Eğitim süreçlerinde yer alan sosyal paylaşımlar ve okul dışı etkinliklerin çocuk gelişimi üzerindeki etkileri, sağlıklı bir öğrenme ortamının tesisi açısından önem taşıyor. Son dönemde okullarda, özellikle Ramazan ayı dolayısıyla öğrencilerden iftar sofralarında çektirdikleri fotoğrafların istenmesi gibi uygulamalar aile mahremiyeti açısından tartışmalara yol açıyor.

Benzer şekilde, Celal Karatüre'nin sosyal medyada geniş yankı uyandıran ve özellikle çocuklar üzerindeki etkisi tartışılan videoları da pedagojik süreçlerin sorgulanmasına neden oluyor. Bu tür uygulamaların yansımaları ve her çocuğun eşit şartlarda temsil edilmesi gerekliliği üzerine odaklanılırken, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Van Şube Eşbaşkanı Murat Atabay görüşlerini paylaştı.

Türkiye’den 47 üniversite dünyanın en iyileri arasında
Türkiye’den 47 üniversite dünyanın en iyileri arasında
İçeriği Görüntüle

Özel yaşamın gizliliği ve sosyal denge

Okullarda çocuklardan aile içi yaşamlarına dair görsel paylaşımlar istenmesinin pedagojik sonuçlarına değinen Murat Atabay, bu durumun aileler arasındaki ekonomik farklılıkları görünür kıldığını ifade etti:

"Bir kere burada bir özel yaşama müdahale var. Ev içi yaşamın fotoğraflanması ve paylaşılması bir özel yaşam ihlalini ortaya çıkarıyor. İkincisi, ekonomik krizden kaynaklı olarak iftar sofrasını doğru düzgün kuramayan aileler varken, çok daha iyi sofralar kuran aileler de var. Bu nokta, çocuklar arasında aslında pedagojik anlamda da olumsuz sonuçlar doğuracak bir uygulamadır. Çocuk da ister istemez okuldaki o psikolojiden etkilenmemek için ailesini bu noktada bir zorlama içerisine girer."

Laiklik anlayışı ve kapsayıcı eğitim

Eğitim kurumlarının tüm inanç gruplarına eşit mesafede durması gerektiğini belirten Atabay, laiklik ilkesinin toplumsal barış için önemine dikkat çekti:

"Gerçekte laiklik uygulandığı zaman bütün inançlara eşit mesafede olmayı ifade ediyor. Yani ne bir inancı öne çıkarmayı ne de bir inancı ötelemeyi; kamusal alanda özellikle hiçbir inancın bilinçli şekilde öne çıkarılmaması veya ötelenmemesi anlamına geliyor. İnsanların dini inançlarını açıklamaya ve açıklanmamaya zorlanması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu noktada laikliğe de, devletin anayasasında yer alan laiklik ilkesine de aykırı olduğunu belirtmek gerekiyor."

Okul öncesi eğitimde pedagojik yaklaşımlar

Küçük yaş grubundaki çocukların soyut kavramları algılama biçimlerine vurgu yapan Atabay, okul öncesi etkinliklerin bilimsel çerçevede kalması gerektiğini savundu:"4-6 yaş grubu çocuklarda soyut düşünme gelişmemiştir. Soyut düşüncenin gelişmediği çocukları camiye götürmek, bu noktada çocuklara ne söyleyeceğini bilmeyen ve pedagojiden anlamayan kişilerin çocuklarla iletişim kurması bir problemdir. Çocuklar gördükleri somut şeyler üzerinden yaşıyorlar. Okullar bilimsel eğitimin verileceği mekanlardır. Bu noktada hem anaokulu hem ilkokul ve diğer bütün kademelerde yaklaşımın böyle olması gerekiyor."

Çocuk hakları ve uluslararası sözleşmeler

Uygulamaların çocuk hakları ve anayasal haklar ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Atabay, toplumsal kaygıların giderilmesi çağrısında bulundu:

"Bu durum hem anayasayla çelişiyor hem çocuk hakları sözleşmesiyle çelişiyor. Bir inancını açıklamaya zorlamadır en başta. Türkiye'de sadece Müslümanlar yaşamıyor; inançsız olan birçok insan var, farklı inanç ve mezheplere sahip olanlar var. Bunları yok sayan bir yaklaşım söz konusu. İnsanlar, çocukları okul içerisinde bir baskıya uğrar mı veya akranları tarafından bir zorbalığa uğrar mı üzerinden bir korku ve kaygı da taşıyorlar."

Bilimsel ve kamusal eğitim vurgusu

Eğitim sisteminin temel sorunlarına odaklanılması gerektiğini belirten Atabay, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Millî Eğitim Bakanlığının bu dilinden vazgeçmesi gerekiyor. Okulları gerçekten bilimsel ve kamusal alanlar olarak görmesi, müfredatını da ona göre düzenlemesi gerekiyor. Bir inancın bütün kamusal alanda ve okullarda tek inançmış gibi çocuklara ritüellerinin dayatılması ciddi bir problemdir. Türkiye'deki bütün sorunların aslında din maskesi altında gölgelenmemesi gerekiyor. Toplumun da bu dile gelmemesi ve tepkileri doğru anlaması gerekiyor."

Muhabir: BÜŞRA TAMAN