Evet, sadece enflasyonu düşürmekle kalmasın;
Bırakın Van;
ü Üretimi,
ü İstihdamı,
ü İhracatı ve
ü Milli Geliri de artırsın!
Hatta ülkeye büyük miktarda döviz girdisi sağlayarak ödemeler dengesine de müspet katkı yapsın.
Ayrıca, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca vatandaşın ve bütün ülkenin sağlıklı, lezzetli, kaliteli, ucuz et ve süt ürünlerine ulaşmasını sağlasın, halkın refahına katkı yapsın.
Ülke ekonomisi, uzun süredir yapısal çözümler üretmek yerine palyatif tedbirlerle geçiştirilen kronik bir enflasyon sarmalında debelenip duruyor. Merkez Bankası’nın sıkı para politikaları ve maliye politikasındaki sıkılaşma adımları talebi baskılamada önemli rol oynasa da, ekonominin öncelikli yapısal sorunu, Haziran ayı verileriyle de sıcaklığını koruyan yüksek enflasyondur. Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesinde, para ve maliye politikalarının yanı sıra üretimin, yani arz tarafının artırılması da hayati bir rol oynamaktadır.
Nitekim, geçtiğimiz hafta TÜİK tarafından yapılan son açıklamaya göre, Haziran ayı tüketici enflasyonu yıllık bazda yüzde 32,11 olarak gerçekleşti. Kâğıt üzerindeki bu oranlara rağmen, Avrupa Birliği ve OECD ülkelerine kıyasla açık ara en kötü enflasyona sahip olan Türkiye, küresel ölçekte de zirveye oynayarak maalesef dünya genelinde en yüksek enflasyona sahip 4. ülke konumundadır.
Halkın cüzdanındaki asıl yangını körükleyen ve hayat pahalılığını kemikleştiren unsur ise gıda enflasyonudur. TÜİK’in kendi sepetinde bile gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık fiyat artışı yüzde 35,45'i bulmuş durumdadır. Daha da çarpıcı olanı, yıllık enflasyona en yüksek katkıyı tam 8,61 yüzde puan ile yine gıda kalemi vermiştir. Yani, toplam enflasyon rakamını yukarı fırlatan en agresif ve en dinamik faktör gıdadır.
Yetkililer fahiş fiyatları zincir marketlerde, polisiye tedbirlerle aramaya devam ededursunlar; gıda enflasyonunu kalıcı olarak düşürecek, ithalat bağımlılığını bitirecek yapısal çözüm reçetesi; 1923 İzmir İktisat Kongresi'nden bu yana bölgeyi sadece bir hammadde ve ucuz işgücü deposu olarak gören, yatırımları sürekli Batı'ya kaydıran o tarihsel ayrımcılık yüzünden potansiyeli yıllardır göz göre göre baskılanarak engellenen Van’dadır.
1) Unutulan Potansiyel ve Kaçırılan Fırsatlar
Van, yaklaşık 21 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile Türkiye'nin beşinci büyük şehridir. Sahip olduğu yaklaşık 600 adet mera ve yaylasıyla, tek başına tüm Türkiye'nin mera varlığının % 10'unu elinde bulundurarak bu alanda ülkenin birinci şehridir. Muazzam coğrafi büyüklüğe ve meralara sahip olan bu kent, ülkenin bilhassa küçükbaş hayvancılık merkezidir. Ancak kentin üretim hafızasına bakıldığında, rasyonel ekonomi yönetiminden ne kadar uzaklaşıldığı açıkça görülmektedir.
Verilere göre 1994 yılında Van’da tam 12 milyon adet küçükbaş hayvan varlığı bulunuyordu. Bugün gelinen noktada ise bu sayı trajik bir şekilde 3,4 milyon adede gerilemiş durumdadır. Bu veri bize, kentin dağlarında, meralarında tam 8,6 milyon başlık devasa bir atıl (boş) kapasitenin olduğunu gösteriyor. Eğer mevcut kapasiteyi yeniden 1994 yılındaki seviyesine getirmeyi başarabilirsek, bu hamle Van halkının mevcut gelirini iki misline çıkaracak potansiyele sahiptir.
