Geleceğin tıp dünyasında hastalıklar kapıyı çalmadan önce hücrelerin sesine kulak vermek ve doğanın kadim bilgisini modern laboratuvarların verileriyle harmanlamak, sağlıklı yaşamın anahtarını sunuyor.

İnsanlık tarihi boyunca sağlık, sadece ağrının yokluğu olarak tanımlandı. Ancak günümüzde bilim, sağlığın fiziksel bir durumdan ziyade; beslenme, zihinsel denge ve moleküler düzeydeki uyumun bir bileşimi olduğunu kanıtlıyor.

Vücudumuzdaki her bir mineralin, her bir enzimin ve hatta her bir düşüncenin biyokimyasal bir karşılığı var. Bu karmaşık sistemde denge bozulduğunda ise hastalıklar kaçınılmaz hâle geliyor. Modern tıp, semptomları dindirmede büyük başarılar elde etse de köklü bir iyileşme için "bütüncül" bir bakış açısına ihtiyaç duyuluyor.

İşte tam bu noktada, akademik kariyerini Biyokimya Bilim dünyasına adamış olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halit Demir, binlerce bilimsel yayının ışığında modern bilim ile doğayı aynı potada eritiyor. Biyokimya ve fitoterapi uzmanlığının yanı sıra; aromaterapi, apiterapi, doğal kozmetik, holistik tıp, mineral terapi, biyorezonans, akupunktur, fonksiyonel tıp ve fizyoterapi gibi pek çok disiplini akademik birikimiyle birleştiriyor.

"Biyokimya Ve Fitoterapi Aynı Bütünün Farklı Dilleridir"

Prof. Dr. Halit Demir, Biyokimya ile fitoterapiyi iki ayrı dünya olarak görmediğini şu sözlerle belirtti: "Benim için biyokimya ile fitoterapi aslında iki ayrı dünya değil, aynı bütünün farklı dilleri. Biyokimya bize vücudun moleküler düzeyde nasıl çalıştığını öğretir veya canlı organizmayı moleküller düzeyinde inceleyen bilim dalıdır; fitoterapi ise doğanın bu sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini gösterir. Yani bitkiler ile tedavidir. Bir bitkiyi 'doğal' olduğu için değil, etken maddesinin hücre, enzim ve metabolik yolaklar üzerindeki etkisini bildiğim için kullanırım. Bitkilerin ve gıdaların içerisindeki güçlü antioksidanlar sayesinde bizler daha az oksidatif strese maruz kalıyoruz. Çünkü şunu biliyoruz ki birçok hastalığın sebebi vücudun aşırı ürettiği oksidatif strestir. Bu durum birçok hastalığı beraberinde getirmektedir.

D R H A L I T

"Zararsızdır Algısına Kapılmamak Gerekir"

Modern bilimle doğayı birleştirirken kanıta dayalı olmanın önemine değinen Demir, "En çok dikkat ettiğim nokta; kanıta dayalı olmak, doz–etki ilişkisini bilmek ve 'zararsızdır' algısına kapılmamaktır. Doğa güçlüdür ama doğru kullanıldığında şifadır. Modern bilimle doğayı birleştirirken en önemli prensibim; aynı zamanda kişiye uygun yaklaşmaktır. Bitkiler usulüne uygun kullanıldığında doğa harikalar yaratabilir. Bu nedenle, geleneksel ve tamamlayıcı tıp modern tıbbın yanında birer yardımcı ve destekleyicidir. Birbirinin alternatifi değildir," ifadelerini kullandı.

