Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) öğrencisi Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 15 Ekim 2024’te Van Gölü Mollakasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. İlk otopsi raporunda ölüm nedeni “suda boğulma” olarak kaydedilmiş, ancak intihar, kaza ya da dış etken sonucu olup olmadığı konusunda net bir kanaat oluşmamıştı.
Adli Tıp’tan DNA Bulgusu
Van Barosu’nun açıkladığı Adli Tıp raporuna göre Rojin’in vücudunda iki farklı erkeğe ait DNA örneği tespit edildi. 11 Ekim 2025’te yapılan bu açıklama, soruşturmanın seyrinde önemli bir dönemeç olarak değerlendirildi.
Baba: Yüzde 100 Cinayet
Baba Nizamettin Kabaiş, kızının ölümünün ardından yürütülen soruşturmada gecikmeler ve delillerin karartıldığı iddiasında bulundu.
Vanbölgegazetesi’ne konuşan Kabaiş, Adli Tıp sonuçlarının gecikmesine tepki göstererek şunları söyledi:
“Şu an dosyada yüzde 70 ilerleme var. Keşke bu daha önce yapılsaydı… Kızımın telefonunu açmak için Portekiz’e göndermişler. Neden daha önce gönderilmedi? Deliller karartılmış olabilir.”
Kendisi, vücudunda darp izleri ve elbiselerinde kan olduğunu, ayrıca parmak kırığı bulunduğunu ifade ederek “İntihar süsü verdiler ama bu yüzde 100 bir cinayettir” dedi.
Rektör İddiaları Ve Resmi Yanıt
Kabaiş, YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli’nin otopsi sürecinde bulunduğunu iddia etti; rektör ise yaptığı açıklamada bu iddiaları reddetti: “Böyle bir şey söz konusu değil.”
Van-Hakkari Tabip Odası Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Koç ise otopsi işlemlerine yalnızca yasal yetkisi olan uzmanların katıldığını belirterek, “Otopsi odasına yetkililer dışında Vali dahil kimse giremez” dedi.
Aile ve STK’ların tepkisi, öğrencilerin eylemleri
Rojin’in ölümü sonrası Van’da ve üniversite çevresinde öğrenciler, sivil toplum kuruluşları ve baro temsilcilerinin çağrılarıyla yürüyüşler ve protestolar sürüyor. Baba Kabaiş, sosyal medyada Rojin hakkında paylaşım yapanlara karşı dava açıldığını ve bazı hesapların kapatıldığını öne sürdü.
“Bu Süreçte Birçok Engelle Karşılaştık”
İlk günden itibaren Rojin’in ölümünün aydınlatılmasıyla ilgili birçok engelle karşılaştıklarını ifade eden Kabaiş, “Engel olan kişiler oldu. Sürekli intihardan bahsettiler. Acı nedir? Bilmiyorlar. Demediler ki bu aile acı çekiyor. Bu durum bir araştırılsın, otopsi raporu çıksın. Ondan sonra biz intihardan veya cinayetten bahsedelim. Ama böyle yapmadılar. Bizi hesap etmediler, düşünmediler. intihar diye suda boğulma dediler; fakat iki erkeğe ait DNA neden daha önce açıklanmadı? Yani ilk baştan beri iki erkeğe ait DNA var dediler. Belki bulaştı dediler, 200’den fazla kişiden örnek aldılar; fakat eşleşme olmadı. Bu olayı iki ay içerisinde de tespit edebilirlerdi. Neden bir yıl sonra Adli Tıp bu cevabı bu kadar geciktirdi? Rojin için rektör de bir şey yapmadı. Ben kızımı onlara emanet ettim. O da bu konuyu benim gibi araştırması lazımdı. Rojin’in bazı bölgelerinde yaralar vardı, darp izleri vardı. Onları da dosyada yazmadılar. Engel olan insanları ben orada gördüm” şeklinde konuştu.
