Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından açıklanan 2026 yılı hububat alım fiyatları, Van ve bölgedeki tarım sektöründe tartışma yarattı. TMO’nun açıkladığı fiyatlara göre ekmeklik ve makarnalık buğdayın tonu ortalama 16 bin 500 TL, arpanın tonu ise 12 bin 750 TL olarak belirlendi.

Tarım Orkam-Sen Van Şubesi Başkanı Yunus Haylaz, açıklanan rakamların sahadaki üretim maliyetlerini karşılamaktan uzak olduğunu belirterek, gübre, mazot, ilaç, tohum, elektrik, sulama ve işçilik gibi temel girdilerde yaşanan artışların üreticinin belini büktüğünü söyledi.
Haylaz, düşük fiyat artışı ve ürün bedellerinin 45 gün içerisinde ödenecek olmasının üreticileri finansal olarak zor durumda bıraktığını ifade ederek, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için fiyat ve destekleme politikalarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Fiyatlar beklentilerin çok altında kaldı”
Hububat alım fiyatlarının üreticide büyük bir hayal kırıklığı yarattığını belirten Haylaz, açıklanan rakamların sahadaki gerçeklerle uyuşmadığını ifade ederek şunları kaydetti:
“Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından 2026 yılı hububat alım fiyatlarının açıklanmasıyla birlikte, üreticilerin yeni hasat döneminde ürünlerini hangi koşullarda değerlendireceği de netleşmiş oldu. Açıklanan fiyatlara göre ekmeklik ve makarnalık buğdayın tonu ortalama 16.500 TL, arpanın tonu ise 12.750 TL olarak belirlenmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, çeşitli destekleme ödemeleri de dikkate alınarak üreticinin eline geçecek gelirin daha yüksek olacağı ifade edilmektedir. Ancak tarımsal üretimin içinde bulunduğu koşullar değerlendirildiğinde, açıklanan fiyatların üreticilerin beklentilerini karşılamaktan çok uzak olduğu görülmektedir.”

“Maliyetler katlanırken artış sınırlı kaldı”
Yüksek enflasyon ve artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi zorladığını vurgulayan Haylaz, tarımsal üretimin son yıllarda giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında sürdürülmeye çalışıldığını aktardı.
Haylaz, “Türkiye’de tarımsal üretim, son yıllarda giderek ağırlaşan maliyetler altında sürdürülmeye çalışılmaktadır. Çiftçiler bir yandan iklim krizinin yarattığı olumsuzluklarla mücadele ederken, diğer yandan üretimin temel girdilerindeki yüksek fiyat artışlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıkladığı rakamlara göre son bir yılda gübre fiyatları ortalama yüzde 55 ile yüzde 85’in üzerinde artarken, mazot fiyatlarındaki artış yüzde 43’ü aşmıştır. Tarım ilaçları, tohum, elektrik, sulama ve işçilik giderlerinde yaşanan yükselişler de üretim maliyetlerini önemli ölçüde artırmıştır. Üretici toprağını ekip biçebilmek için her geçen yıl daha fazla harcama yapmak zorunda kalırken, ürününe verilen fiyatın aynı oranda yükselmemesi hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu durum, üreticinin giderek tarımsal üretimden uzaklaşmasına neden olmaktadır,” ifadelerini kullandı.

“Maliyet-fiyat dengesi bozuldu”
Açıklanan alım fiyatlarındaki artış oranlarının üreticinin karşı karşıya kaldığı maliyet artışlarının çok gerisinde olduğunu belirten Haylaz, bu durumun çiftçinin gelir kaybını daha da derinleştirdiğini vurguladı.
Haylaz, konuşmasının devamında, “Buğday fiyatında geçen yıla göre yapılan artış yüzde 22,2 ile sınırlı kalırken, arpa fiyatındaki artış yalnızca yüzde 15,9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Oysa üreticinin karşı karşıya kaldığı maliyet artışları bu oranların çok üzerindedir. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından bakıldığında, girdi maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki bu dengesizlik, çiftçinin gelir kaybını daha da derinleştirmektedir. Buğday için beklentinin ton başına en az 20-25 bin TL seviyesinde olması gerekirken, açıklanan fiyatların bu beklentinin altında kalması üreticiler arasında ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Çünkü çiftçi açısından önemli olan yalnızca ürününü satabilmek değil; üretim sürecinde yaptığı harcamaları karşılayabilmek ve emeğinin karşılığını alabilmektir. Mevcut fiyatların üreticiler için bu güvenceyi sağlaması imkânsızdır,” dedi.

