Binlerce yıllık medeniyet mirasımızın bir parçası olan şifahanelerden bugünkü modern rehabilitasyon sistemine evrilen özel eğitim sektörü, tarihinin en kritik mali eşiğine geldi. Yeni Türkiye Yüzyılı'nda dünyaya "Türkiye Modeli" olarak ihraç edilen bu devasa yapı, son açıklanan bütçe planlamasıyla büyük bir sarsıntı yaşıyor. Türkiye genelinde 3 bin 380 Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi; hizmet verdiği 609 bin özel gereksinimli birey ve yaklaşık 60 bin personellik dev kadrosuna rağmen, hayati önem taşıyan hizmet bedellerinde beklediği karşılığı bulamadı.

2026 yılı için belirlenen %27’lik artış oranı, sektör paydaşları tarafından sadece yetersiz değil, aynı zamanda sistemin tasfiyesi olarak yorumlandı. Bu kritik sürece dair hazırlanan geniş kapsamlı deklarasyon; Türkiye genelinde teşkilatlanan Özel Özel Eğitim Konfederasyonu’na bağlı federasyon ve dernekler adına, Van’da DÖDER (Doğu Anadolu Rehabilitasyon Merkezleri Derneği) tarafından kamuoyuna duyuruldu.

Vangölü Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen basın toplantısında açıklamayı, Sadık Taş yaptı.

Türkiye modeli ve şifahanelerden gelen mirasın geleceği

Özel eğitim kurumları, sadece birer ticari işletme değil, binlerce yıllık bir şefkat geleneğinin günümüzdeki profesyonel temsilcileridir. Bugün 609 bin özel gereksinimli bireyin hayata tutunmasını sağlayan bu merkezler, sosyal devlet ilkesinin en temel taşlarından biri olarak devlet adına kamu hizmeti yürütmektedir. Ancak açıklanan %27’lik artışın kurumların sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit etmesi, bu köklü mirasın ve "Türkiye Modeli"nin geleceğine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Whatsapp Image 2026 01 26 At 12.02.52

Geceye film önerisi | Korku sinemasının ses getiren yapımı: “When Evil Lurks”
Geceye film önerisi | Korku sinemasının ses getiren yapımı: “When Evil Lurks”
İçeriği Görüntüle

Yüzde yirmi yedilik artış bir iyileştirme değil daralmadır

Sektörün ayakta kalabilmesi için kamu tarafından karşılanan hizmet bedellerinin gerçek saha koşullarına uygun olması hayati bir zorunluluktur. Bakanlığın açıkladığı %27'lik oran, sahadaki gerçek maliyetlerin ve personel giderlerinin çok gerisinde kalarak kurumlar için bir iyileştirme olmaktan çıkmıştır. Sektör temsilcileri bu durumu "açık bir daralma ve küçülme" olarak nitelendirirken, bu şartlar altında nitelikli ve kesintisiz hizmet sunmanın imkânsız hale geldiğinin altını çizmektedir.

Belirsizliklerle mücadele yerine eğitime odaklanma talebi

Kurum sahipleri ve eğitimciler, her yıl bütçe hesapları ve mali belirsizliklerle boğuşmaktan, çözüm arayışıyla "kapı kapı dolaşmaktan" duydukları rahatsızlığı dile getirmektedir. Asıl odak noktası olan özel çocuklara daha nitelikli bir gelecek sunma hedefinden uzaklaşmak istemeyen sektör bileşenleri, enerjilerini bürokratik engellere değil, eğitime harcamak istediklerini belirtmektedir. Bu bağlamda, ücretlerin enflasyon ve personel giderleri gibi reel verilere göre sabitlenmesi en temel talep olarak öne çıkmaktadır.

Kalıcı ve öngörülebilir bir ücret politikası beklentisi

Gelinen noktada, özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkının korunması için geçici çözümler yerine kalıcı bir sistem değişikliği beklenmektedir. Merkezlerin gelecek kaygısı taşımadan hizmet verebilmesi için yıllık keyfi düzenlemelerin yerini, rasyonel ve öngörülebilir bir ücret politikasının alması gerektiği vurgulanmaktadır. Sektör, bu haklı taleplerinin karşılanması ve özel çocukların eğitim sürecinin sekteye uğramaması adına yetkililere yaptığı çağrıyı yineleyerek açıklamayı sonlandırmıştır.

Muhabir: BÜŞRA TAMAN - TÜLAY GÜVEN