Biruni Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gizem Mutlu Gülbak, öğrencilerin yüzde 54’ünün yapay zeka araçlarından haftalık düzenli olarak yararlandığını, derslerde kullanılan ortalama yapay zeka aracı sayısının ise 2,1 olduğunu ifade etti.
En yaygın kullanılan yapay zeka aracının kullanım oranının yüzde 66 olduğunu vurgulayan Gülbak, bu verilerin yapay zekanın öğrenme süreçlerine hızla entegre olduğunu gösterdiğini söyledi.

Öğrencilerin yapay zekaya yönelik tutumlarının henüz netlik kazanmadığına dikkat çeken Gülbak, katılımcıların yüzde 25’inin yapay zekanın zararından çok yararı olduğunu düşündüğünü, yüzde 32’sinin ise yarar ve zararların bir arada bulunduğunu ifade ettiğini aktardı. Bu durumun, eğitimde yapay zeka kullanımına ilişkin belirsizlik ve kaygıların sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.
“Eğitimde insan unsuru vazgeçilmezdir”
Yapay zekaya ilişkin kaygıların yalnızca teknolojiyle sınırlı olmadığını, uygulama biçimlerine de bağlı olduğunu vurgulayan Gülbak, öğretmenlerin yapay zeka destekli eğitimin uygulanabilirliği, teknik altyapı eksiklikleri ve yeterli bilgiye erişim konularında tereddütler yaşadığını dile getirdi.

Eğitimin yalnızca akademik değil, aynı zamanda etik ve toplumsal değerler kazandırmayı hedeflediğini belirten Gülbak, yapay zekanın öğretmenin yerini alan değil, öğretmeni destekleyen bir araç olarak konumlandırılması gerektiğini ifade etti. Yapay zeka temelli sistemlerin bağlamsal ve beklenmedik durumlarla başa çıkmakta sınırlı kaldığını belirten Gülbak, bunun insan unsurunun eğitimde neden vazgeçilmez olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.
Yapay zeka çağında öğretmenliğin yeni yeterlik alanlarıyla yeniden tanımlandığını kaydeden Gülbak, öğretmenlerin rehberlik ve karar verme rolünü koruduğu, yapay zekanın ise yardımcı rol üstlendiği bir öğrenme ekosisteminin oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Doğru ve bilinçli kullanımın önemli fırsatlar sunduğunu belirten Gülbak, yapay zekanın öğretmenlere zaman kazandırabileceğini, öğrencilere kişiselleştirilmiş öğrenme imkanı sağlayabileceğini ve veri temelli karar alma süreçlerini güçlendirebileceğini ifade etti.
Ancak etik sınırların net çizilmemesi halinde veri gizliliği ve erişim eşitsizlikleri gibi ciddi risklerin de ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.





