Yunan mitolojisinin en tartışmalı figürlerinden biri olan büyücü Kirke, bu kez bir "canavar" ya da "kötü kadın" olarak değil; hayal kırıklıkları, yetenekleri ve sarsılmaz iradesiyle bir protagonist olarak karşımıza çıkıyor. Güneş tanrısı Helios’un kızı olmasına rağmen ne tanrılara ne de ölümlülere yaranabilen Kirke, dışlandığı dünyada kendi sihrini bitkilerden ve sabırdan süzerek inşa ediyor.
Neden bu akşam Kirke'yi okumalısınız?
Kitap, ıssız Aiaia Adası’na sürgün edilen Kirke’nin bu yalnızlığı nasıl devasa bir güce ve bilgeliğe dönüştürdüğünü ustalıkla işliyor. Antik mitleri modern bir duyarlılıkla ele alan Miller, tanrıların kibrine karşı duran, hatalarıyla barışık ve bağımsız bir kadın portresi çiziyor. Bir oturuşta sizi içine çekecek kadar akıcı olan dili, akşam saatlerinde sizi gündelik koşturmadan koparıp efsanevi bir adanın kıyılarına götürecek kadar etkileyici.
Bir sürgün hikâyesinden fazlası
Kirke’nin hikâyesi aslında hepimize tanıdık gelen bir temayı barındırıyor: Ait hissetmediği bir topluluktan kovulanın, kendi krallığını kurma öyküsü. Hermes’ten Prometheus’a, Jason’dan Odysseus’a kadar pek çok efsanevi karakterin yolunun geçtiği bu romanda, asıl kahraman her zaman kendi kaderini ilmek ilmek işleyen Kirke oluyor.
"Binlerce yıl yaşadım ama kendim olmayı daha yeni öğreniyorum."




