Türkiye’deki sulak alanların beşte birine ev sahipliği yapan Van Gölü Havzası, 1700 metre rakımdaki coğrafi yapısı ve zengin su kaynaklarıyla eşsiz bir ekosistem sunuyor. Kanatlılardan memelilere kadar çok geniş bir tür yelpazesini barındıran bu havza, göç yolları üzerindeki stratejik konumuyla yaban hayatı açısından hayati bir önem taşıyor.
Bölgedeki ekolojik çeşitliliği değerlendiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Loğman Aslan; özellikle flamingolar ve Sibirya'dan gelen yabani kazların mevsimsel bir nöbet değişimi içinde olduğunu ifade etti.
"Türkiye'deki sulak alanların beşte biri burada"
Van Gölü Havzası'nın coğrafi yapısı ve yüksek rakımı nedeniyle eşsiz bir zenginliğe sahip olduğunu aktaran Prof. Dr. Loğman Aslan, "Van Gölü Havzası, sulak alan yönünden zengin olması nedeniyle Türkiye'deki sulak alanların beşte birini barındırıyor. Erçek Gölü ve Bendimahi gibi birçok sulak alanımız var. 1700 metre yükseklikteki bu coğrafi şekillere bağlı olarak bölge, yaban hayatı yönünden çok zengin. Bu çeşitlilik; göçmen kanatlılarda, sucul kuşlarda, karasal kuşlarda ve memelilerde kendini gösteriyor," ifadelerini kullandı.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Loğman Aslan
Yıl boyu bitmeyen hareketlilik
Kuşların göç döngüsüne değinen ve havzada her mevsim canlılığın sürdüğünü belirten Aslan, "Buradaki türlerin birçoğu göçmen kuşlardır ve bunların başını allı turnalar (flamingolar) çeker. Ancak flamingolar burayı terk ettiğinde yerlerini kazlar alır. Sibirya tarafındaki soğuk iklimden kışlarını geçirmek üzere kasım sonuna doğru havzaya gelen sakarca ve küçük kazlar, havalar ısınana kadar burada konaklar. Dolayısıyla Van Gölü Havzası'nda 12 ay boyunca hem göçmen hem de yerleşik türleri görmek mümkündür. Sayıları gün geçtikçe artan kazları, özellikle Erçek Gölü çevresinde bol miktarda görebilirsiniz. Şimdi ise dönmek üzereler; sayıları azaldıkça yerlerini tekrar allı turnalar alacak," şeklinde konuştu.
"Gelecek nesillere dünya mirası"
Doğanın korunmasının genetik ve turistik önemine vurgu yapan Aslan, "Ekolojik dengeye sahip çıkmak için tabiatın can damarı olan sulak alanlarımızı korumalıyız. Eğer sulak alanları korursak tabiattaki çeşitlilik her geçen gün artacak. Buraları kirletmemeli, tarıma açmak için yeni yerler oluşturmamalıyız. Derelerimize, göletlerimize ve göllerimize sahip çıkarsak yaban hayatı çeşitlenerek devam eder. Bu zenginliği gelecek nesillere aktardığımızda hem turizm hem de genetik çeşitlilik açısından dünya harikası, görülmeye değer bir miras bırakmış olacağız," dedi.




