Türkiye’de Bilişim verilerine göre %34’lük bir büyüme kaydederek 4,3 milyar TL’lik dev bir hacme ulaşan çağrı merkezi sektörü, Van’ı Türkiye’nin dijital operasyon üssü ve stratejik yatırım odağı haline getirdi. 6. Bölge teşvikleri ve on iki yıla varan SGK primi destekleriyle devlerin devasa kampüsler kurduğu kentte, 10 binden fazla genç için istihdam kapısı aralandı. Şehirdeki yükseköğrenim mezunu genç nüfus oranı, personel temini ve teknik altyapı sorunlarını aşmak isteyen Bilişim 500 şirketleri için Van’ı maliyet ve kalite avantajı sunan bir "cazibe merkezine" dönüştürerek bölge ekonomisinin en büyük itici gücü yaptı.

Ancak bu ekonomik başarının gölgesinde; mola sürelerinin ve günlük çalışma temposunun saniyelerle takip edildiği, on bir saati bulan yoğun bir iş yükü yer alıyor. Mesai düzenlemeleri ile mola kullanımı arasındaki dengenin kurulamaması sonucu ek gelirlerin yetersiz kalması, personeli temel geçim sınırında bir yaşam mücadelesine iterken; yüksek satış hedefleri ve home-ofis düzeninin getirdiği ek maliyetler çalışanlar üzerinde ciddi bir zihinsel yük oluşturuyor.

"Saatlerce çalışma zorunluluğu ve çöp olan mesailer"

Sektörde 2 yıl çalışan ve ismini vermek istemeyen yurttaş, günlük çalışma düzeninin yarattığı zorlukları şu sözlerle anlattı: "Çalıştığım süre boyunca her gün on bir saat çalışma zorunluluğu vardı. Bunun 9 saati normal, 2 saati ise 'yoğunluk' bahanesiyle zorunlu mesaiydi. Kâğıt üzerinde mesai ücretimizi alıyor gibi görünsek de molalar o kadar kısa tutuluyordu ki, her türlü aşım yapılıyordu. Böylece o 2 saatlik ek mesai ücreti, mola aşımlarına kesilerek 'çöp' ediliyordu. Hatta bazen elimize geçen para asgari ücretin bile altına düşüyordu."

"Mola tuşuna basınca hesap soruluyor"

Sistemin çalışanlar üzerindeki ağır yükünü ve işleyişteki zorlukları anlatan yurttaş, "9 saatlik mesaide yetmiş beş dakika, on bir saatlik mesaide ise sadece 90 dakika mola veriliyordu. Her mola 10 dakikaydı, yemek molası ise sadece yirmi beş dakikaydı. Kişisel ihtiyaç, tuvalet veya ibadet için asla vakit kalmıyordu. Tuvalete gitmek için mola tuşuna bastığınızda anında 'Neden bastın, neden süreyi aştın?' diye baskı başlıyordu. O kadar çok konuşma ve stres oluyordu ki, insan gece uykusunda bile biriyle görüşme yapar gibi sayıklıyordu," ifadelerini kullandı.

"Banka projelerinde satış baskısı ruh sağlığını bozuyor"

Gelen çağrıları karşılamakla görevli olmalarına rağmen üzerlerinde ağır bir satış baskısı olduğunu belirten yurttaş, "Banka projesinde olmamıza rağmen sürekli kredi, kredi kartı, ek hesap satmamız isteniyordu. MBO denilen bir puanlama sistemi vardı; hedefler tutmayınca prim almanız veya kariyer yapmanız imkânsızdı. Faizler artsa bile insanlara zorla kredi kullandırmamız için baskı yapılıyordu. Ayrıca evden çalışma sisteminde elektrik, internet gibi masraflar tamamen bize kalıyordu; işveren hiçbir önlem almadı," şeklinde konuştu.

"En yorucu işlerden biri ama maaş asgari ücret"

Sektörde 6 yıl boyunca hem temsilcilik hem de yöneticilik yapan adını vermek istemeyen yurttaş, “Onca stresin, gürültünün ve zihinsel yorgunluğun bedeli maalesef sadece minimum ücretle geçiştiriliyor. Prim sistemi ise çalışanları daha fazla koşturmak için önlerine konulan bir 'havuç'tan ibaret. Temsilciler o primlere ulaşmak için canını dişine taksa da, ay sonunda 'genel hedefler tutmadı', 'yıllık ortalamalar düşük kaldı' ya da 'şirket politikası değişti' gibi bir sürü bahane öne sürülerek o primler ödenmiyor, emekler ustaca devre dışı bırakılıyor,” dedi.

"Hindistan’daki kast sistemi gibi"

DEM Partili Dindar: Van, büyükşehirler arasında en pahalı suyu kullanıyor
DEM Partili Dindar: Van, büyükşehirler arasında en pahalı suyu kullanıyor
İçeriği Görüntüle

Hiyerarşinin yarattığı mobbinge dikkat çeken yurttaş, "İçeride adeta Hindistan’daki kast sistemine benzer bir yapı var. Hiyerarşik baskı yukarıdan aşağıya indikçe şekil değiştiriyor; en altta kalan müşteri temsilcisine ego tatmini, aşağılama ve tehdit olarak yansıyor. Üst yöneticinin baskısını temsilciyi sürekli uyararak ve ezerek hissettirdiği bu döngüde, çalışan eğer farklı bir alternatif bulamazsa bu stresle hem kendini hem de ailesini bitiriyor," şeklinde konuştu.

Kulaklığın neden olduğu sağlık sorunlarını da hatırlatan yurttaş, "Sürekli kulaklık takmak ve o yoğun stres, bizde Vertigo gibi denge bozukluklarına ve ciddi işitme kayıplarına yol açıyor. Çoğu arkadaşımızda bu hastalıklar çıktı. Peki, önlem var mı? İş yeri hekimi dedikleri kavram sadece kâğıt üzerinde, dört duvar bir odadan ibaret. Şirketler, doktorun maaşını ve maliyetini hesapladıkları için sağlık önlemlerini sadece prosedür gereği alıyor, arka planda bizi kaderimize terk ediyorlar," dedi.

Muhabir: SEMİH SARMA