Oscar ödüllü yönetmen Guillermo del Toro, Mary Shelley’nin klasiği Frankenstein’ı sinemaya uyarladı. Netflix’te yayınlandığı ilk üç gün içinde milyonlarca izleyiciye ulaşan film, Shelley’nin 18 yaşında kaleme aldığı hikâyenin hâlâ ne kadar etkileyici ve güncel olduğunu bir kez daha gösterdi.

İngiliz yazar Mary Shelley, Frankenstein ya da Modern Prometheus romanını henüz 18 yaşındayken yazmaya başladı. Genç yaşına rağmen olağanüstü hayal gücü ve derin düşünce dünyasıyla dikkat çeken Shelley, romanında yenilikçi ve sıra dışı bir yapı ortaya koydu.
Mary Shelley, entelektüel bir ortamda yetişti. Babası William Godwin ünlü bir filozof ve yazar, annesi Mary Wollstonecraft ise kadın hakları savunucusuydu. Bu çevre, Shelley’nin eleştirel düşünmesini ve cesur fikirler üretmesini sağladı.
Yazarın hayatı trajedilerle doluydu; annesini genç yaşta kaybetmiş, ilerleyen yıllarda çocuklarını da yitirmişti. Bu kayıplar, ölüm ve yaşam arasındaki sınırları zorlayan Frankenstein’ın temel ilham kaynaklarından biri oldu.

1816 yazında İsviçre’de bulunan Shelley, kocası Percy Bysshe Shelley ve arkadaşlarıyla birlikte “korku hikâyesi yarışması”na katıldı. Avrupa’yı etkileyen fırtınalı hava, sürekli yağmur ve karanlık atmosfer, Victor Frankenstein ve onun yarattığı canavarın hayal edilmesine yol açtı. Mary Shelley’nin bilimsel merakı; özellikle elektrik ve galvanizm deneyleri, hikâyenin bilimsel temelini oluşturdu.
Ölümsüz Canavar Frankenstein
Frankenstein, hem bilim kurgu hem de gotik bir hikâye olarak insan doğası, yaşam ve ölüm, yaratma ve sorumluluk gibi evrensel temaları işliyor. Roman, insanın doğayı kontrol etme arzusunu ve bunun etik boyutlarını sorgularken, modern tıp, genetik mühendislik ve yapay zekâ tartışmalarına hâlâ ışık tutuyor.
Shelley’nin eseri, defalarca tiyatroya, sinemaya ve dizilere uyarlandı ve her nesilde popülerliğini korudu. Canavarın toplum tarafından dışlanması, yalnızlığı ve ötekileştirilmesi temaları, hikâyeyi hem derin hem de evrensel bir hale getiriyor.




