Van Kalesi’nin güney eteklerinde bulunan Eski Van Şehri'nde, başlatılan restorasyon çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. M.Ö. 840'ta Urartu Kralı I. Sardur tarafından inşa edilen tarihi dokuyu barındıran Eski Van Şehri, yaklaşık 450 bin metrekarelik bir alanda yer alıyor.
Urartu'dan Osmanlı'ya birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve 20. yüzyılın başlarında büyük ölçüde tahrip olan bu kadim kentte, tarihi değerleri yeniden canlandırma çalışmaları 2010'lu yılların başından itibaren hız kazandı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Konyar, bu alanda uzun yıllar kazı başkanlığı görevini yürütmüş ve bölgenin arkeolojik katmanlarını gün yüzüne çıkarmıştı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimlerin iş birliğinde yürütülen ve özellikle "Geleceğe Miras" projesi kapsamında sürdürülen çalışmalar, 2025 yılı itibarıyla Van Kalesi'nin güney surları ile Ulu Cami, Kızıl Minareli Camii, Hüsrev Paşa Hanı gibi Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait 12 yapıyı kapsıyor.
Bu kapsamlı restorasyonlarla, Vali Ozan Balcı'nın ifadesiyle, Eski Van'ın "tarihi dokusuna uygun şekilde yeniden canlandırılarak" kente kültürel ve turistik bir ivme kazandırılması hedefleniyor.
Ancak, alanda geçmişte kazı yapmış olan Prof. Dr. Erkan Konyar malzeme seçimi, restorasyon hızı ve aslına uygunluk ilkeleri üzerinden bilimsel eleştirilerde bulunuyor.
Prof. Dr. Erkan Konyar/Van Kalesi kazıları sırasında çekilmiş bir fotoğraf
Eski Van’da mekân ruhu bozuldu
Konyar, bu alanda yaptıkları çalışmaların daha önce iptal edildiğine dikkat çekerek aslında bölgenin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu şu sözlerle vurguladı:
"Eski Van’da yaklaşık on yıl yürüttüğümüz kazılar ve uyguladığımız pasif koruma önlemleri bize şunu gösterdi: Bu alanın tarihsel topoğrafyası ve 'mekân ruhu', kazanın altında sessizce duran harabelerle birlikte kendi özgün bütünlüğünü koruyor. Bizim en önemli bulgularımız, bu sessiz bütünlüğün dışarıdan müdahalelerle kolayca bozulabileceğiydi. Kazı sırasında hiçbir dönemi diğerine ezmeyen çok katmanlı bir peyzajın izlerini ortaya çıkardık. Tam da bu nedenle, son yıllarda yapılan sert, yoğun ve görünür müdahalelerin —özellikle kerpiç yapıları yeniden 'ayakta gösterme' çabasının— hem sahte bir silüet yarattığını hem de alanın tarihsel derinliğini geri dönülmez biçimde bozduğunu her raporumuzda ifade ettik. Bu bilimsel uyarılarımız nedeniyle de kurumsal baskı ve mobbinge uğradık; nihayetinde 2019’da kazı iznimiz iptal edildi. Bugün yaşanan restorasyon tartışmalarının temelinde işte o dönemde tespit ettiğimiz bu kırılganlıklar yatıyor."

