Türkiye’de özellikle eski yapıların yıkımı sırasında açığa çıkan asbest, insan sağlığı açısından büyük risk oluşturuyor. Uzmanlara göre, gözle görülmeyen bu lifler solunum yoluyla vücuda girerek yıllar sonra ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Yıkım sürecinde alınacak önlemlerin riskleri önemli ölçüde azaltabileceğini belirten uzmanlar, tozumayı önlemek için alanın ıslatılması, çevrenin kapatılması ve vatandaşların bu alanlardan uzak durması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca yıkım yapılan bölgelerde yaşayanların pencerelerini kapalı tutmaları ve maske kullanmaları öneriliyor.

Türk Toraks Derneği Mesleksel Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı ve Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İş ve Meslek Hastalıkları Polikliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Özlem Kar Kurt, asbestin lifsi yapısı nedeniyle solunduğunda akciğerlere yerleştiğini ve uzun vadede akciğer kanseri, mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) ve asbestozis gibi hastalıklara yol açabildiğini belirtti.
Kurt, bu hastalıkların çoğu zaman 20 ila 40 yıl sonra ortaya çıktığını şu sözlerle vurguladı:
“Soluduğumuz zaman ilk karşılaştığı organ akciğer. Akciğerde de en çok ya akciğerin parankim dediğiniz doku kısmını tutuyor ya da akciğer zarına ulaşıyor. Akciğer kanseri ve tıbbi adı mezotelyoma olan akciğer zarı kanserini oluşturuyor. Akciğerin içinde de birtakım etkilere sebep oluyor. Halk arasındaki adıyla akciğer sertleşmesi, asbestozis dediğimiz tabloya sebep olabiliyor. Bunun yanında akciğer zarında sıvı oluşumları, kalınlaşmalar gibi tablolara sebep oluyor. Bu etkiler en az 20-30-40 yıl geçtikten sonra hastalık olarak karşımızda görüyoruz.”
Türkiye’de asbest kullanımının 2011 yılında tamamen yasaklandığını hatırlatan Kurt, özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilen binalarda riskin devam ettiğini ifade etti. Kentsel dönüşüm öncesinde binalarda gerekli analizlerin yapılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
Doç. Dr. Kurt, yıkım sırasında tozumayı azaltmak için ıslatarak tozu bastırma veya etrafı çevreleme/kapatma yöntemiyle asbestin hem çevreye hem de insanlara ulaşmasının önlenmesi, yurttaşların da tedbir amaçlı yıkımın olduğu çevrede bulunmaması, pencereleri kapalı tutması ve maske takması gerektiğini kaydetti.

Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Çallı ise asbestin doğada yok olmadığını ve uzun süre kalıcılığını koruduğunu belirtti. Yıkım sırasında parçalanan asbestli malzemelerin havaya karıştığını, rüzgarla geniş alanlara taşınabildiğini ve tekrar tekrar çevreye yayılabildiğini söyledi.
“Asbestli malzemeler kırılmadığı sürece sorun oluşturmaz. Ancak yıkım esnasında parçalandıkları zaman lifler havaya yayılır ve bunlar gözle görülür boyutta değil, mikro ölçekteler. O yüzden havada askıda kalabiliyorlar. Rüzgar ve taşınım yoluyla uzaklaşabiliyorlar. Sorunun ortaya çıkabilmesi için kırılmaları, parçalanmaları lazım.”
Çallı, asbestin kontrol altına alınabilmesi için yıkım öncesinde bina envanterinin çıkarılması gerektiğini, söküm ve bertaraf işlemlerinin ise mutlaka lisanslı ekipler tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.
“Kentsel dönüşümün yani toz taşınımının çok yoğun olduğu bölgelerde havadan numune alınarak yapılabilir. Orada birim hava başına, yani metre küpte ne kadar asbest lifi olduğu şeklinde bir tanım yapılabilir. Ama en kolay yöntem, daha yıkım yapılmadan envanter çıkarmak yöntemiyle yapılabilir. Kontrollü bir şekilde yıkım yapılacak binaya girip bu malzemelerin olup olmadığının kontrolü, envanterinin çıkarılması lazım. En kolay, en çevreci, en ekonomik yöntem bu. Çünkü yıktıktan sonra tekrardan bu maddeleri kontrol etmek, toplamak oldukça zor.”
Asbestin analizi ve sökülüp depolanması işinin özel lisanslı firmalarca yapılması gerektiğini söyleyen Çallı, herhangi bir ekonomik getirisi olmadığı için bu işte finansmanın önemli bir sorun teşkil ettiğine dikkati çekti.
Denetimlerin önemine vurgu yapan Çallı, şunları kaydetti:
“Çoğu kentsel dönüşüm projesinde bu işlerin çok ayrıntılı yapılmadığını ama yine mevzuatın gerekliklerinin mümkün mertebe yerine getirilmeye çalışıldığını biliyoruz. Döküm sahaları konusunda da belediyeler yatırım yapmalı. Yönetmeliklerimize göre asbest içeren malzemeler, atıklar tehlikeli atık statüsündedir. Tehlikeli atık olarak bertaraf edilmek zorundadır. Bu yıkımı yapan, yıkımdan sorumlu olan firma tehlikeli atık beyanında bulunarak bunu uygun tehlikeli atık bertaraf tesisine götürmek zorundadır. Asbestli malzemeyi söküp o tesislere taşıyabilmek çok kritik bir önem arz ediyor. Bunu yapabilmek için de bu bilinci halkta ve kamuda oluşturup bu mevzuatı sonuna kadar uygulamamız gerekiyor.”


