Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos imzası taşıyan 2015 yapımı film, kara mizah ile dramı ustaca harmanlayarak aşk, yalnızlık ve bireysel özgürlük kavramlarını sorguluyor.
Yakın bir gelecekte geçen filmin dünyasında, bekar olmak bir suç sayılıyor. Yalnız kalan bireyler, devlet tarafından bir otele yerleştiriliyor ve 45 gün içinde kendilerine uygun bir eş bulmaları bekleniyor. Bu süre sonunda eş bulamayanlar, önceden seçtikleri bir hayvana dönüştürülerek topluma geri gönderiliyor.
The Lobster, aşkın bir duygu olmaktan çıkıp zorunluluk hâline getirildiği bir düzeni anlatırken, toplumsal normlara körü körüne uyum sağlamanın insanı nasıl mekanik ve ruhsuz bir varlığa dönüştürebileceğini gözler önüne seriyor.
Filmde ilişkiler, gerçek bağlardan çok ortak fiziksel özellikler ve yüzeysel benzerlikler üzerine kuruluyor. Bu durum, modern ilişkiler dünyasına güçlü bir eleştiri olarak okunuyor.
Soğuk renk paleti, mesafeli kamera kullanımı ve bilinçli olarak tekdüze tutulan diyaloglar, filmin rahatsız edici atmosferini daha da pekiştiriyor.
Lanthimos’un kendine özgü anlatım dili, izleyiciden sabır ve dikkat talep ederken, film bittikten sonra uzun süre etkisini sürdürüyor.