Başlığımızda haykırdığımız "Bırakın" ifadesi içi boş bir temenni ya da sıradan bir rica değildir. Bu bir ekonomik isyandır. Yayla yasaklarını kaldırın, köyleri göçertmekten vazgeçin, kırsal üretimi engellemeyin. Köylünün merasına, üreticinin toprağına ket vurmayı bıraktığınız gün, Van zaten kendi dinamikleriyle normale dönecek, ayağa kalkacaktır.
Van bugün adeta eli kolu, hatta gözleri ve ayakları da bağlanarak ringe atılmış bir boksör gibidir; bu koşullarda rakibiyle mücadele etmesi istenmektedir. Bu haldeki bir boksörün ringde hayatta kalması ne kadar imkansızsa, Van’ın durumu da tam olarak böyledir. İşte bu yüzden "Bırakın!" diyoruz. Eğer zincirleri çözülür ve kent serbest bırakılırsa, Van ringdeki o boksör gibi piyasa ekonomisinin kendi yıkıcı dinamikleri içinde bile rahatlıkla mücadele edebilecek, bu perişan durumundan kurtularak ayağa kalkabilecektir.
2) Yanlış Politikalar, Boşaltılan Köyler ve Zorunlu Göçler
Bugün piyasalarda yaşadığımız et krizini ve fahiş fiyatları sadece bugünün döviz kuruyla ya da küresel krizlerle açıklayamayız. Karşımızdaki tablo, geçmişte uygulanan hatalı, vizyonsuz ve güvenliği sadece üretim alanlarını kapatmakta bulan politikaların acı bir sonucudur.
Geçmişte uygulanan yayla yasakları, köy boşaltmaları ve zorunlu göçler sonucunda sorun tam olarak bu yapısal çıkmaza evrilmiştir.
İnsanlar yüzyıllardır üretim yaptıkları topraklardan, hayvanlarını otlattıkları yaylalardan koparılmış; kent merkezlerine ya da batı metropollerine sosyal güvencesiz işlerde ucuz işgücü olarak kullanılmak üzere göç etmek zorunda bırakılmıştır. Üretici olan on binlerce aile, bir gecede büyükşehirlerin varoşlarında birer tüketici haline getirilmiştir. Ahırlar boş kalmış, meralar sessizliğe bürünmüş, üretim zinciri kırılmıştır. Doğal yaşam alanlarından koparılan nüfus kentlerde işsizlikle boğuşurken, geride bırakılan devasa coğrafya ekonomik bir kara deliğe dönüşmüştür. Bugün gıda enflasyonunu konuşurken, bu sosyoekonomik tahribatı görmezden gelmek düpedüz körlüktür. Köylüyü toprağından, hayvanı merasından ayıran her karar, bugünkü enflasyonun ve yoksulluğun altına atılmış birer imzadır.
Elbette bu ağır tahribatın ardından, kırsaldan bir kez kopmuş olan halkı topraklarına geri döndürmek kolay olmayacaktır. Bunun için bazı radikal pozitif uygulamalara, geçmiş zararların adil bir şekilde tazmin edilmesine ve geçiş döneminde üreticiyi ayağa kaldıracak güçlü teşvik unsurlarına acil ihtiyaç vardır.
3) Koyunun Matematiksel Hesabı, Çarpan Etkisi ve Milyarlarca Dolarlık Kayıp
Piyasa gerçekleri üzerinden yapılacak basit bir hesaplamayla, Van’ın ülke ekonomisi için nasıl bir kurtuluş fırsatı sunduğunu kolayca görmek mümkündür. Bugün piyasada küçükbaş bir hayvanın (koyun) ortalama fiyatı 25.000 TL mertebesindedir. Bu değer, güncel döviz kuruyla yaklaşık 650 - 700 USD bandına tekabül etmektedir.
Bu matematiksel gerçeklik üzerinden bir projeksiyon yaptığımızda; Van’ın ovalarında ve dağlarında atıl bırakılan, yani siyasi ve idari kararlarla boşta duran 8,6 milyon adetlik kapasite yeniden üretime dahil edildiğinde, kentin ekonomisine doğrudan 215 milyar TL (yaklaşık 6 milyar dolar) seviyesinde net bir yapısal değer eklenecektir.
Üstelik bu devasa rakam sadece ham bir üretim değerinden ibarettir. Hayvancılığın tetikleyeceği yem sektörü, lojistik, modern et ve süt işleme tesisleri, mandıracılık, deri sanayisi, süt ürünleri ve ticari tedarik zinciri hesaba katıldığında, bu üretimin milli gelire katkısı çarpan etkisiyle (multiplier effect) geometrik olarak katlanacaktır.