“İntihar Süsü Verdiler Ama Yüzde 100 Cinayettir”
Kızının ölümüne ilişkin detaylara da yer veren Kabaiş, şunları aktardı: “Kamerayı kayıtlarını göstersinler. Bizim çocuğumuz kesinlikle intihar etmemiştir. Çocuğumuzu çok iyi tanıyorduk. Herhangi bir sorunu, sıkıntısı yoktu. Bir sıkıntı olsaydı okula gitmezdi. İntihar süsü verdiler. Ama baştan beri söyledim, yine söylüyorum; bu yüzde 100 bir cinayettir. Çünkü ortada iki erkeğe ait DNA'lar var. Bir de darp izleri var. Ak ciğerinde su yok. Bir insan suda boğulursa ak ciğerinde su olur, vücudunda şişme olur. Ben otopsi başlamadan önce gittim, baktım. Onun için ısrar ediyorum, isyan ediyorum. Yani kimse demesin senin kızın intihar etmiş. Tam tersi olması lazımdı. Katiller kimse, peşine düşülmesi lazımdı. Onu araştırmıyorlar. Sürekli intihar dediler.
“Devlet Büyüklerine Güveniyorum”
Kızının dosyası ile ilgili araştırma noktasında ve aydınlatılmasında yetkili mercilere güvendiğini belirten Kabaiş, “Ben devletin büyüklerine, Cumhurbaşkanı’na, Meclise sesleniyorum. Olayı takip etsinler. Görevi kötüye kullanan kişiler, Rojin’in hakkını savunmayan kişiler cezasını çeksinler. Ben üniversiteye bir şey demiyorum. Üniversite, hepimizin üniversitesidir, devletindir. Devlet de biziz, halktır. Ama oradaki şahıslar, görevini kötüye kullanan kişiler cezalarını çekmelidir. Nasıl bilmiyorsunuz Rojin’e ne olduğunu? O kadar kameralar var. Nasıl belli olmaz kamerada Rojin’in nereye gittiği? Telefonu nerede sinyal verdiği? Üç gün içinde kiminle beraber kaldığı, nereye gittiği, kaç gün okula gittiği, bunların hepsi tek tek araştırılması lazım. Mutlaka bir şey çözülür. Çok detaylı araştırılmadı. Bir yıldır hala da diyorlar telefon açılmamış. Portekiz'e gönderdik diyorlar. Peki şimdiye kadar neredeydiniz? Bugün benim kızım benim evimde kaybolsaydı inanın bizim küçüklerden tut büyüklere kadar hepimiz göz altında olacaktık. Senin kızın senin evde kaybolmuş, nasıl bilmiyorsun? diye sorarlardı. Peki, bu niye üniversiteye sorulmuyor? Rektör hiç konuşmuyor. Bu konuda hiç kimse konuşmasınlar diye öğrencileri de susturmuş. İnşallah halk, millet sahip çıkacak kızıma. Herkes ayaklanmış, yürüyüşler olmuş. Allah'ın izniyle ben meclise de, devletin büyüklerine de güveniyorum. Şu anda el atmışlar, takip ediyorlar. Bir sefer Ankara'ya gittim, yine gideceğim” dedi.
Baba Nizamettin Kabaiş ise bu iddiaları reddederek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kabaiş, rektörün ve bazı yetkililerin otopsi süresince olay yerinde bulunduğunu, delillerin karartıldığını iddia etti.
Kabaiş, otopsi işlemleri boyunca Rektör Şevli’nin hastaneden ayrılmadığını öne sürerek şunları söyledi:
“Kesinlikle, Rektör Bey’in söyledikleri doğru değil. Savcı onlara hiçbir şey demedi. Benden önce ilk onlar gitti, vücuda baktılar ve otopsi sürecini yakından takip ettiler. Ancak darp izlerini rapora yazmadılar. Bu nedenle rektörden de mülki amirden de şüpheleniyorum. İkisi de oradaydı, savcı da onlara hiçbir uyarıda bulunmadı. Bizim avukatımız geldiğinde ise, bağımsız taraftan bir doktor getirmişti. Ancak o doktorun içeri girmesine izin verilmedi. Savcıyla Van Barosu temsilcileri arasında tartışma yaşandı. ‘Yasaktır, giremezsiniz’ dediler. Ben o gün oradaydım, her şeyi gözümle gördüm. Otopsi işlemleri gece saat 02.00’ye kadar sürdü. Rektör o saat boyunca hiç ayrılmadı. Benim yanıma geldiler, sonra ayrı ayrı başka odaya girip gizli konuşmalar yaptılar. Bunların hepsini gözlerimle gördüm.“
“Sonuçlar Çıkmadan ‘İntihar’ Dediler“
Otopsi sonucu çıkmadan yetkililerin olayı “intihar” olarak değerlendirdiğini söyleyen Kabaiş, “Otopsi yapıldığında ben fenalaştım; ambulansın içine, benim yanıma geldiler. Direkt dediler: 'Senin kızın intihar etmiş.' Bu insanlığa sığmıyor. Bu insanlık değil. Bir insan acı çekerken ona nasıl, hangi şekilde, 'Senin kızın intihar etmiş' diyorsun? Bir otopsi çıksın, ondan sonra acıyı paylaşın. İnsan biraz acıyı paylaşır” ifadelerini kullandı.
