Van’ın Başkale ilçesinde 22 Nisan 2026 tarihinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan polis müdahalesiyle ilgili Van Barosu ve Baro İnsan Hakları Merkezi tarafından dikkat çeken bir açıklama yapıldı. Açıklamada, olayda kolluk kuvvetlerinin yetki sınırlarını aşarak yurttaşlara fiziksel şiddet uyguladığı iddialarının ciddi insan hakları ihlali niteliği taşıdığı vurgulandı.

Trafik Tartışması Şiddete Dönüştü

Edinilen bilgi ve belgelere göre, Başkale İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde meydana gelen olayda, Diyar Değer yönetimindeki araç ile bir polis memurunun kontrolsüz şekilde ana yola çıkması sonucu kaza tehlikesi yaşandı. Araçta bulunan kişilerin duruma tepki göstermesi üzerine polis memurunun hakaret ettiği ve ardından fiziksel müdahalede bulunduğu öne sürüldü.

Kısa sürede olay yerine çok sayıda kolluk görevlisinin geldiği ve yaklaşık 25-30 polis tarafından Diyar, Fatih ve İsmail Değer’in darp edilerek gözaltı kararı olmaksızın emniyete götürüldüğü iddia edildi.

Kamera Olmayan Alanda Şiddet İddiası

Açıklamada, darp edilen yurttaşların emniyet binasında kamera bulunmayan alanlara götürülerek şiddetin devam ettiği, olayın ancak cep telefonu ile kayıt alındığının söylenmesi üzerine son bulduğu ifade edildi.

Yaşananların “işkence ve kötü muamele” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilirken, mağdurların vücutlarında kırıklar, diş kayıpları ve çeşitli travmatik yaralanmaların oluştuğu, buna rağmen sağlık müdahalesinin geciktirildiği yönünde iddialar bulunduğu aktarıldı.

Tartışmalı Sağlık Raporu

Başkale Devlet Hastanesi’nde düzenlenen ilk raporda, ağır darp bulgularına rağmen “basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” ifadesine yer verilmesinin de ayrıca soruşturulması gereken bir durum olduğu kaydedildi.

“Devlet de Benim” İddiası

Açıklamada ayrıca bir başkomiserin “Burada devlet de benim, savcı da benim, hakim de benim” şeklinde ifadeler kullandığı yönündeki beyanların hukuk devleti ilkesi açısından son derece ciddi olduğu vurgulandı.

Soruşturma Başlatıldı

Van Barosu’nun olayla ilgili olarak Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüştüğü ve sorumlular hakkında adli ve idari süreçlerin başlatılması için girişimlerde bulunduğu belirtildi. Sürecin yakından takip edildiği ifade edildi.

“Etkili ve Bağımsız Soruşturma Şart”

Açıklamada şu talepler öne çıktı:

Olayın tüm yönleriyle bağımsız ve tarafsız şekilde soruşturulması

Sorumlu kamu görevlilerinin açığa alınması

Mağdurların sağlık durumlarının bağımsız olarak tespit edilmesi

Delillerin korunarak sürecin şeffaf yürütülmesi

Van Barosu, işkence ve kötü muamele yasağının mutlak olduğunu hatırlatarak, cezasızlıkla mücadelenin hukuk devleti ilkesinin temel unsuru olduğuna dikkat çekti. Olayın aydınlatılması için tüm hukuki süreçlerin işletileceği ve konunun takipçisi olunacağı kamuoyuna duyuruldu.

Van Barosu ve Van Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

22 Nisan 2026 tarihinde Van ili Başkale ilçesinde meydana gelen ve kamuoyuna yansıyan kolluğun yurttaşlara karşı tutumuna ilişkin olarak Van Barosu ve Van Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından açıklama yapılması ihtiyacı doğmuştur.

