Modern dünyanın kırılganlığını, insan doğasının karanlık ve aydınlık yönlerini sarsıcı bir dille anlatan roman, okurunu ilk sayfadan itibaren içine çeken büyük bir alegori sunuyor.
Roman, ismi verilmeyen bir ülkede aniden başlayan ve hızla yayılan bir beyaz körlük salgınını konu alıyor. Salgınla birlikte toplumun düzeni çökerken insanlar ahlaki sınavların, hayatta kalma mücadelesinin ve içsel karanlıklarının tam ortasında kalıyor.
Kör olmayan tek kişi ise bir doktorun eşidir; ancak o da kimliğini gizlemek zorundadır. Onun gözleriyle hem toplumun çöküşünü hem de insanlığın iç dengelerinin nasıl dağıldığını okur adım adım takip eder.

Saramago’nun uzun cümleleri, kesintisiz akışı ve benzersiz anlatım tarzı, Körlük’ü sadece bir roman olmaktan çıkarıp insan doğusuna dair büyük bir düşünsel deneyime dönüştürüyor.
Gerçeklik, ahlak, dayanışma ve umut kavramlarını yeniden sorgulatan bu eser, okuyucuda kalıcı iz bırakan nadir kitaplardan.