“Nasıl Hesap Vereceksiniz?”
Olayın intihar süsü verilerek kapatılmaya çalışıldığını iddia eden Baba Kabaiş, “'İntihar desek her şey kapanır' diye üstünü kapatmaya çalıştılar. Peki, Rojin öbür dünyada siz ne diyeceksiniz? Nasıl hesap vereceksiniz Rojin’e, ailesine? Biz o kadar acı çekerken siz 'Ben girmedim' diye yalan söylüyorsunuz. Eğer gerçekten Rojin’e acıyorsan, öyle söylüyorsan bunu gösterirsin. 'Ben Rojin için acıyorum, oraya geldim' diyorsan makam arabasına binip ambulansın önüne düşerdin, 'Bu benim kızım, ben Diyarbakır’a gideceğim, Rojin’le beraber ambulansın önünde' derdin. Direkt Diyarbakır’a gider, taziyeyi orada yapar, sonra dönerdin. Ama lafla üç ay geçti; sonra zorla rektörle birkaç müdür geldi” diye konuştu.
“Rojin Hakkında Kim Konuştuysa Dava Açılıyor, Susturuluyor”
Rojin hakkında sosyal medya yoluyla paylaşım yapanlara dava açıldığını ve hesapların birer birer kapatıldığını söyleyen Baba Kabaiş, “Biri Rojin’in davası hakkında konuşunca hemen hesaplar kapatılıyor ya da dava açılıyor. Niye öyle yapıyorsun, neden? Zaten seni sorguya çekecekler. Millet soracak, üniversitedeki gençler de senden soracak, Rojin’in ailesi de senden soracak. Biz niye gitmiyoruz? Muş Üniversitesi’ne niye sormuyoruz? Bitlis Üniversitesi’ne niye sormuyoruz? Başka illerin üniversitelerine gidip soramayız. Rojin ne oldu? Van’da kaybolmuş; Van Üniversitesi’nden soracağız. Üniversitenin sorumluluğu rektördedir. Bunların hepsi ortadadır” dedi.
Delillerin karartıldığını iddia eden Baba Kabaiş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“'Niye yalan konuşuyor, ben girmedim' diyor? Kesinlikle içeri girdi. Delilleri de onlar kararttı. Rojin’in sırtında darp izi vardır, elbiselerinde kan çıkmıştır; dosyada yazılıdır. Parmağı kırıktır; bu da dosyada yer almaktadır. Dosyada gizlilik kararı bırakmışlar. Göreceksin, gün gelecek, bunların hepsi ortaya çıkacak. 'Yok efendim, darp izi yok, cebinde yoktur, suda boğulma kabulü' diyorlar. Nedir bunlar? Neden o çocuğun günahını alıyorsunuz? Hadi 'intihar' diye kapattınız dosyayı. Eğer biz ilgilenmeseydik, barolar da ilgilenmeseydi, dosyayı çoktan kapatırlardı. Elinize ne geçecek? Öbür dünyada ne hesap vereceksiniz?”
“Kızıma Ne Oldu?”
“Biz hakkımızı Allah’a havale edeceğiz ama mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullanan Baba Kabaiş, konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Takip edeceğim; bu davanın peşini bırakmayacağım. Nerede olursa olsun, her sokakta, her tarafta, her kapıyı çalacağım, soracağım. Emniyet, savcılık, rektörlük, Diyarbakır ya da Van! Neresi olursa olsun gidip soracağım: Kızıma ne oldu?”




