Doğu Anadolu’nun en önemli ekosistemlerinden biri olan Van Gölü Havzası, barındırdığı sulak alanlar, sazlıklar, tarım arazileri ve endemik türlerle bölge açısından kritik bir doğal dengeye sahip. Ancak son yıllarda enerji üretimi, maden faaliyetleri, turizm yatırımları ve plansız kentleşme adı altında hayata geçirilen projeler, bu hassas yapıyı giderek zorluyor. Özellikle HES, GES ve rüzgâr enerji santralleri ile taş ocaklarının yaygınlaşması, Van Gölü’nü besleyen su kaynakları ve çevresindeki doğal alanlar üzerinde ciddi tahribatlara neden oluyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Van Ekoloji Derneği (Van Eko-Der) üyesi Erdoğan Ödük, Van genelinde yürütülen enerji, maden ve yapılaşma projelerinin ekosistem üzerindeki etkilerinin uzun vadede geri dönülmez sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

“HES ve taş ocakları Van’ın birçok ilçesine yayılmış durumda”

Van genelinde enerji ve maden projelerinin yoğunluğuna dikkat çeken Erdoğan Ödük, “HES projeleri özellikle Zilan Deresi üzerinde ve Erciş bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Taş ocakları ise neredeyse Van’ın bütün ilçelerinde faaliyet gösteriyor,” dedi.

“GES projeleri tarım alanlarıyla iç içe kuruluyor”

Güneş enerji santrallerinin de benzer bir tehdit oluşturduğunu belirten Ödük, bu projelerin birçok ilçede yaygınlaştığını ifade ederek, “GES projeleri Gevaş, Edremit ve Erciş başta olmak üzere her tarafa yayılmış durumda. Taş ocakları gibi bu projeler de geniş alan kaplayarak doğal yapıyı bozuyor,” diye konuştu.

“Rüzgâr santralleri hayvanların göç yollarını kesiyor”

Rüzgâr enerji santrallerinin etkilerine değinen Ödük, bu tesislerin genellikle yüksek kesimlere kurulduğunu vurgulayarak, “Bu santraller hayvanların göç yollarını kapatıyor. Ayrıca kuruldukları alanlarda yol ve altyapı çalışmaları nedeniyle ciddi bir ekolojik tahribat oluşuyor,” dedi.

“Van Gölü çevresindeki sazlık alanlar yok ediliyor”

Van Gölü Havzası’ndaki dolgu ve yapılaşma faaliyetlerine dikkat çeken Ödük, kıyı alanlarının ciddi risk altında olduğunu belirterek, “Van Gölü çevresinde neredeyse tamamı sazlık olan alanlar, otel dolguları ya da tarla açma gerekçesiyle dolduruluyor. Bu durum hem kıyı kanununa aykırı hem de ekosisteme büyük zarar veriyor,” ifadelerini kullandı.

İsveçli araştırmacı Iğdır’da kuşları inceliyor
İsveçli araştırmacı Iğdır’da kuşları inceliyor
İçeriği Görüntüle

“Kıyılar halka kapanıyor”

Turizm yatırımlarıyla birlikte göle erişimin zorlaştığını söyleyen Ödük, “Son dönemlerde bungalov tarzı yapılarla kıyılar kapatılıyor. Tarla sahipleri alanlarını kapatarak özel işletmelere dönüştürüyor. Bu durumda halkın göle ulaşması fiilen engelleniyor,” dedi.

“Yeraltı suları kontrolsüz biçimde tüketiliyor”

Van Gölü’ndeki su seviyesinin düşüşüne de değinen Ödük, bunun yalnızca iklimsel nedenlerle açıklanamayacağını belirterek, “Tatvan’dan Erciş’e kadar olan bölgede 10 binin üzerinde sondaj bulunuyor. Yeraltı suları çekiliyor, tarımsal ilaçlar hem toprağı hem suyu kirletiyor. Bu da Van Gölü’nü besleyen akarsuların seviyesini ciddi biçimde düşürüyor,” diye konuştu.

“ÇED süreçleri kâğıt üzerinde kalıyor”

Çevresel Etki Değerlendirme süreçlerinin yeterince işletilmediğini savunan Ödük, “Birçok projede ‘ÇED gerekli değildir’ kararları veriliyor. Yerleşim yoksa sorun yokmuş gibi yaklaşılıyor. Oysa diğer canlıların yaşam alanları tamamen göz ardı ediliyor,” dedi.

“Denetim ve bilinçlendirme şart”

Doğanın korunması için hem kurumlara hem yurttaşlara sorumluluk düştüğünü vurgulayan Ödük, “Sazlık alanların yakılması, kaçak avcılık ve inci kefali üzerindeki baskılar ciddi sorunlar. Halkın bilinçlendirilmesi ve kurumların yasal sorumluluklarını yerine getirmesi halinde bu tahribatların önüne geçilebilir,” ifadelerini kullandı.

Muhabir: TÜLAY GÜVEN