Edinilen bilgi ve belgelere göre; 22 Nisan 2026 tarihinde Van’ın Başkale ilçesinde; Diyar Değer’in sevk ve idaresindeki araç, içerisinde kardeşleri Fatih Değer ve İsmail Değer’in bulunduğu sırada, Başkale İlçe Emniyet Müdürlüğü önündeki ana yolda seyir halindeyken, bir polis memurunun aracıyla kontrolsüz şekilde ana yola çıkması sonucu ciddi bir kaza tehlikesi meydana gelmiştir. Yaşanan bu tehlike üzerine araçta bulunan kişiler, duruma olağan tepkilerini göstermişse de hatalı şekilde yola çıkan polis memuru ağır hakaretlerle ve akabinde fiziksel müdahaleyle kişileri araçlarından indirmiştir.

Olayın emniyet birimi önünde gerçekleşmesi nedeniyle ilgili polis memuru emniyette bulunan arkadaşlarını çağırmış ve kısa sürede çok sayıda kolluk görevlisi olaya müdahil olmuştur. Yaklaşık 25-30 kadar kolluk görevlisi, Diyar Değer, Fatih Değer ve İsmail Değer’e zor kullanma yetkisinin sınırlarını aşar şekilde fiziksel şiddette bulunmuş, yurttaşları yaka paça gözaltı kararı alınmaksızın emniyet binasına götürmüşlerdir. Bununla birlikte, yüzlerindeki kanları yıkama bahanesiyle binadaki tuvalete götürerek kamera bulunmayan alanı fırsat bilerek fiziksel şiddet uygulamaya devam etmişlerdir. Hayati tehlikeye varacak kadar kolluk görevlilerince gösterilen bu şiddet; İsmail Değer’in telefonla video kaydı açtığını söylemesi üzerine son bulmuştur.

Dahil olan kişilerin sayısı ve fiziksel şiddetin sistematik hale getirilmesi kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan fiziksel şiddetin işkence ve kötü muamele olduğu noktasında şüphe bırakmamaktadır. Kolluğun fiziksel şiddeti sonucu İşkence ve kötü muameleye maruz kalan Diyar, Fatih ve İsmail Değer’in yüz bölgesinde kanama, morarma, diş kırıkları, kemik kırıkları ve çeşitli travmatik yaralanmalar meydana geldiği; ayrıca Diyar Değer’in el serçe parmağında kırık oluştuğu tıbbi raporlarla ortaya konulmuştur. Buna rağmen kolluk görevlilerince tıbbi müdahalenin geciktirildiği ve ambulans hizmetine başlangıçta izin verilmediği yönünde iddialar bulunmaktadır. Daha sonrasında Başkale Devlet Hastanesi Acil Servisine sevkleri sağlandığında, dış muayene ile saptanabilen ve gözle görülür şekilde fiziksel şiddet bulguları olmasına rağmen tıbbi verilerle bağdaşmayacak şekilde "BTM (Basit Tıbbi Müdahale) ile giderilebilir" şeklinde birincil rapor tanzim edilmiştir. Hekim tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenen bu rapor ayrıca soruşturulması gereken bir iddia olarak tarafımıza yansımıştır.

Ayrıca emniyet birimi içerisinde görevli bir başkomiser tarafından “Burada devlet de benim, savcı da benim, hakim de benim…” şeklinde ifadeler kullanıldığı yönündeki beyanlar, kamu gücünün sınırları ve hukuk devleti ilkesi bakımından son derece ciddi iddialar olup, etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmelidir.

Van Barosu’na ulaşan bilgi, belge ve görüntü kayıtları üzerine, olayda sorumluluğu bulunduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında gerekli adli ve idari süreçlerin işletilmesi, delillerin muhafazası ve işkenceye maruz kalan kişilerin tedavi altına alınmaları amacıyla Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşülmüş olup süreç takip edilmektedir.

Herkesçe bilindiği ama maalesef en çok ihlal edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi uyarınca; “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” hükmü amirdir., bu düzenleme mutlak niteliktedir. Anayasa’nın 19. maddesi ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına almakta; yakalama ve gözaltı işlemlerinin hukuka uygunluk, ölçülülük ve gereklilik ilkeleri çerçevesinde yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.

Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi de işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezayı kesin biçimde yasaklamaktadır. Söz konusu yasak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları uyarınca mutlak nitelikte olup hiçbir koşulda sınırlandırılamaz. Aynı Sözleşme’nin 5. maddesi kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, 13. maddesi ise etkili başvuru hakkını teminat altına almaktadır.

Bu bağlamda devletin yükümlülüğü, yalnızca işkence ve kötü muamele yasağına riayet etmekle sınırlı olmayıp; pozitif yükümlülüğü kapsamında, kötü muamele iddialarının derhal, bağımsız, tarafsız ve etkili şekilde soruşturulması zorunludur. Bu yükümlülük aynı zamanda cezasızlıkla mücadele yükümlülüğünü de içermektedir. Zira insan hakları ihlallerinde etkili soruşturma yürütülmemesi, faillerin tespit edilmemesi veya yaptırımsız kalması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda cezasızlık kültürünün kurumsallaşmasına yol açan yapısal bir sorundur.

Bölgemizde sürekli hale gelen bu ve buna benzer olayların tamamı; kolluğun kamu gücünü arkasına alarak hatta hukuk devleti ilkelerini ve yargı makamlarını yok sayarak keyfi uygulamalarına ve kötü muamelelerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum da ‘CEZASIZLIK POLİTİKASI’nın açık ve net bir sonucudur.

Cezasızlık meselesi sadece mağdurlarla ilgili bir sorun olmamakla; cezalandırılmayan her ihlalin bir sonrakine davet çıkardığını ve cezasızlık kültürünün sadece mağdur değil hepimizi ilgilendiren temel bir demokrasi sorunu olduğunu önemle hatırlatmak gerekir.

Kolluk görevlilerinin görevleri dışında ve yahut görevlerini ifa ederken hukukun çizdiği sınırların dışına çıkmaları kabul edilemez nitelikte olup, bu tür fiiller hem bireylerin temel haklarını ihlal etmekte hem de adalete duyulan güveni zedelemektedir.

Başkale ilçesinde meydana gelen bu olayda; çok sayıda kolluk görevlisinin müdahalesi ile yaygın fiziksel şiddet, hakaret, tüm süreçte devam eden kötü muamele ve kamera bulunmayan alanlarda gerçekleştirilen eylemler, etkili ve şeffaf bir soruşturmayı zorunlu kılan ağır insan hakları ihlalleridir.

Edremit'te muhtarlardan Eşbaşkan Cemil Komi'ye bayram ziyareti
Edremit'te muhtarlardan Eşbaşkan Cemil Komi'ye bayram ziyareti
İçeriği Görüntüle

Bu çerçevede;

Olayın tüm yönleriyle, bağımsız ve tarafsız biçimde soruşturulması gerekmektedir,

Sorumluluğu bulunan kamu görevlileri haklarında gecikmeksizin idari işlemlerin başlatılması, ivedilikle açığa alınmaları,

Mağdur kişilerin sağlık durumlarının bağımsız şekilde tespit edilmesi ve tüm haklarının güvence altına alınması,

Delillerin korunması ve sürecin şeffaflık ilkesi doğrultusunda yürütülmesi,

Hukukun ve devletin ulusal ve uluslararası yükümlülüklerinin gereğidir.

Van Barosu ve Van Barosu İnsan Hakları Merkezi olarak; işkence ve kötü muamele yasağının mutlak niteliğini, cezasızlıkla mücadelenin hukuk devleti ilkesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha hatırlatıyor; insan onurunun korunmasının devletin asli ve vazgeçilmez yükümlülüğü olduğunu vurguluyoruz.

Söz konusu olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla sürecin yakından takipçisi olacağımızı, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması adına gerekli tüm hukuki girişimlerde bulunacağımızı kamuoyuna bildiririz.

Muhabir: REYHAN CANAN ŞEN