Türkiye’nin farklı bölgelerinde, özellikle küçük yerleşimlerde kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar vakalarının benzer toplumsal koşullar altında ortaya çıktığı biliniyor. Ekonomik sınırlılıklar, kapalı sosyal yapılar ve güçlü aile-akrabalık ilişkileri, bu tür olayların geç fark edilmesine ya da uzun süre görünmez kalmasına neden olabiliyor.

Van’ın Çaldıran ilçesi de geçmiş yıllarda yerel ve ulusal basına yansıyan istismar ve şiddet haberleriyle bu tartışmanın bir parçası haline geldi. İlçede yaşanan vakalar; kimlerin etkilendiği, olayların nasıl ortaya çıktığı, neden çoğu zaman sessizlikle karşılandığı ve hangi koşullarda kamuoyuna yansıdığı sorularını yeniden gündeme taşıdı. Toplumsal yapı, geleneksel değerler, mahremiyet algısı ve sosyal destek mekanizmalarının yeterliliği bu süreçte öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Yaşananların yalnızca bireysel olaylar mı yoksa daha geniş bir yapısal sorunun yansıması mı olduğuna ilişkin Çaldıran Belediyesi Psikoloğu Gülşen Canan değerlendirmelerde bulundu.

"Bireysel değil yapısal bir mesele”

Çaldıran’da yaşanan şiddet ve istismar vakalarının yalnızca bireysel olaylar olarak değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olacağını belirten Psikolog Gülşen Canan: “Çaldıran’da gündeme gelen şiddet ve istismar vakaları, yalnızca bu ilçeye özgü bireysel sorunlar olarak değil; Türkiye’nin birçok farklı bölgesinde benzer koşullar altında ortaya çıkabilen yapısal bir mesele olarak ele alınmalıdır. Ekonomik imkânların sınırlılığı, kapalı sosyal ilişkiler ağı ve farkındalık eksikliği bu riskleri artıran ortak unsurlardır,” dedi.

Gülşen CananPsikolog Gülşen Canan

Küçük yerlerde sessizliği besleyen dinamikler

Akrabalık ilişkilerinin güçlü olduğu küçük ilçelerde cinsel şiddet ve istismarın konuşulmasının neden zorlaştığını değerlendiren Canan, şu sözlerle devam etti: “Küçük yerleşim birimlerinde sosyal ilişkilerin iç içe geçmiş olması, hassas konuların dile getirilmesini zorlaştıran bir faktördür. Failler çoğu zaman aile içinden ya da yakın çevreden olduğu için mağdurlar destek arama süreçlerinde çekingen davranıyor. Sessizlik çoğu zaman bilinçli bir örtbas değil, bireyin kendini koruma çabası olarak görülmesi gerekir.”

Aile içi sorunların görünmezliği

Çaldıran’da gözlemlenen geleneksel toplumsal yapının, aile içi meselelerin kamusal alana taşınmasını sınırladığını belirten Canan, “Kadınların eğitim, sağlık ve sosyal yaşama katılım olanaklarının sınırlı olması, erken yaşta evliliklerin varlığı ve alternatif yaşam modellerine dair bilginin kısıtlılığı, sorunların görünürlüğünü azaltan etkenlerdir,” diye konuştu.

Sessizlik, ayıp ve mahremiyet algısı

Şiddet ve istismar vakalarının kamuoyuna yansıma sürecinde sessizlik, ayıp ve mahremiyet kavramlarının oynadığı role değinen Canan, "Mahremiyet kavramının, bireyi koruyan bir hak olmaktan çıkarak sessizliği zorunlu kılan bir algıya dönüşmesi, bu tür olayların görünmez kalmasına yol açmaktadır,” değerlendirmesinde bulundu.

Gülistan Doku Dosyası: Aileden DNA örneği alındı
Gülistan Doku Dosyası: Aileden DNA örneği alındı
İçeriği Görüntüle

Çaldıran’da kadınlar ve çocuklar açısından sosyal destek mekanizmalarının durumunu ele alan Canan, “Sığınma, danışmanlık ve psikososyal destek hizmetlerine erişimde yaşanan sınırlılıklar, kadın ve çocukların uzun vadeli korunma ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabilmektedir,” dedi.

Eğitim ve farkındalık önleyici bir anahtar

Bu tür hassas olayların önlenmesi ve erken fark edilmesi açısından eğitimin kritik önemine vurgu yapan Canan, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle erkeklere yönelik farkındalık çalışmalarının artırılması ve kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlenmesini destekleyen projelerin yaygınlaştırılması, erken fark etme ve önleme süreçlerine önemli katkılar sunacaktır. Çaldıran özelinde yürütülecek bu tür çalışmalar, görünmeyen sorunların daha erken aşamada fark edilmesine katkı sağlayabilir.”

Muhabir: TÜLAY GÜVEN