürdü.

Ha utanırlar mıydı, sanmıyorum!

Hasılıkelam bugün cennet gibi bir şehrin içine etmiş halde, çevremizdeki küçük küçük illerden bile geri kalmış, Türkiye'nin en yoksul ili olma unvanı ile utanç içinde bir yaşam sürdüğümüzün farkında olanların sayısının çoğalması lazım…

Bunu demek istiyorum...

Lütfen aklınıza mukayyet olun!