Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi’nde görev yapan Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, mikroplastik ve nanoplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Son yıllarda mikroplastiklerin yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkarak insan sağlığı açısından da önemli bir risk unsuru haline geldiğini belirten Sarıkaya, özellikle kardiyovasküler sistem üzerindeki etkilerin araştırıldığını ifade etti.

Sarımsak ucuzladı ama esnaf kazanamıyor
Sarımsak ucuzladı ama esnaf kazanamıyor
İçeriği Görüntüle

Mart 2026’da yayımlanan bilimsel çalışmalara dikkat çeken Sarıkaya, mikro ve nanoplastiklerin insan dokularında da tespit edilebildiğini ve bu durumun kalp-damar hastalıkları açısından yeni bir risk alanı oluşturduğunu söyledi.

Uzmanlara göre bu partiküller, kan dolaşımına karışarak kalp ve damar dokularında birikebilirken, oksidatif stres, inflamasyon ve hücresel hasara yol açabiliyor. Bu süreçlerin ise kalp hastalıkları riskini artırabileceği değerlendiriliyor.

Sarıkaya, mevcut bulguların henüz kesin sonuçlar ortaya koymadığını ancak konunun bilim dünyasında giderek daha fazla önem kazandığını vurguladı.

Sarıkaya’nın açıklaması şöyle:

“Son yıllarda mikroplastik ve nanoplastiklerin (MNP) insan sağlığı üzerindeki etkileri giderek daha fazla araştırılmaktadır. Özellikle kardiyovasküler sistem, bu parçacıkların olası toksik etkilerinden etkilenebilecek önemli bir hedef organ olarak öne çıkmaktadır.

Mart 2026’da yayımlanan Microplastics and nanoplastics in cardiovascular disease adlı çalışma, Nature Reviews Cardiology dergisinde bu konuya dikkat çekmektedir. Güncel araştırmalar, mikro ve nanoplastiklerin sadece çevrede değil, insan dokularında da saptanabildiğini göstermektedir. Kan, aterosklerotik plak, trombüs ve miyokard dokularında bu partiküllere rastlanması, onların gastrointestinal ve solunum yolundan sistemik dolaşıma katılabildiğini ve kalp-damar dokularında birikebileceğini düşündürmektedir.

Deneysel veriler, MNP’lerin endotel hücrelerinde oksidatif stres, inflamasyon ve mitokondriyal disfonksiyon oluşturduğunu ve bunun fibrotik yeniden yapılanmaya yol açabileceğini göstermektedir. Bu mekanizmalar, endotel disfonksiyonu, ateroskleroz progresyonu, miyokard hasarı ve aritmi riskini artırabilir. İnsan çalışmalarında da mikroplastiklerin aterosklerotik plaklar ve trombüslerde inflamasyonu artırdığı ve pro-trombotik ortam yarattığı gözlemlenmiştir. Bu durum, kardiyovasküler olaylar açısından potansiyel bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir.

Buna rağmen, mevcut kanıtların çoğu henüz ilişki düzeyindedir; nedensel bağlantılar kesin olarak kanıtlanmamıştır. Ayrıca, MNP ölçüm yöntemleri standartlaşmamış ve nanoplastiklerin tespiti henüz sınırlıdır. Epidemiyolojik veri de oldukça sınırlı olduğundan, klinik rehberlerde henüz bir uygulama önerisi bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, mikro ve nanoplastikler çevresel kardiyoloji alanında yeni bir risk faktörü adayı olarak öne çıkmaktadır. Klinik pratiğe doğrudan yansımaları sınırlı olsa da, çevresel maruziyetlerin kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve önleyici stratejiler geliştirmek için multidisipliner araştırmaların önemi büyüktür. Kardiyologlar açısından, bu konunun farkında olmak, özellikle yüksek riskli hastalarda çevresel riskleri göz önünde bulundurmak anlamlıdır.”

Muhabir: KADİR CESUR