Rus edebiyatının büyük ustası Anton Çehov, kısa öyküleriyle tanınsa da, Bozkır adlı uzun hikayesinde bambaşka bir derinliğe uzanıyor.
İlk kez 1888’de yayımlanan bu eser, yazarın kendi yaşam felsefesini ve doğaya olan duyarlılığını en sade haliyle yansıtıyor.
Roman, küçük bir çocuk olan Yegorușka’nın, amcası ve bir tüccarla birlikte sonsuz gibi görünen Rus bozkırında yaptığı yolculuğu anlatır. Bu yolculuk yalnızca bir mekân değişimi değil, aynı zamanda çocuğun iç dünyasında başlayan büyümenin, korkuların ve merakın da sembolüdür.
Çehov, bozkırın rüzgârını, tozunu, kuş seslerini ve o sonsuz ufku öyle incelikle anlatır ki, okurken doğanın bir parçası olduğunuzu hissedersiniz. Olaylardan çok atmosferi, karakterlerden çok duyguyu ön plana çıkarır.
Bozkır, hızlı geçen günün ardından yavaşlamayı, derin nefes almayı ve sessizliğin güzelliğini hatırlatıyor. Birkaç sayfa okuduktan sonra bile, Çehov’un dingin dili sizi bozkırın ortasında bir akşam serinliğine götürüyor.



