Günümüz dünyasının hızı ve dijitalleşen hayatın getirdiği sahte kalabalıklar, bireyi kendi iç dünyasında derin bir yalnızlığa mahkûm ediyor. Eskiden mahalle aralarında, aile sofralarında paylaşılan dertler; şimdilerde yerini soğuk ekranlara ve cevapsız bırakılan imdat çığlıklarına bıraktı.
Toplumsal yapının temel taşları sarsılırken, bireyin ruhsal dayanıklılığı da ekonomik ve sosyal baskılar altında her geçen gün biraz daha aşınıyor. Hayatın zorluklarıyla baş etmeye çalışan bireylerin yaşadığı bu sessiz süreci anlamak ve henüz geç olmadan uzatılacak bir elin önemini kavramak, toplumsal bir sorumluluk haline gelmiş durumda.
Modern yaşamın beraberinde getirdiği karmaşa, bireylerin ruhsal dünyasında derin izler bırakırken; umutsuzluk ve yalnızlık gibi duygular bazen en ağır kararların eşiğine kadar uzanabiliyor. İntihar, yalnızca bir bireyin içsel mücadelesi değil, aynı zamanda toplumun sosyal, ekonomik ve duygusal dokusundaki kırılmaların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Yaşamın hassas dengelerini ve bu derin meseleyi, Çaldıran Belediyesi bünyesinde görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Nursel Tüz ile tüm boyutlarıyla konuştuk.
Sosyal Hizmet Uzmanı Nursel Tüz
Ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısı
Sosyal Hizmet Uzmanı Nursel Tüz, vakaların arkasındaki temel nedenleri şu sözlerle özetledi: "Genel olarak ele alındığında; gelecek kaygısı, yalnızlaşma, ekonomik sıkıntılar, işsizlik, aile desteğinin yetersizliği, dijital şiddet, bağımlılıklar, ruh sağlığı hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar, umutsuzluk ve değersizlik duyguları ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlanamamasından kaynaklanan zorbalık ve akran zorbalığı gibi etkenler ön plana çıkmaktadır. Temel ihtiyaçların tam karşılanamaması, eğitim ve sağlık olanaklarının yetersizliği, ekonomik ve istihdam alanlarının kısıtlılığı, aile içi şiddet, erken yaşta evlilikler ve bunun beraberinde getirdiği büyük sorumluluklar, bireylerin kendilerini yalnız ve değersiz hissettikleri; bu durumun ise yaşamla baş etme güçlerini zayıflatarak intihar riskini artırabildiği gözlemlenmektedir."
Duygusal ihmal ve sosyal izolasyon
Tüz, "Aile yapısında görülen duygusal ihmal ve boşluklar, bireyin anlaşılmadığını ve dinlenmediğini hissetmesine neden olmaktadır. Sosyalleşme olanaklarının sınırlı olması, aktivite ve refah düzeyinin düşüklüğü ile ekonomik çıkmazlar birleştiğinde, bireylerde sosyal izolasyon gelişebilmekte; bu durum umutsuzluk duygusunu tetikleyerek kişiyi çıkmaza ve vazgeçme noktasına sürükleyebilmektedir. Kendine zarar verme, iletişimi kesme, içe kapanıklık, yalnızlık hissi, yakın çevre tarafından anlaşılmadığını düşünme ve çevreye karşı güvensizlik gibi belirtiler ilk fark edilen işaretlerdir,” dedi.
Kuşaklar arası farklılıklar ve kimlik arayışı
Gençler ve yetişkinler arasındaki farklara değinen Tüz, risk faktörlerini şu sözlerle detaylandırdı: "Gençlerin ve yetişkinlerin intihar nedenleri farklılık gösterebilse de temel noktalar çoğunlukla kimlik arayışı ile ilişkilidir. Gençlerin büyürken yaşadıkları aile baskıları, akran zorbalıkları, dijital şiddet ve kimlik arayışları en belirgin nedenler arasında yer almaktadır. Yetişkinlerde ise varoluşsal süreçlerin tam anlamıyla tamamlanamaması, sorumlulukların getirdiği ekonomik yetersizlikler, yalnızlık ve kaygı gibi etkenler bireyleri bu sürece sürükleyebilmektedir. Ayrıca geçmiş yaşam deneyimlerinden kaynaklanan travmaların zamanında çözümlenememesi de yetişkinlerde intihar riskini artıran önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır."
Toplumsal farkındalık ve önleyici adımlar
Son olarak çözüm yollarına dair önerilerde bulunan Tüz, toplumsal seferberlik çağrısı yaparak şunları kaydetti: "İntiharları engellemeye ve önlemeye yönelik çalışmaların başında; ruh sağlığı ve duygusal dayanıklılık eğitimlerinin yaygınlaştırılması, ailelere, uzmanlara ve kamu çalışanlarına risk belirtilerini tanıma eğitimleri verilmesi, medyanın intihar haberlerini daha bilinçli bir dille aktarması gelmektedir. Bireylerin ulaşabileceği spor, sanat ve kültürel etkinliklerin artırılması, ekonomik ve sosyal desteklerin güçlendirilmesi ve yardım istemenin zayıflık olmadığı bilincinin topluma yerleştirilmesi gerekmektedir. İntihar bireysel bir olgu değildir; bu nedenle toplumsal bir organizasyon gereklidir."