Bu acı tabloyu ve kentin uğratıldığı kaybı somutlaştırmak adına, resmi verilerle hazırladığımız şu mikro ve makro analizlere yakından bakmak gerekir:
Tablo 1: Van Küçükbaş Hayvancılık Potansiyel Analizi
|
Gösterge |
Sayı / Adet |
Ekonomik Karşılığı / Açıklama |
|
Günümüz Hayvan Varlığı |
3.400.000 Adet |
Mevcut üretim seviyesi. |
|
1994 Hayvan Varlığı |
12.000.000 Adet |
Tarihsel zirve kapasitesi. |
|
Atıl Durumdaki Kapasite |
8.600.000 Adet |
Üretimden koparılan varlık. |
|
Birim Koyun Bedeli |
25.000 TL |
Güncel piyasa ortalama fiyatı. |
|
Oluşacak Doğrudan Değer |
215 Milyar TL |
Yaklaşık 6 Milyar Dolar (USD) kaynak. |
Tablo 1’in ortaya koyduğu yalın gerçek şudur: Van’ın dağlarında, ovalarında bugün tam 6 milyar dolarlık nakit bir servet atıl ve telafisi imkânsız halde çürümeye terk edilmiştir. Sadece geçmişteki üretim hafızasına geri dönmek bile, hiçbir ek mucizeye gerek kalmadan kentin ekonomik çehresini kökten değiştirmeye yetecektir.
Tablo 2: Van ve Türkiye Makroekonomik Karşılaştırma Analizi
|
Gösterge |
Van İl Verileri |
Türkiye Ortalaması |
Bölgesel Çarpıklık / Makas |
|
Toplam Nüfus |
1.112.013 Kişi |
Ülkenin dinamik genç nüfusu. |
|
|
Toplam GSYİH İl Payı |
225 Milyar TL |
6,7 Milyar USD |
Gelirden alınan çok düşük pay. |
|
Kişi Başına GSYİH (TL) |
203.049 TL |
503.076 TL |
Türkiye ortalamasının yarısı bile değil. |
|
Kişi Başına GSYİH ($) |
6.185 USD |
15.325 USD |
Baskılanmış kurla derin yoksulluk. |
Tablo 2’deki resmi veriler, planlama fiyaskosunun makroekonomik vesikasıdır. Türkiye ortalamasında kişi başına düşen gelir 15.325 doları bulurken, Van halkı 6.185 dolarlık sefalet sınırıyla Türkiye’nin en yoksul şehirlerinden biri olmaya mahkûm bırakılmıştır. Kentin toplam GSYİH'sı 225 milyar TL iken, sadece hayvancılıkta atıl bırakılan kapasitenin değeri 215 milyar TL'dir. Yani kentin suni engelleri aşılıp 1994 ayarlarına dönüldüğünde, Van halkının toplam geliri ve refahı çarpan etkisi hariç tutulsa bile tam iki katına çıkacaktır. Diğer bir ifadeyle; daha önce 50 bin lira aylık gelire sahip bir hanenin (aile) geliri yeni durumda 100 bin liraya çıkacaktır. Dolayısıyla milyarlarca dolarlık canlı servetin üzerinde oturup bu derece bir fakirlik çekilmesi, rasyonel ekonomi yönetimiyle asla açıklanamaz.
4) Sınır Kapısı Sadece Kâğıt Üzerinde: 30 Milyon Dolarlık İhracat Komedisi
Van, sadece bir iç pazar tedarikçisi değil; coğrafi konumu itibarıyla devasa bir dış ticaret kapısıdır. İran ile doğrudan 295 kilometre uzunluğunda sınırı olan, Orta Doğu ve Asya pazarlarına komşu bir kentin yıllık ihracat rakamının sadece 30 milyon dolar seviyesinde kalması tam bir trajik komedidir, aynı zamanda kabul edilemez bir ekonomik fiyaskodur.
Doğu ve Orta Doğu coğrafyası, özellikle canlı hayvan ve kırmızı et tüketiminde dünyanın en büyük talep merkezlerinden biridir. Van’ın sınır kenti avantajı doğru kullanıldığında, Kapıköy Sınır Kapısı üzerinden yapılacak organize canlı hayvan ve işlenmiş et ihracatı, bu 30 milyon dolarlık sembolik ihracat rakamını milyar dolarlık bir seviyeye çıkarabilir. Van; kendi kendine yeten, fakir bir taşra şehri değil; Orta Doğu'nun protein ihtiyacını karşılayan ve Türkiye'ye döviz akıtan stratejik bir ihracat üssü olabilecek potansiyele sahiptir.