“45 günlük ödeme süresi mağduriyet yaratıyor”
Düşük fiyat politikasının yanı sıra TMO’nun uyguladığı ödeme vadesinin de üreticiyi zorladığını belirten Haylaz, ürün bedellerinin 45 gün içerisinde ödenecek olmasının çiftçiyi finansal açıdan sıkıntıya sokacağını söyledi.
Konuşmasında ödeme vadelerine de değinen Şube Başkanı, “Bu düşük fiyat yetmezmiş gibi bir de ödeme zamanında yapılmamaktadır. TMO tarafından ilk açıklamada ürün bedellerinin 45 gün içerisinde ödeneceğinin belirtilmesi, üreticileri ciddi anlamda mağdur etmektedir. Çiftçi üretim sürecinde kullandığı mazotu, gübreyi, ilacı ve diğer girdileri peşin ya da borçlanarak satın almak zorunda kalırken, ürününü teslim ettikten sonra bedelini haftalarca beklemek durumunda bırakılmaktadır. Bu durum üreticiyi tüccara, kredi mekanizmalarına ve finans kuruluşlarına daha fazla bağımlı hâle getirmektedir,” şeklinde konuştu.

“Desteklemeler sahadaki gerçekliği yansıtmıyor”
Bakanlık tarafından dile getirilen destekleme ödemelerinin sahadaki üreticinin yaşadığı sorunları çözmekten uzak olduğunu belirten Haylaz, mevcut sistemde desteklerin çoğu zaman üretimi fiilen yapan çiftçiye ulaşmadığını ifade etti.
Haylaz, “Benzer şekilde, açıklanan fiyatların savunulmasında sıkça dile getirilen destekleme ödemeleri de sahadaki gerçekliği yansıtmamaktadır. Çünkü mevcut uygulamada destekleme ödemeleri çoğu zaman üretimi fiilen gerçekleştiren çiftçiye değil, tapu sahibi olarak görünen arazi sahiplerine yapılmaktadır. Türkiye’de tarımın önemli bir bölümü hisseli tapular, kiracılık ilişkileri ve toprağını işlemeden mülkiyetini elinde tutan arazi sahipleri üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle destekleme ödemeleri birçok durumda üretim yükünü üstlenen çiftçinin gelirine doğrudan katkı sunmamakta, üreticilerin önemli bir bölümü bu desteklerden yararlanamamaktadır. Sonuç olarak desteklemeler, üreticinin yaşadığı gelir kaybını telafi eden etkili bir araç olmaktan uzaklaşmakta ve daha çok açıklanan fiyatların yetersizliğini perdeleyen bir propaganda unsuruna dönüşmektedir,” ifadelerini kullandı.

“Piyasa odaklı politikalar tarımı tehdit ediyor”
Tarımda yaşanan sorunların uzun yıllardır uygulanan yanlış politikaların sonucu olduğunu söyleyen Haylaz, üretim maliyetlerini düşürecek, çiftçiyi koruyacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek kamusal politikalara ihtiyaç olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Tarımda yaşanan sorunların uzun yıllardır uygulanan politikaların sonucu olduğunu unutmamak gerekir. Üretim maliyetlerini azaltacak, çiftçiyi koruyacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek kamusal politikalar yerine piyasa odaklı uygulamaların tercih edilmesi, küçük ve orta ölçekli üreticilerin üretimden giderek daha da uzaklaşmasına yol açmaktadır. Tarımsal girdilerde dışa bağımlılığın artması, kamusal desteklerin yetersiz kalması ve üreticinin pazarlık gücünün zayıflaması bu süreci gittikçe derinleştirmektedir.”

“Üretimin devamı için destek şart”
Tarımın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, toplumun gıda hakkını güvence altına alan stratejik bir alan olduğunu belirten Tarım Orkam-Sen Van Şube Başkanı Haylaz, “Oysa tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil; toplumun gıda hakkını güvence altına alan stratejik bir üretim alanıdır. Gıda güvencesinin sağlanabilmesi, üreticilerin üretimde kalabilmesi ve emeklerinin karşılığını alabilmesiyle mümkündür. Çiftçinin emeğinin korunması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, ürün fiyatlarının gerçek maliyetler ve insanca yaşam koşulları dikkate alınarak belirlenmesi gerekir. Ödemelerin geciktirilmeden yapılması, tarımsal üretimin desteklenmesi şarttır. Üreticinin kazanamadığı, kırsalın boşaldığı ve tarımın giderek daha fazla piyasa koşullarına terk edildiği bir tarımsal geleceğin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Bu nedenle yapılacak alımlarda fiyat belirleme süreçleri üreticiyi düşünerek; girdileri ve üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği şekilde düzenlenmelidir.” diyerek sözlerini tamamladı.




