Van Gölü Havzası’nın karmaşık jeolojisi; alüvyon ovalardan volkanik sahalara uzanan heterojen bir dokuyla yeraltı kaynaklarının karakterini şekillendiriyor. Doğal depo işlevi gören akifer sistemleri, fay hatları üzerinden beslenerek suyun hem akış rotasını hem de mineral kalitesini belirliyor. Ancak kapalı havza yapısının getirdiği yüksek buharlaşma oranları ve plansız sondaj faaliyetleri, bu hassas hidrolojik mekanizmayı bugün ciddi bir ekolojik dengesizliğin kıyısına getirdi.
Sürdürülebilir bir yönetim için bilimsel modelin şart olduğunu belirten Jeoloji Mühendisi Ferit Aslan; yapay besleme, modern sulama ve yağmur suyu hasadı gibi yöntemlerin kritik önem taşıdığını ifade etti. Mevcut alışkanlıkların terk edilmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydeden Aslan, sınırlı kaynakların teknik disiplinle idare edilmesi gerektiğini belirtti. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde havzanın geleceği, bugünkü risklerden arınarak gelecek nesiller için sürdürülebilir bir yaşam kaynağına dönüşecek.
"Van Gölü Havzası'nın gizli ağları"
Bölge genelindeki suyun doğasını şekillendiren asıl etkenin yeraltı jeolojisi olduğunu vurgulayan Ferit Aslan, bu devasa mekanizmayı şu sözlerle özetledi: "Yeraltı potansiyelimiz, farklı jeolojik birimlerin oluşturduğu zengin akifer katmanlarında toplanmıştır. Özellikle Kuvaterner yaşlı alüvyonlar, karbonatlı kayaçlar ve volkanik sahalar, bölgenin en stratejik taşıyıcılarıdır. Ovalardaki yüksek geçirgenliğe sahip alanlar doğal birer depo görevi görürken, karbonatlı kayaçlar karstlaşma, volkanik kütleler ise çatlaklı dokuları sayesinde bu kaynağı muhafaza eder."

Jeoloji Mühendisi Ferit Aslan
"Suyun yeraltı rotası"
Bölgedeki formasyonları sızdırma kapasitelerine göre sınıflandıran Aslan, "Kent merkezinin bir kısmı ile çevresinde 'geçirimli' olarak tanımladığımız alüvyon ve yamaç molozları baskındır. Bunları, geçişe izin vermeyen göl ve bataklık çökelleri takip eder. Alaköy ve Beyüzümü tabakaları ise 'yarı geçirimli' bir karakter sergiler. Ayrıca Bitlis Masifi’ne ait metamorfik birimler ve fay hatları boyunca gelişen kırık sistemleri, kaynağın devirdaiminde ve yüzeye çıkmasında hayati birer kanal işlevi görmektedir" diye konuştu.
"Seviyelerde ciddi çekilme"
Son yıllarda doğal kaynaklarda endişe verici değişimler gözlemlendiğini vurgulayan Aslan, yeraltı sularındaki azalmaya dair şu uyarılarda bulundu: "Yıllardır süregelen kuraklık ve iklim değişikliği nedeniyle beslenim döngüsü azaldı; bu durum stoklarda ciddi gerilemelere yol açtı. Gerek kurumların gerekse yurttaşların sürekli yeni kuyular açması, mevcut birikimi olumsuz etkiliyor. Gün geçtikçe su tablası çekilmekte, dolayısıyla yeni sondajların çok daha derine inme zorunluluğu doğmaktadır. Ayrıca havzanın yüksek buharlaşma oranı ve kapalı karakteri bütçede dengesizlikler yaratırken, hem yeraltı kaynaklarını hem de Van Gölü seviyesini derinden etkilemektedir."
"Tektonik yapı: Suyun hem kaynağı hem sınavı"
Van’ın tektonik mimarisinin miktarı ve kaliteyi doğrudan şekillendirdiğini belirten Aslan, "Fay hatları, dinamiklerde can alıcı bir rol üstlenir. Bu zonlar boyunca gelişen kırıklar, yağışın sızmasını kolaylaştırarak akiferlerin dolumuna katkı sunar. Ancak aynı sistemler, farklı nitelikteki kütleleri birbirine bağlayarak kimyasal bileşimi bozabilir. Özellikle 2011 depremleri gibi hareketler, yeraltı akış yönlerini ve çıkış noktalarını kalıcı olarak değiştirebilmektedir. Örneğin, Van’ı besleyen Bejingir kaynağının sedimanter formasyonu, içeriğin kireçli bir karakter kazanmasına neden olur. Volkanik sahalar miktar açısından olumlu katkı sağlasa da barındırdığı mineraller sertlik artışına yol açar. Ayrıca bölgedeki jeotermal etkilerin kırık hatlarıyla ilişkili olması, sıcaklığı yükselterek tüketim olanaklarını sınırlandırabilmektedir" ifadelerini kullandı.

"Sürdürülebilir yönetim"
Su stresinin kaçınılmaz olmadığını ancak radikal adımlar atılması gerektiğini savunan Aslan, çözüm yollarını şöyle sıraladı: "Sürdürülebilir yönetim, ancak bütüncül ve bilim temelli yaklaşımlarla sağlanabilir. Bu noktada öncelik, mevcut kaynağın verimli kullanılması ve iletim hatlarındaki kayıpların en aza indirilmesidir. Stratejik hamlemiz 'yapay besleme' olmalı; yağmur ve yüzey suları kontrollü şekilde yeraltına yönlendirilerek akiferlerin dolumu desteklenmelidir. Böylelikle kullanım kontrollü bir sisteme kavuşturulabilir. Tarımda damla ve basınçlı sistemlere geçilmeli, su tüketimi düşük bitki türleri seçilmelidir. Ayrıca uygun alanlarda 'yağmur suyu hasadı' yapılmalı; uzaktan algılama ve CBS gibi veri odaklı yöntemlerle seviyeler kesintisiz izlenmelidir."
"Gelecek için su güvenliği"
Toplumun her kesimine çağrıda bulunan Aslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Van’ı gelecekte kaynak yönetimi açısından daha hassas bir süreç beklemektedir. İklim değişikliği ve artan nüfus baskısı karşısında önümüzde iki yol var: Ya mevcut alışkanlıklar sürdürülerek risk artırılacak ya da bilinçli politikalarla bu zenginlik korunacak. Mevcut potansiyeli verimli kullanmak bir tercih değil, zorunluluktur. Eğer bugünden gerekli önlemleri alır ve bilimsel yönetim anlayışını benimsersek; gelecekte krizi değil, güvenliği konuşabiliriz."