Yukarıda özetlenen senaryoda; kentin sadece atıl kapasitesini kullanarak elde edeceği hayvansal ürünlerin üçte birlik bir kısmı, geçmişte olduğu gibi Orta Doğu bölgesine ihraç edilse dahi, ülkeye milyarlarca dolarlık doğrudan bir döviz girdisi sağlanacaktır.
Buna mukabil Türkiye, kendi meraları atıl dururken kırmızı et ihtiyacının yaklaşık olarak dörtte birini (yüzde 25'ini) dış alım yoluyla temin etmektedir. Yerli üreticiyi desteklemek yerine yabancı çiftçilere ödenen bu kaynaklar yüzünden, her yıl milyarlarca dolarlık milli servet yurt dışına akmaktadır.
Eğer Van’ın saklı hayvancılık kapasitesi devreye sokulup bu döviz çıkışı engellenebilirse, ülkenin ödemeler dengesi üzerinde doğrudan müspet bir etki yaratılacaktır.
5) Genç İşsizliğine Karşı Topyekun Seferberlik Ruhu ve Teşvik Paketleri
Van’da sadece meralar ve sermaye değil, en büyük zenginlik olan insan gücü de heba edilmektedir. Kentte işsizlik oranı ülke ortalamasının 1,5 katına çıkmış, genç işsizliği ise % 28,4’e ulaşarak adeta her üç gençten birini işsizliğe mahkûm etmiştir. Genç nüfus ya kahvehanelere hapsedilmekte ya da büyükşehirlere ucuz iş gücü olarak göçe zorlanmaktadır. Bugün Van’da umudunu kesenler de dahil edildiğinde sokaktaki geniş tanımlı işsizlik % 30’a dayanmıştır. Çalışma çağındaki halk, iş bulma ümidini tamamen yitirerek sistemin dışına çıkmakta; neticede Van’da her üç kişiden sadece biri resmi olarak çalışabilmektedir.
Gençlerin yeniden toprağına dönmesi ve hayvancılığı güvenceli bir gelecek olarak görmesi için geleneksel piyasa ekonomisi ezberleri bir kenara bırakılmalı, radikal kamusal teşvik paketleri derhal hayata geçirilmelidir:
ü SGK Primi Desteği: Köyüne dönüp hayvancılık yapacak her gencin ve üretici kadının SGK primleri, devlet tarafından "stratejik üretim desteği" kapsamında kesintisiz olarak karşılanmalıdır.
ü Ücretsiz Altyapı ve Lojistik Hattı: Meralara ulaşım, modern kesimhaneler, soğuk hava zincirleri ve nakliye hatları hibe yoluyla kurulmalıdır. Üreticinin sırtındaki lojistik ve nakliye yükü tamamen sıfırlanmalıdır.
ü Yüksek Fiyatlı Taban Alım Garantisi: Et ve Süt Kurumu gibi kamusal yapılar etkinleştirilmeli; genç üreticiye, piyasa dalgalanmalarından ve enflasyondan etkilenmeyeceği yüksek fiyatlı taban alım garantileri sunulmalıdır.
ü Doğrudan Girdi ve Maliyet Desteği: Hayvancılığın en büyük maliyet kalemi olan mazot, gübre ve ilaçlama gibi girdilerde üreticiye doğrudan ve kesintisiz kamusal destek sağlanmalıdır. Sırtındaki maliyet yükü hafifletilen köylünün rekabet gücü artırılmalıdır.
Türkiye ortalamasından bu denli negatif ayrışan bu ağır tablo, mevcut bölgesel yatırım politikalarının ve yerel yönetim stratejilerinin sınıfta kaldığını açıkça göstermektedir. Bu büyüklükteki bir yapısal kriz, piyasanın kendi işleyişine veya kaderine terk edilemez. Van halkı artık kâğıt üzerinde kalan geçici iyileşmeler değil; kamunun öncü olduğu, sokağa, üretime ve doğrudan cüzdana yansıyan gerçek bir topyekun üretim seferberliği beklemektedir.
