Türkiye’nin kadim şehirlerinden biri olan ve coğrafyasıyla doğal güzelliklere ev sahipliği yapan Van'da ekolojik çöküş ve kültürel miras tahribatı alarm veriyor. Su kaynaklarının kuruması, yaban hayatının yok oluşu ve kaçak faaliyetler bölgeyi tehdit ederken, Saint Thomas Kilisesi'nin hiltiyle parçalanmasına kadar ulaştı.
Bölgeyi uzun yıllardır adım adım gezen ve doğa olaylarını yakından gözlemleyen doğa gezileri rehberi Ömer Demez, bölgenin genelini kapsayan derin ve endişe verici bir ekolojik ve kültürel çöküşe dikkat çekiyor. Vadilerden yüksek dağların eteklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada artık belirginleşen bir sessizlik hâkim.
“Ziyaretçi değil, kaçak faaliyetler tahrip ediyor”
Demez, bölgedeki asıl tahribatın bilinçli ziyaretçilerden değil, kaçak faaliyetlerden kaynaklandığını vurguladı: “Doğa gözlemcileri genellikle duyarlı oluyor, ziyaretçiler de doğaya zarar vermiyor. Asıl tahribat define aramaları, kaçak kazılar, yasa dışı avcılık ve denetimsizlikten kaynaklanıyor. Yakın zamanda Saint Thomas Kilisesi’nin girişi hiltiyle kesildi, tarihi yapı yıkılmak üzere. Bölgedeki kültürel miras da hızla yok ediliyor.” Kuruyan su yataklarından, kaçak avcılığın tükettiği hayvanlara, elektrikle katledilen balıklardan hiltiyle parçalanan tarihi yapılara uzanan bu ağır tahribat silsilesi, denetimsizlik ve bilinçsizliğin bölgenin bütün ruhunu ve geleceğini tehdit ettiğinin en somut kanıtı olarak öne çıkıyor.
Bir zamanlar hayat kaynağı olan su kaynaklarının kuruması, sürüler hâlinde dolaşan yaban hayvanlarının kaybolması, derelerdeki balık popülasyonlarının tükenmesi ve binlerce yıllık tarihi izlerin bilinçsizce yok edilmesi, insan faaliyetlerinin doğal döngülerin sınırlarını aşan büyük bir baskı yarattığını açıkça gösteriyor.
Su kaynakları kuruyor: “En büyük değişiklik suların bitmesi”
Ömer Demez, doğada gözlemlenen değişikliklerin en büyüğünün su kaynaklarının kuruması olduğunu şu sözlerle belirtti: “Özellikle yüksek dağlardaki ana kaynaklar artık akmıyor. Son yıllarda su miktarındaki ciddi düşüş, bölgede hem hayvan hem de bitki popülasyonunu doğrudan etkiliyor. Kuruyan kaynaklar, bölgenin doğal döngüsünü bozarken yaşamın sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor.”
Yaban hayvanları avcılık nedeniyle tükendi: “Tilkiden bıldırcına hiçbir tür kalmadı”
Demez, "Bölgedeki yabani hayvanlar neredeyse tamamen yok oluyor. Tilkiden keçiye, bıldırcından kuş türlerine kadar birçok canlı türü son 10 yılda hızla azaldı. Bu yok oluşun en temel nedeni kontrolsüz avcılık. Türkiye’de bir av ruhsatı alıyorsunuz, birçok hayvan sizin için mübah oluyor. Yaban keçilerinin vurulması ağır bir suç olmasına rağmen bu durum hâlâ devam ediyor," dedi.
Balıklar elektrikle katlediliyor: “Derelerde canlı kalmadı”
Demez, bölgede alabalıkların da ciddi tahribata uğradığını şu sözlerle ifade etti: "Derelerdeki balıklar olması gereken yöntemlerle avlanmıyor. Olta yerine jeneratörle elektrik verilerek tüm canlılar öldürülüyor ve derelerde yaşamları bitiyor. Geçtiğimiz hafta ava giden bir ekip derelerde alabalık bulamadı. Bilinçsiz avlanma balık türlerini tamamen yok ediyor.”
Kırsaldan göç doğal yaşamı bozuyor
Demez, "Son yıllarda kırsaldan şehirlere çok yoğun göç oldu. Kırsal yaşam yok denecek kadar azaldı. İnsan nüfusunun dengesi değişirken doğada bıraktıkları boşluk ve etkiler de giderek artıyor," diye sözlerine devam etti.
Şehirden gelenler tahribatı fark etmiyor: “Bir avuç yeşili cennet sanıyorlar”
Demez, "Doğaya sürekli çıkan kişiler tahribatı daha net fark ediyor. Şehirde büyüyen insanların çoğu zarar seviyesini anlamıyor. Birkaç ağaç veya küçük bir su kaynağı onlar için cennet gibi geliyor, fakat asıl cennetin yıllar içinde nasıl yok edildiğinin farkında değiller. Bölgede buzullar bile bilinçsiz kullanım nedeniyle eriyor. Ve artık keklik sürülerini de göremiyoruz," ifadelerini kullandı.
Doğa gezilerinde sıkı kurallar: “Biz doğaya sahip değil, doğaya misafiriz”
Demez, her tur öncesinde katılımcılara mutlaka doğa kurallarını anlattıklarını şu sözlerle aktardı: "Ekibin tek sıra hâlinde yürümesinden yaş ağaçların kırılmasının yasak olmasına kadar birçok kural uygulanıyor. Çiçek koparmak yasak; çünkü çiçeklerin tohum bırakması ve sonraki ziyaretçilerin de görebilmesi amaçlıyoruz. Beş günden uzun süren kamplarda çadırların yeri mutlaka değiştiriliyor; aksi takdirde bitki örtüsü ölüyor. Yeşil alanlarda ateş yakmak kesinlikle yasak, çünkü ateş yakılan yerde yıllarca bitki yetişmiyor. Yaban hayvanlarını ürkütmek, zarar vermek tamamen yasak.”
Demez, "Doğanın yok olması hâlinde insan da yok olacak. Her bireyin doğaya sahip çıkma zorunluluğu var. Ben zarar vermedim demek yetmez; zarar vereni de engellemek gerekir," diye belirtti.





