Türkiye’de yayıncılık dünyası, bir yandan ifade özgürlüğü ve yasal sınırların yarattığı belirsizliklerle uğraşırken diğer yandan derinleşen ekonomik krizin yükünü omuzluyor.
Özellikle butik yayınevleri ve Kürtçe literatür üzerine çalışan kurumlar, kâğıt fiyatlarındaki artış ve lojistik maliyetlerin yanı sıra, olası yasal yaptırımlar nedeniyle yayın programlarını revize etmek zorunda kalıyor.
Bu atmosferde, nitelikli eserlerin okurla buluşması sadece edebi bir tercih değil, aynı zamanda ciddi bir finansal ve hukuki risk yönetimi haline gelmiş durumda.
Kürtçe yayıncılığın önemli isimlerinden Sitav Yayınevi’nin sahibi ve editörü Qahir Bateyi, sektörün içinde bulunduğu bu çok yönlü darboğazı VanHaber.tr’ye anlattı.
“Hukuki kaygılar nedeniyle yayınlanmayan eserler var”
Qahir Bateyi, “Elimize gelen birçok değerli eseri yayınlamadık ya erteledik ya da geri çevirdik. Bunun temel sebebi söz konusu eserin hukuki açıdan sorun yaratacağıydı. Eser hem edebi açıdan hem genel kültür açısından zengin olmasına rağmen geri çevirdik. Çünkü biliyoruz, yayınlasak bizim için hukuki sorun olur. İleri demokrasiye sahip ülkelerde bu tür sorunlar yoktur, hatta gülünçtür. Fakat bizde maalesef halen kitaplar toplatılıyor ve kitaplar dava konusu olabiliyor,” dedi.
“Toplatma ve dava korkusu yayın politikalarını belirliyor”
Bateyi, “Kuşkusuz yasal yaptırım, dava ya da soruşturma ihtimali yayın politikalarımızı çok olumsuz etkiliyor. Birçok eser var; biliyoruz eğer yayınlasak büyük bir okuyucu kitlesi olacak. Ama toplatılır, dava açılır ve büyük para cezaları verilir diye yayınlayamıyoruz. Bu son yıllarda birçok yayınevinin toplatılan ve dava açılan eserleri oldu. Bunların hemen hemen hepsi ihbar üzeri toplatılmış ve dava konusu olmuş,” ifadelerini kullandı.

“Kitaplar okunmadan, incelenmeden toplatılıyor”
Bateyi, “Fakat eserin içeriğine bakıyorsun, toplatma gerekçesi olacak hiçbir şey yok. Ya bir resimden dolayı ya bir kelimeden dolayı ya bir isimden dolayı. Hatta toplanan birkaç kitap ‘Yüz Temel Eser’ dahi oldu. Bu gülünç bir şeydir. Çünkü kitaplar okunmadan, incelenmeden toplatılıyor. Biri bir kitabı ihbar etti mi, o kitap toplatılır. Çoğu zaman dava da açılır,” diye sözlerine devam etti.
“Yıllarca süren davalar ve zorunlu otosansür”
Bateyi, “Dava sonucu takipsizlik ya da beraatle sonuçlanıyor. Ama sonuçlanana kadar yıllar geçiyor. Böylece kitap yıllarca haksız yere yasaklı oluyor. Maalesef çok oluyor. Birçok eserde metinlere müdahale ediyoruz. Adeta elekten geçiriyoruz. Kuşkusuz. Ama bu otosansürü yapmak zorundasın. Çünkü yapmazsan büyük bedeller ödersin. On yıl önce yayınladığım 80 sayfalık bir piyes kitabı dava konusu oldu, yazara 2 yıl 6 ay, yayınevine yüklü miktarda para cezası verildi. Üç yıl o para cezasını ödedim. Belimi kırdı diyebilirim,” sözlerini belirtti.
“İfade özgürlüğü olmadan yayıncılıktan söz edilemez”
Bateyi, “Büyük yayınevlerini bilmiyorum ama Kürt yayınevlerini çok etkilediğini söyleyebilirim. Öncelikle ifade özgürlüğünün önündeki engeller kalkmalı. Kendini ifade etmek, düşüncesini söylemek suç olmamalı. Bunları suç olmaktan çıkaracak yasaların çıkarılması lazım. Özgür bir ortam olmalı. Özgürlükçü, demokrasi ve insan haklarına dayalı bir hukuk sistemi olmalı ki yayınevleri de toplum da özgür olsun. Bu olmadan özgürlüklerden söz edemeyiz,” dedi.