6) Sonuç
Ankara, enflasyonu sadece faiz artırıp iç talebi boğarak düşüremeyeceğini artık anlamalıdır. Gerçek enflasyon mücadelesi; finans koridorlarında değil, üretim hatlarında ve meralarda verilir. Bırakın Van’ın meraları çalışsın; bölge insanı zenginleşsin, ülkenin milyarlarca dolarlık dövizi ithalata gitmeyip içeride kalsın ve tüm Türkiye'nin gıda enflasyonu kalıcı olarak düşsün. Döviz kaynaklarını dışarıya kaptırmak yerine, bu kaynağın bir kısmını radikal teşviklerle kendi vatandaşına ve üreticisine aktarmak rasyonel ekonominin gereğidir.
Boksörün Kelepçelerini Çözmek
Eli, kolu, hatta gözleri ve ayakları bağlanmış bir boksörün rakibiyle ringde mücadele etmesi ne kadar imkânsızsa, Van’ın mevcut ekonomik sistemdeki durumu da tam olarak budur. Van, bu adaletsiz şartlarda ringe atılmış bir boksör gibidir. Tarihsel süreçte, İzmir İktisat Kongresi’nden bu yana süregelen korumacı ve merkeziyetçi sanayi politikaları, ne yazık ki bölgeler arası derin bir uçurum yaratmıştır. Van’da ve bölge illerinde üretilen hayvanın derisinin, hammadde yatağında işlenmek yerine yüzlerce kilometre ötedeki Uşak fabrikalarına taşınması, bu yapısal çarpıklığın ve tarihsel ekonomik ayrımcılığın en somut kanıtıdır.
Yıllarca uygulanan asimilasyon, yayla yasakları ve bölgenin insansızlaştırılması politikaları bölge ekonomisine indirilmiş en ağır darbedir. Şimdi geçmişin telafisi için radikal adımlar atılmalıdır. Kırsaldan, toprağından ve üretimden koparılmış halkı yeniden köylerine döndürmek; kuru vaatlerle değil, ancak pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla, geçmiş zararların tazmin edilmesiyle ve güçlü kamusal teşvik unsurlarıyla mümkündür. Eğer bu idari ve siyasi engeller kalkarsa, Van ringdeki bir boksör gibi piyasa ekonomisinin kendi yıkıcı dinamikleri içinde bile rahatlıkla mücadele edebilecek ve ülke refahına katkı sunabilecektir.
Sadece Hayvancılık Değil, Muazzam Bir Potansiyel
Şunu da önemle belirtmek gerekir ki; biz bu analizde kentin sadece hayvancılık potansiyeline mercek tuttuk. Oysa madalyonun diğer yüzünde çok daha devasa bir kapasite gizlidir:
Ø Üç Stratejik Sınır Kapısı: Van, Asya'ya açılan Kapıköy Sınır Kapısı başta olmak üzere Başkale ve Çaldıran ile birlikte toplam 3 sınır kapısıyla dış ticaretin parlayan yıldızı olmaya adaydır.
Ø İran ile Komşuluk Avantajı: 93 milyonluk bir nüfusa ve zengin enerji kaynaklarına sahip İran ile olan sınır komşuluğu, sanayinin en büyük maliyet kalemi olan ucuz hammadde ve ucuz enerjiye doğrudan erişim noktasında stratejik bir kapıdır.
Ø Turizm, Tarım ve Sanayi: Tarihsel dokusu, coğrafyası, geniş tarım arazileri ve genç iş gücüyle turizmden sanayiye kadar kentin her alanı işlenmeye hazır birer cevher gibidir.
Helva Yapacak Her Şey Hazır
Günün sonunda formül basittir: Nasıl ki unumuz, yağımız ve şekerimiz olduğunda helva yapıp yiyebiliyorsak; Van’ın da büyük yaylaları, verimli meraları, geniş toprakları, su kaynakları ve en önemlisi atıl duran devasa bir genç iş gücü vardır. Malzeme hazırdır, eksik olan tek şey bunu harekete geçirecek kamusal iradedir.
Sadece hayvancılıkta bile tüm ülkeye nefes aldırabilecek bu kentin diğer tüm kapasitelerini dikkate aldığınızda ortaya çıkan gerçek çok nettir: Van’ı engellemezseniz, önüne yapay setler çekmezseniz; bu kent kendi iç dinamikleriyle ayağa kalkıp uçabilecek güçtedir.