Van, yıllardır devam eden göç dalgasının en yakıcı tanığı olarak, her kış mevsiminde benzer acılara ev sahipliği yapıyor. Özellikle son yıllarda Van- İran sınır hattı boyunca inşa edilen 204 kilometrelik beton duvar, hendekler ve teknolojik gözetleme sistemleri, düzensiz göçü engellemek adına hayata geçirilmiş olsa da sahadaki gerçeklik çok daha farklı bir tabloyu işaret ediyor. Göçmenlerin geçişini tamamen durduramayan bu fiziksel engeller, sadece rotaların daha tehlikeli, sarp ve dondurucu dağlık bölgelere kaymasına neden oluyor.

Kışın çetin geçtiği bu coğrafyada, göçmen meselesinin sadece bir ‘güvenlik’ sorunu olarak kodlanması, insani yardım ve koruma mekanizmalarının devre dışı kalmasına yol açıyor. Sınırın her iki tarafında konuşulan rant şebekeleri, insanların çaresizliğini kazanca dönüştürürken; mülteciler dondurucu soğukta, sisli ve puslu havalarda ölüme terk ediliyor.

Van’ın karlı dağları, her bahar karlar eridiğinde ortaya çıkan cansız bedenlerle sarsılırken, kimsesizler mezarlığı sessizce büyümeye devam ediyor. Bu dramın arkasında yatan yapısal sorunlar hem yerel bir rant ağını hem de uluslararası bir politika çıkmazını barındırıyor.

Sınır hattında her geçen gün derinleşen bu insani dramın nedenlerini ve sahadaki yansımalarını, konuyu yakından takip eden İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Van’da mültecilerle ilgili çalışmalar yürüten Ortak Toplumsal Araştırmalar ve Kültürel Çalışmalar Derneğiyle (ORTAKÇA) konuştuk.

“Güvenli bir geçiş yok, rant elde eden bir şebeke var”

İHD Van Şube Eşbaşkanı Avukat Mehmet Salih Coşkun, “Ne yazık ki her yıl yaşadığımız sorunlarla bu yıl da karşı karşıyayız. Sınıra bir duvar örülmüş, etrafına hendekler kazılmış ama güvenli bir geçiş güzergahı yok bir kere. Bu örülen duvarlar güvenlik anlamında bir şey sağlamıyor; sadece geçiş yapanların yöntemini değiştiriyor. 50-60 kişilik gruplar halinde sınırı geçemiyorlar ama üçer beşer kişilerle o geçişi sağlıyorlar. Duvarı ören zihniyetin taşıdığı güvenlik endişesi ortadan kalkmıyor. İnsanlar geçmeye devam ediyor ama daha zor alanlardan ve daha kötü şartlarda,” dedi.

Dağlık alanlarda bekleyen hipotermi tehlikesi

Bu yıl mevsim şartlarının geçmiş yıllara oranla daha zor geçtiğini belirten Coşkun, “Özellikle kışın karlı, sisli, puslu havaları tercih edip duvarın örülmediği dağlık alanlardan mülteciler geçiriyorlar. Hem devriyelerin az olduğu hem de duvar gibi güvenlik önlemlerinin alınmadığı bu alanlar, daha yüksek ve soğuk yerler oluyor. Bu sebeple her yıl hipotermiden dolayı hayatını kaybeden mülteciler oluyor. Mevsim şartları geçen yıllara göre daha zor ve bu manzaraları bütün kış boyunca görebilmemiz mümkün,” ifadelerini kullandı.

Sınır hattındaki rant ve caydırıcılık

Caydırıcı cezaların verilmesini gerektiğini vurgulayan Coşkun, “Sınırda mülteci kaçakçılığıyla uğraşan, buradan rant elde eden bir şebeke var. Hem İran hem Türkiye tarafında; bu iş içinde sınır köylerinde yaşayan yurttaşlar bile olabiliyor. Bunların sağlıklı bir şekilde soruşturulup cezalandırılması gerekiyor ki caydırıcılık dediğimiz durum ortaya çıkabilsin. Bize gelen mülteci başvurularının birçoğu siyasi nedenlerle geliyor ancak savaş ve yokluk nedeniyle daha iyi bir hayat için yola çıkanlar da çoğunlukta,” diye belirtti.

“Ölümleri engellemek yerine geçişi önlemek öncelikli politika”

ORTAKÇA Derneği Yöneticisi ve Van YYÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi A. Samed Aydeniz, “Van’da maalesef her kış döneminde sürekli sınırı geçerken veya geçtikten sonra mültecilerin ölüm haberleri artmakta. Van en büyük kimsesizler mezarlığının bulunduğu kent. Göçmenlerden müteşekkil olan bu mezarlık maalesef gittikçe büyümekte. Türkiye’de bu ölümlerin önüne geçme veya ölümleri engelleme mekanizmalarının ve araçlarının geliştirmesi yerine mültecilerin geçişini önlemek öncelikli politika haline getirildiği için ölümler devam etmekte ve böyle giderse maalesef bu devam edecektir. Özellikle Van’ın çetin kış koşulları, sınır duvarı inşasıyla birleşince mülteciler için geçişler maalesef daha ölümcül hale geldi,” dedi.

İpekyolu Belediyesi'nden Sanat Sokağı'nda çevre temizliği farkındalığı
İpekyolu Belediyesi'nden Sanat Sokağı'nda çevre temizliği farkındalığı
İçeriği Görüntüle

AB’nin güvenlik sınırı artık Van’dan başlıyor

Göçmenlerin birer tehdit unsuru olarak kodlanmasına değinen Aydeniz, “Mülteciler meselesi insani bir mesele olmaktan çıkarılıp bir güvenlik meselesi haline getirildikten sonra ve mülteciler birer tehdit unsuru olarak kodlandıktan sonra daha sert politikalara yöneldi. Avrupa ülkeleri mültecileri bir tehdit olarak kodlandıktan sonra bu tehdidin önlenmesine ilişkin ilk refleks sınırları ve sınır geçişlerini kontrol altına almak oldu. Daha sonra Avrupa Birliği’nin mülteci tehdidine karşı güvenlik sınırları ise üye ülke sınırlarının da dışına taştı. Yani AB ülkelerinin mülteciler için güvenlik sınırı artık Van’dan başlıyor. Nitekim Van-İran sınırında inşa edilen 254 km’yi aşan sınır AB’nin mali ve teknolojik desteği ile inşa edildi,” diye sözlerine devam etti.

“Duvarlar mültecileri daha riskli yollara yönlendiriyor bu da ölüm riskini artırıyor”

Aydeniz, “Mültecileri bir güvenlik meselesi olarak kodladığınızda aynı zamanda onları bir tehdit unsuru olarak da kodlarsınız. Tehdit olarak kodladığınız şeyi ise yok edilmesi veya önlenmesi gereken bir mesele olarak ele alırsınız. Bunu yaparken de evrileceğiniz yer mültecilerin insandışılaştırılması olur. Bu da insani trajedileri ağırlaştırarak devam ettirir. Duvar inşası da mültecilerin daha riskli yolları tercih etmelerine neden olmakta ve bu da geçiş sürecinde ölüm riskini arttırmakta. Dolayısıyla da kış aylarında maalesef donmadan kaynaklı ölümler, vahşi hayvanların saldırısına uğrama, ampute olan mültecilerin sayılarının artması vb. ciddi insani trajediler yaşanmakta. Mültecilerin bu yolculuğu bir ölüm yolculuğuna dönüşmekte maalesef,” ifadelerini kullandı.

Muhabir: BÜŞRA TAMAN