Türkiye’nin en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, son yıllarda hızla düşen su seviyesiyle hem ekolojik hem de jeolojik açıdan kritik bir döneme girmiş durumda.
Bilimsel veriler, gölün su bütçesinin son derece hassas olduğunu ve küçük değişimlerin bile seviyede büyük dalgalanmalara yol açtığını gösteriyor. Uzmanlar hem iklim kaynaklı buharlaşma artışının hem de havzadaki kontrolsüz su kullanımının krizi büyüttüğü konusunda hemfikir.
Van Gölü’ndeki su seviyesindeki düşüşü anlamak için gölün su bütçesine bakmak gerektiğini vurgulayan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşegül Feray Gökdere, “Van Gölü’nü anlamanın anahtarı su bütçesidir. Göl ve havzaya düşen yağış yaklaşık 1230–1250 mm/yıl, buna karşılık göl yüzeyinden yıllık 1177 mm buharlaşma oluyor. Yani gölün kâr marjı sadece 50–70 mm. Bu kadar hassas bir dengede, küçük bir yağış azalması veya buharlaşma artışı gölü net kayıp bölgesine itebilir, “dedi.
Van YYÜ Öğretim Üyesi Ayşegül Feray Gökdere
“İklim yetmez, insan müdahalesi gölü zorluyor”
Otuz yıllık süre zarfında, son on yılın yedisinde orta şiddette kuraklık yaşandığı belirten Gökdere, “Uydu verileri ve standart kuraklık analizleri, 1989–2019 döneminde son on yılın yedisinin orta şiddette kurak geçtiğini gösteriyor. Özetle, birinci sırada iklim krizi var: Daha sıcak ve uzun kurak dönemler, artan buharlaşma ve düzensiz yağışlar. Ama sadece iklimi suçlamak yeterli değil. Havzanın kuzey ve kuzeybatısında sulamalı tarım hızla artıyor, Ahlat gibi ilçelerde 2000’lerden sonra binlerce yeraltı suyu kuyusu açıldı. Bu durum hem gölü besleyen yeraltı sularını zayıflatıyor hem de kıyı Akifelerinde tuzlulaşma yaratıyor, “şeklinde konuştu.
“Su kaybı ve kirlilik ekosistemi tehdit ediyor”
Kapalı havzalarda gölden dışarıya doğal bir akışın olmadığını aktaran Gökdere, “Suyun tek çıkışı buharlaşmadır. Bu nedenle gölü besleyen en küçük yan kol, kaynak ve yeraltı suyu bile hayati öneme sahiptir. Van Gölü Havzası’ndaki yeraltı suyu rezervi yaklaşık 14 km³, ekonomik olarak kullanılabilir kısmı 7 km³. İklim değişikliği senaryolarında bu rezervin %9–17 azalabileceği öngörülüyor. 2002’den sonra açılan çok sayıdaki sulama kuyusu, yeraltı suyunun kimyasını değiştirdi, kıyıya yakın kesimlerde göl suyu yeraltı suyuna karışıyor ve tatlı su Akiflerinde tuzlulaşma başlıyor. Fazla su çekimi, gölü besleyen tatlı suyu azaltıyor ve göl suyunu karaya doğru çekerek tuzlulaşmayı artırıyor,” şeklinde ifade etti.
Gökdere, “Su çekilmesi aynı zamanda kirleticiler için sorun yaratıyor. Aynı miktarda evsel ve endüstriyel atık, daha küçük bir su hacmine karıştığı için, azot, fosfor, organik madde, ağır metaller ve mikro kirleticilerin yoğunluğu artıyor. Göl kıyısındaki yerleşimlerin çoğu hâlâ atık suyunu doğrudan ya da yetersiz arıtarak göle bırakıyor. Suyun çekilmesiyle birlikte kıyıdaki kirli alanlar açığa çıkıyor, yazın ısınıyor ve yosun patlamaları, oksijen çöküşü ve kötü koku hızla ortaya çıkıyor. İklim kaynaklı su kaybı miktar sorunuyken, kentsel ve tarımsal kirlilik de kaliteyi hızla bozuyor, “dedi.

“Mikrobiyalitler tehlike altında: Acil koruma gerekiyor”
Van Gölü'nde su seviyesi çekilmesinin mikrobiyalitler üzerindeki olumsuz etkilerini ve durumun acil koruma gerekliliğini vurgulayan Gökdere, “Su seviyesinin çekilmesi mikrobiyalitleri de tehlikeye atıyor. Edremit, Tatvan ve Adilcevaz kıyılarında ortaya çıkan mikrobiyalitler, yağmur, don ve insanların temasına açık hâle geliyor. 2024’te yapılan bir jeosit çalışması, Adilcevaz’daki mikrobiyalitlerde fiziksel parçalanmaların başladığını ve alanın hem nadir hem de tehlike altında olduğunu gösteriyor. Bu yapıları korumamız şart. Geçmişte göl binlerce yıl boyunca dalgalanmalar yaşamış olabilir, ama bugün durum farklı. Çekilme hızı ve üzerindeki insan baskısı tarihsel olarak eşsiz. Artık bu sadece doğal bir süreç değil; üzerine insan kaynaklı küresel ısınma etkisi biniyor. Göl, hızlı bir şekilde ekosistemsel ve fiziksel baskılarla karşı karşıya,” şeklinde aktardı.
Hiçbir şey bitmedi; “Gelecek hâlâ bizim elimizde”
Van Gölü'nün geleceği üzerindeki kontrolün insan eylemlerinde olduğunu belirten Gökdere, “Gelecek hâlâ bizim elimizde. Kısa vadede göl yağışlı yıllarda nefes alabilir ama uzun vadede ciddi iklim eylemi ve sıkı havza yönetimi olmazsa göl daha düşük bir seviyede ‘yeni bir dengeye’ oturur. Su bütçesi hedefleri belirlenmeli, yeraltı suyu kullanımı düzenlenmeli, yeni kuyu açımı moratoryuma alınmalı. Tarımsal sulamada verimli teknikler kullanılmalı, kentsel atık sular ileri biyolojik arıtma seviyesine çıkarılmalı. Mikrobiyalitler ve sulak alanlar korunmalı. Su verimliliği artırılmalı. Van Gölü’nün çekilmesini sadece doğal bir kuraklık hikâyesi gibi anlatmak eksiktir. Bu, iklim krizi ve yanlış su–arazi yönetiminin birlikte yazdığı bir hikâyedir. Hikâyenin finali hâlâ bizim elimizde. Nasıl biteceği, alacağımız kararlara bağlıdır,” şeklinde konuştu.





