Van Milletvekili Gülderen Varlı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Gazze’de yaşanan saldırılar, Suriye’de Kürt halkının karşılaştığı insani sorunlar ve bölgesel gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu. Varlı, savaş ve insanlık suçlarının nerede yaşanırsa yaşansın aynı şekilde ele alınması gerektiğini belirterek, uluslararası hukuk ve insani sorumluluk vurgusu yaptı.

Varlı, konuşmasında Gazze’de aylardır süren saldırıların binlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve temel yaşam koşullarının ortadan kalkmasına neden olduğunu ifade ederek, yaşananların savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığını söyledi. Gazze’deki saldırılara sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini dile getiren Varlı, aynı şekilde Suriye’de Kürt halkı başta olmak üzere farklı halklara yönelik insanlık suçlarının da görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtti.

Kobani’de devam eden insani krize dikkat çeken Varlı, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardım geçişlerine açılması çağrısında bulunarak, bölgede bebekler ile kronik hastaların ciddi risk altında olduğunu ifade etti. Teknik ekipman ve ilaç yetersizliğinin arttığını, salgın hastalık riskinin büyüdüğünü belirten Varlı, Meclis’in bu konuda sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Konuşmasında ayrıca 11 Şubat 2026 tarihli resmî belgelere atıfta bulunan Varlı, İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde farklı ülkelerden çifte veya çoklu vatandaşların görev yaptığına ilişkin iddiaların bulunduğunu dile getirerek, Türkiye vatandaşlığına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini ifade etti.

Varlı, savaş ve insanlık suçlarının her yerde aynı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin hukuki çerçevede gerekli adımları atması gerektiğini söyledi.

Van Milletvekili Gülderen Varlı’nın açıklaması şöyle:

IPARD III kapsamında 30 milyon avroluk yeni destek çağrısı
IPARD III kapsamında 30 milyon avroluk yeni destek çağrısı
İçeriği Görüntüle

“Genel Kurulu ve mazlumun yanında insani ve vicdani refleksini gösteren her halkımızı, halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Gazze'de aylardır süren saldırılar ve soykırım binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, kentlerinin yıkılmasına ve temel insani yaşam koşullarının ortadan kalkmasına yol açmıştır. Bu yaşananlar uluslararası hukuk açısından da savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. Buna sessiz kalmak suça ortak olmaktır. Ancak Gazze'deki vahşeti, zulmü ve suçluları açıkça konuşurken Suriye'de Kürt halkı başta olmak üzere farklı halkları hedef alan insanlık suçlarını görmezden gelmek, sessiz kalmak da suça ortak olmaktır. Bunu açıkça ifade etmek gerekir.

Konu, Kürt halkının maruz kaldığı katliam, işkence ve hak gaspları olduğunda herkes dut yemiş bülbüle dönüşüyor. Yüzyıllar boyunca yok sayılan Kürtlerin bugün statü kazanması engelleniyor, dünya bunu konuşuyor. Burada bulunan her vekil de bunu iyi biliyor. Allah her şeyi bilendir, kul da bilir. Allah insanlığa verdiği bu iradeyi ya hayır yolunda ya da kötülükte kullanacak şekilde insanı sınar. Mevzu Kürt halkı olunca bu irade çoğu zaman kötüye, ırkçılığa ve nefrete hizmet eden siyasi saiklerle kullanılıyor.

Tüm dünya Kobani'de hâlen süren abluka ve insani krizi konuşuyor. Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu'nun çağrısı da açıktır: Kobani'deki insani krizin son bulması için Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın derhâl insani yardım geçişlerine açılması gerekiyor. Oraya ulaşan heyetlerin bildirdiğine göre, yaşam mücadelesi veren bebekler, diyaliz ve kanser hastası yurttaşlar ciddi risk altındadır; teknik ekipman ve ilaç yetersizliği ciddi boyutlardadır ve salgın hastalıklar artmaktadır. Bu nedenle sınır kapısının acilen açılması ve insani yardımların gecikmeden ulaştırılması hayati önem taşımaktadır.

Barışın, adaletin ve halkların eşitliğinin temini için Meclis olarak üzerimize düşeni yapmalıyız. Kobani'deki insani krizin sona ermesini sağlamalı, Suriye'deki Kürtlere uygulanan insanlık suçlarına karşı tüm dünya gibi bu Meclis de tavır koymalıdır.

Buna ek olarak, 11 Şubat 2026 tarihinde resmî belgelere göre yaklaşık 130 ülkeden 55 bine yakın çifte veya çoklu vatandaşın İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde görev yaptığı açıklandı. Bu kişiler arasında 112 kişinin Türkiye vatandaşı olduğu iddia ediliyor, bunun netliği elbette araştırılmalıdır. Benzer şekilde, Suriye ordusunda bulunan kişilerin durumu ve vatandaşlıklarının da araştırılması, gerekli hukuki sürecin işletilmesi gerekiyor.

Savaş ve insanlık suçu her yerde aynıdır. Kürt halkına uygulandığında da aynıdır; hukukla değerlendirilmeli, hukuki tedbirlerin alınması konusunda Türkiye açık bir iradeyi ortaya koymalıdır.

Muhabir: SEMİH SARMA