"Hastalık Yaşam Tarzında Filizlenir"

Demir, "Bir hastalık çoğu zaman tek bir organda başlamaz; yaşam tarzında, beslenmede, oksidatif stres düzeyinde ve zihinsel yükte filizlenir. Ben danışanlarımı değerlendirirken sadece 'neresi ağrıyor?' diye sormam; nasıl besleniyor, nasıl uyuyor, stresle nasıl baş ediyor, vücudu hangi yükleri taşıyor? Bunlara bakarım. Çünkü bazen aynı tanıyı alan iki kişinin tedaviye verdiği yanıt çok farklı olabilir. İşte bu noktada kişiye özel ve bütüncül yaklaşım, modern tıbbın tamamlayıcı gücü hâline gelir. Bu yüzden kişiye özel ve bütüncül yaklaşım tedavinin anahtarıdır," dedi.

"Bilgi, Tedaviye Dönüşmediği Sürece Raflarda Kalır"

Bilimsel çalışmaların insan hayatına dokunması gerektiğini belirten Demir, "Bilimsel yayın benim için bir amaç değil, insanlara daha doğru dokunabilmenin aracıdır. Aynı zamanda bilimsel yayınlar benim için raflarda duran bilgiler değil; insanoğluna daha gerçekçi ve güvenli dokunmanın yoludur. Güncel literatürü takip etmek, hangi tedavinin kimde ne işe yarayacağını veya faydalı olacağını daha iyi öngörmemi sağlar. Ancak akademik bilgiyi insanlara aktarırken sadeleştiririm; karmaşık terimler yerine anlaşılır, halk diline uygulanabilir ve güvenli çözümler sunarım. Bilgi, tedaviye dönüşmediği sürece raflarda kalır. Benim hedefim, bilgiyi insan hayatına dokunan bir faydaya dönüştürmektir. Aynı zamanda bu bilgileri pratiğe dökmektir. Bunu yaptığımda sonuçları daha hızlı alıyorum," diye sözlerine devam etti.

"Mucize Olan Bizim Bedenimizdir"

Demir, beslenmenin temel taş olduğunu ifade ettiğini şu sözlerle belirtti: "İlaçlar çoğu zaman ortaya çıkmış bir sorunu baskılar; doğru beslenme ise sorunun oluşmasını engeller. Mineraller, eser elementler, vitaminler ve biyolojik aktif besinler; bağışıklık, hormon dengesi ve hücresel onarımda temel rol oynar. Çünkü hiçbir ilaç ve bitkiler mucize değildir. Mucize olan bizim bedenimizdir. Ama bedenimize doğru gıdayı, doğru makro-mikro elementleri ve vitaminleri verdiğimizde beden bu mucizeyi gerçekleştirir. Hatta eksik bir magnezyum, çinko ya da omega dengesi; onlarca ilacın çözemediği sorunlara yol açabilir. Bu yüzden ben beslenmeyi 'yardımcı' değil, tedavinin temel taşı olarak görüyorum. Ama doğrudan yeme ve içme hücresel beslenmenin yerini tutmaz; aynı zamanda bütüncül tedavide bitkisel ekstraktların önemi de oldukça önemlidir.”

"Geleceğin Tıbbı Sağlığı Koruyan Tıp Olacak"

Meme kanseri tedavisinde dönüm noktası: Yeni test kemoterapiyi gereksiz kılabilir
Meme kanseri tedavisinde dönüm noktası: Yeni test kemoterapiyi gereksiz kılabilir
İçeriği Görüntüle

Demir, "Geleceğin tıbbı, hastalığı bekleyen değil; sağlığı koruyan bir tıp olacak. Kişiye özel genetik analizler, yaşam tarzı tıbbı, fonksiyonel tıp ve bütüncül yaklaşımlar daha da önem kazanacak. Sistem yalnızca 'hastayı tedavi eden' değil, insanı dengeleyen bir yapıya evrilecek. Çünkü artık biliyoruz ki; zihin ve beden birlikte iyiyse gerçek sağlık mümkündür. Çünkü bu realite birbirini tamamlamaktadır. Ruhen ve bedenen iyi olma hâli olduğunda sağlık sorunları azalacaktır. Bu nedenle, gelecekte hücresel beslenmenin dünyada çok popüler olacağı kanısındayım," diyerek sözlerini noktaladı.

Muhabir: BÜŞRA TAMAN