İstanbul’un karmaşık sokaklarında başlayan bir yaşam, sürgün şehirlerin tozlu sokaklarında devam ediyor; ve sonunda Şam’ın sessizliğiyle buluşuyor.
Mehmed Uzun’un kaleminden çıkan “Kader Kuyusu”, Kürt aydın Celadet Bedirhan’ın hayatının izlerini sürerken, sadece bir bireyin değil, bir dönemin de portresini çiziyor. Elit yaşamın ihtişamından, sürgünün çaresizliğine, ardından yoksulluk içinde geçen son yıllara kadar, Bedirhan’ın yaşamı bir zaman tüneli gibi okuyucuyu sarıyor.
Roman, yalnızca bir hayat hikâyesi anlatmıyor; savaşları, yenilgileri, özgürlük mücadelelerini, ihanetleri ve insanın kendi yazgısına karşı verdiği mücadeleyi de sayfalarına taşıyor. Uzun, kahramanının adımlarını takip ederken sadece fiziksel mekânları değil, ruhunun derinliklerini de gözler önüne seriyor; her sokak, her ev, her meyhane birer hatırayı, birer kaybı taşır.
Belgesel titizliğiyle yapılan araştırmalar, mülâkatlar ve arşiv çalışmaları romanın gerçekliğini pekiştiriyor. Ancak Kader Kuyusu, tarih ve belgeden öte, insanın yalnızlığına ve hayatta kalma çabasına dair evrensel bir öykü sunuyor.
Okurken Celadet Bedirhan’ın yaşadığı sürgün şehirlerde yürüyorsunuz; onun umutlarını, korkularını, küçük sevinçlerini ve büyük kayıplarını hissediyorsunuz.
Mehmed Uzun’un ustaca ördüğü dil ve anlatım, romanı sadece bir biyografi değil, aynı zamanda bir edebi yolculuğa dönüştürüyor. Her sayfa, bir zamanın, bir kültürün ve bir insanın hatırasını okuyucuya aktarıyor.
Kürt yazar Mehmed Uzun, romanın hazırlanış süreciyle ilgili olarak “Kahramanlarımın eski evlerini, gittikleri meyhaneleri ve kahvehaneleri ziyaret etmek önemliydi. Böylelikle roman yavaş yavaş olgunlaştı” ifadelerini kullanıyor.
Ünlü Kürt yazar Yaşar Kemal ise Uzun’un bu çalışmasını şu şekilde ifade ediyor:
"Mehmed Uzun'un romanını okuduğumda çok şaşırdım, bir dilin ilk Romanı böylesine ustalıkla, böylesi zengin bir dille, üstelikte gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye. Mehmed Uzun, böyle bir dilin ilk ustasıdır."




