Van Barosu’nun da aralarında bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 15 baro, Türkiye ve Suriye’de yaşanan güncel gelişmeler ile bölgedeki hak ihlallerine ilişkin ortak basın açıklaması yayımladı. Barolar, özellikle Van’da barışçıl gösterilere yönelik müdahaleler ve Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz’ın fiziksel gözaltı ve kötü muameleye maruz bırakılması konusunda sert tepki gösterdi.
Açıklamada, insan hakları, hukuk devleti ilkeleri ve savunma hakkının korunmasının temel öncelik olduğu vurgulandı. Ceza yargılamalarının şeffaf ve adil yürütülmesi gerektiği belirtilerek, yargının baskı ve sindirme aracına dönüştürülmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Açıklamada, avukatlık faaliyetinin kriminalize edilmesine dikkat çekilerek, savunma görevi nedeniyle avukatların yargı baskısına maruz bırakılmasının yalnızca savunma hakkını değil, bireylerin adalete erişim hakkını ve hukuk devletinin güvencelerini de doğrudan hedef aldığı kaydedildi.
Bölge baroları, Van’daki gelişmelere özel vurgu yaparak şu değerlendirmeyi paylaştı:
Basına ve Kamuoyuna
Bölge baroları olarak; Türkiye’de ve Suriye’de yaşanan güncel gelişmeleri, insan hakları, hukuk devleti ilkeleri ve savunma hakkı perspektifinden değerlendirme gereği doğmuştur.
Bu kapsamda, başta Mürşitpınar Sınır Kapısı olmak üzere Suriye’ye açılan sınır kapılarının, Suriye’deki Kürtlere insani yardımın kesintisiz biçimde ulaştırılabilmesi amacıyla açık tutulmasının zorunlu olduğu bir kez daha vurgulanmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içerisinde, halklara insani yardım ulaştırılmasına yönelik yol ve yöntemlerin belirlenmesi, bu sürecin süreklilik arz edecek biçimde sürdürülmesi ve gerekli yasal adımların ivedilikle atılması gerekmektedir.
Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin olarak Türkiye’nin birçok ilinde barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kanuna aykırı biçimde engellendiği, kolluk güçlerinin orantısız ve hukuka aykırı müdahalelerde bulunduğu görülmektedir. Bu müdahaleler bakımından sorumlular hakkında etkin, bağımsız ve tarafsız adli ve idari soruşturmaların yürütülmesi zorunludur.
Bu çerçevede, Van ilinde barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkını kullananlara yönelik gerçekleştirilen müdahaleler kapsamında Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz’ın fiziksel gözaltı ve kötü muameleye maruz bırakılması kabul edilemezdir. Bölge baroları olarak bu sürecin yakın takipçisi olacağımızı kamuoyuna ilan ederiz.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyelerine yönelik gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar da kaygı vericidir. Siyasal faaliyetlerin ve düşünce açıklamalarının ceza soruşturmalarına konu edilmesi; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve örgütlenme özgürlüğünün açık ihlalidir. Gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin cezalandırma aracına dönüştürülmesi kabul edilemez.
Öte yandan, Amedspor’a yönelik verilen cezalar ile saha içinde ve dışında yaşanan ayrımcı uygulamalar da dikkatle izlenmektedir. Spor alanlarının toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmesi gerekirken, ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımların kurumsal kararlarla pekiştirilmesi; eşitlik ilkesine ve sporun evrensel değerlerine açıkça aykırıdır. Benzer şekilde, bireylerin “saç örme” gibi ifade özgürlüğü kapsamında kalan kişisel ve kültürel tercihlerinin hedef alınarak soruşturmalara konu edilmesi, temel hak ve özgürlüklere yönelik hukuka aykırı bir müdahaledir.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi meslektaşlarımıza yönelik verilen cezalar da ayrıca değerlendirilmiştir. Avukatlık faaliyeti ve hak savunuculuğunun, meşru ve yasal bir meslek faaliyeti olmasına rağmen kriminalize edilerek cezalandırma konusu haline getirilmesi kabul edilemezdir. Savunma görevinin yerine getirilmesi nedeniyle avukatların yargı baskısına maruz bırakılması, yalnız savunma hakkını değil; bireylerin adalete erişim hakkını ve hukuk devletinin temel güvencelerini doğrudan hedef almaktadır.
Ceza yargılamalarının, özellikle kamuoyunda siyasi nitelik taşıdığı algısı oluşan dosyalar bakımından, hukuk devleti ilkelerine uygun, şeffaf ve adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde yürütülmesi zorunludur. Yargının bir baskı ya da sindirme aracına dönüştürülmesi kabul edilemez.
Ayrıca, sosyal medya ve kamusal alanda özellikle Kürtlere, farklı inanç ve kimliklere yönelik nefret dili ve ayrımcı söylemlerin giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Nefret söylemiyle etkin biçimde mücadele edilmemesi, şiddeti ve ayrımcılığı beslemekte; toplumsal barışı derinden zedelemektedir. Devletin, nefret söylemine karşı etkili hukuki mekanizmaları işletme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasa’nın 153. ve 90. maddeleri uyarınca bağlayıcıdır ve gecikmeksizin uygulanmak zorundadır. Bu kararların yerine getirilmemesi, hukuk devleti ilkesini ağır biçimde zedelemekte ve yargı sistemine duyulan güveni ortadan kaldırmaktadır.
Avukatların Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi ve bu sözleşmeye Türkiye’nin imzacı olması, avukatların mesleki güvencelerinin artırılması ve savunma hakkının etkin biçimde korunması açısından hayati önemdedir.
Bölge baroları olarak; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve savunma hakkını koruma kararlılığımızla, yaşanan tüm bu süreçlerin takipçisi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Ortak açıklamaya imza atan barolar şöyle:
Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Dersim, Diyarbakır, Hakkari, Iğdır, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van Barosu




