Türkiye’nin en büyük gölü ve dünyanın en büyük sodalı su kütlesi olan Van Gölü, son yılların en ciddi su çekilmesiyle karşı karşıya.

Küresel iklim krizi, yağışların azalması ve artan buharlaşma nedeniyle gölün kıyı şeridi metrelerce geri çekilirken, ortaya çıkan tablo hem ekolojik hem de sosyoekonomik açıdan alarm veriyor.

Bir zamanlar balıkçı teknelerinin yanaştığı iskeleler bugün kilometrelerce içeride kaldı. Su seviyesinin düşmesiyle birlikte göl çevresindeki bereketli tarım alanları tuzlanarak kullanılmaz hale gelirken, kıyı köylerinde yaşayan binlerce kişinin geçim kaynakları da tehdit altında.

Uzmanlar, göldeki bu hızlı çekilmenin gecikmeden bilimsel, kalıcı ve kapsamlı bir planlamayla ele alınması gerektiğini; aksi halde Van Gölü Havzası’nın geri dönüşü olmayan bir ekolojik krize sürükleneceğini belirtiyor.

"Göl Bize Arkasını Döndü, Biz de Göle"

Van Gölü'nün çekilmesiyle en büyük darbeyi, geçimini doğrudan gölden sağlayan kıyı köyleri alıyor. Edremit'in Çiçekli Mahallesi'nde yaşayan 70 yaşındaki balıkçı Mehmet Dursun, ağları ve teknesiyle birlikte çaresizce karaya vurmuş gibi hissediyor. "Babamdan öğrendiğim balıkçılığı 50 yıldır yapıyorum. Eskiden buralar dolup taşardı balıkla. Şimdi İnci Kefali bile zor geliyor," diyor gözleri uzaklara dalıp. Teknesini bir traktörle suya indirmeye çalıştıklarını, ancak gölün her gün daha da uzaklaştığını anlatıyor. "Göl bize arkasını döndü, biz de artık göle sırtımızı döndük sayılır. Çocuklarımız başka şehirlere gitti çalışmaya, burada ekmek kalmadı."

Mehmet Amca gibi birçok kıyı sakini, eskiden evlerinin hemen önünden başlayan gölün, şimdi kilometrelerce geriye çekilmesiyle birlikte yaşam alanlarının ve geçim kaynaklarının nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Sulak alanlar kurudu, kuş popülasyonları azaldı, ekosistem alarm veriyor.

Sular Çekildikçe Ortaya Çıkan Tarih ve Yağma Riski

Göl suyunun çekilmesiyle birlikte, Van Gölü'nün derinliklerinde gizli kalmış tarihi sırlar da gün yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle Adilcevaz kıyılarında ortaya çıkan devasa mikrobiyolitler, bilim dünyası için büyük bir heyecan kaynağı olsa da, korunmaları konusunda endişeler artıyor. Aynı zamanda, su altında kalmış batık şehir kalıntıları ve eski yerleşim izleri de belirmeye başladı.

Bitlis’te akaryakıt yerine insan taşıdılar
Bitlis’te akaryakıt yerine insan taşıdılar
İçeriği Görüntüle

Van YYÜ Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, "Bu mikrobiyolitler ve batık kalıntılar, Van Gölü'nün sadece bugünü değil, binlerce yıllık geçmişi hakkında bize önemli bilgiler sunuyor. Ancak ne yazık ki, koruma altına alınmadan ve bilimsel çalışmalar tamamlanmadan, bilinçsiz eller tarafından tahrip edilme veya yağmalanma riskiyle karşı karşıyalar," uyarısında bulunuyor. Turizm potansiyeli taşıyan bu alanların, yeterli koruma sağlanmadığı takdirde geri dönülmez zararlar görebileceği belirtiliyor.

İnci Kefali'nin Dramatik Göçü

Van Gölü ekosisteminin en önemli simgelerinden olan İnci Kefali'nin her yıl tatlı sulara doğru gerçekleştirdiği üreme göçü, göl seviyesinin düşmesiyle birlikte daha da zorlu hale geldi. Nehir yataklarındaki su seviyelerinin azalması ve bazı noktalarda kurumalar, balıkların yumurtalarını bırakmak için uygun alanlara ulaşmasını engelliyor.

Çevre aktivistleri ve balıkçılar, bu durumun İnci Kefali popülasyonu üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda endişeli. "Gölün çekilmesi, sadece suyun azalması demek değil, aynı zamanda canlıların yaşam alanlarının daralması demek. İnci Kefali, Van Gölü'nün biyolojik çeşitliliğinin bir göstergesi. Onu kaybedersek, gölün ruhunu da kaybederiz," ifadelerini kullanıyorlar.

Van Gölü, tüm sessizliğiyle bir çığlık atarken, kıyılarında yaşayan insanların ve tüm ekosistemin geleceği için acil ve kapsamlı çözüm bekliyor. Bilim insanları, yerel yönetimler ve merkezi hükümetin iş birliğiyle atılacak adımlar, bu eşsiz doğal mirasın ve onunla birlikte yaşayan hayatların kurtuluşu olabilir.

Kaynak: Van Haber Gazetesi