“Güncel uygulamalar dokuyu bozuyor”
Özgün harç ve taş dokusunun yerel kaynaklı ve nefes alan malzemelerden oluştuğunu, güncel uygulamaların kimyasal ve fiziksel olarak dokuyu bozduğunu ifade eden Konyar, "Eski Van’da çok iyi korunmuş örnekleriyle hem Urartu hem Osmanlı dönemlerine ait taş ve harç dokularını analiz ettik. Bu malzemeler nefes alabilen, yerel kaynaklı ve mekânla uyumlu malzemelerdi. Bugün restorasyonlarda kullanılan çimentolu harçlar, endüstriyel taşlar ve hazır sıva ürünleri ise hem kimyasal hem de fiziksel açıdan bu bütünlüğü bozan, taşın nefes alma kapasitesini yok eden, birbirinden tamamen farklı genleşme katsayılarıyla çatlaklara yol açan uygulamalardır. Bu tür malzemelerin kullanımı, sadece yanlış değil; Eski Van gibi çok katmanlı bir arkeolojik peyzajda, özgün dokuya uzun vadeli zarar vereceği bilimsel olarak öngörülebilir bir hatadır," dedi.
Konyar, asıl sorunun malzeme temini değil, doğru malzeme kullanma iradesinin gösterilmemesi olduğunu belirterek, "Özgün malzeme temini gibi teknik sorunlar elbette vardır; ancak Eski Van özelinde asıl mesele malzeme değil, restorasyon süreçlerinin rant ilişkileriyle gölgelenmiş olmasıdır. Restorasyon, diğer müteahhitlik işlerine kıyasla çok daha kârlıdır. Bu nedenle malzeme ve işçilikte niteliğin yerini hız ve maliyet odaklı tercihler alıyor. Özetle sorun malzeme bulamamak değil, doğru malzemeyi kullanma iradesinin ortaya konmamasıdır," şeklinde konuştu.

“Acele, bilimin 5 bin yıllık birikimini yok ediyor”
Hızlandırılmış kazı ve temelden yıkımın bilimsel yöntemleri devre dışı bıraktığını belirten Konyar, bunun kritik bilimsel verinin kaybına yol açtığını söyledi:
"Hızlandırılmış kazı ve restorasyon kararlarında gördüğümüz en büyük sorun, bilimsel yöntemlerin tamamen devre dışı bırakılmasıdır. Temelden yıkım yapıldığında çok katmanlı stratigrafi geri dönüşsüz biçimde kaybolur. Eski Van’da bu tehlikeyi defalarca rapor ettik. Özellikle Horhor Camii örneği, plansız müdahalelerin nasıl bilimsel veriyi yok ettiğinin en acı örneklerinden biridir. Bu tür aceleci uygulamalar, bir kere evreleri ortadan kaldırdığında, artık o veriyi yeniden elde etmek imkânsızdır. Acele, bilimin beş bin yıllık birikimini bir günde yok eden bir etkiye sahiptir."

“Yanlış malzeme tarihsel kimliği çözer”
Konyar, taklit malzeme kullanımının tarihi kimliği çözdüğünü ve Urartu duvarlarının özgünlüğünü kaybettiğini vurgulayarak, "Taklit malzeme kullanımı, Eski Van gibi yoğun sembolik değeri olan bir alanda özellikle yıkıcı olur. Diğer taraftan çoğu zaman yanlış malzeme seçimi yapının tarihsel kimliğini çözer; eski ile yeniyi ayrıştırılamaz hale getirir. Örneğin Urartu duvarları, restorasyonla harçlı sıvalı duvarlara dönüştürtüldü ve Urartu’ya özgü hiçbir şey kalmadı orada. Bunlar yapıları kimliğinden koparır, sahte bir geçmiş kurgular; ziyaretçiye aldatıcı bir görsel anlatı sunar. Bu yüzden kerpiç duvarların ‘yeniden ayağa kaldırılması’ gibi uygulamalar yalnızca teknik olarak yanlış değil; mekânın ruhuna yapılmış bir müdahaledir. Kerpiç harabelerin toprağın altında kendi sessiz görüntüsüyle kalması, aslında bu alanın en doğru kültürel okumalarından biridir," dedi.
Ulu Cami Minaresi sökümü: Telafisi olmayan ihlal
Konyar, Ulu Cami minaresinin sökülmesini "telafisi olmayan bir ihlal" olarak değerlendirerek, aslına uygun restorasyonun temel ilkelerinin hiçe sayıldığını belirtti:
"Bilimsel etik açısından 'aslına uygun restorasyon' şu ilkeleri gerektirir: Minimum müdahale, geri dönüşebilir uygulamalar, eski ile yeninin ayırt edilebilir olması, ayrıntılı belgeleme, özgün malzeme kullanımı. Eski Van’da bugün yapılan uygulamaların büyük bölümü bu ilkeleri ihlal ediyor. Yapılar neredeyse yeniden inşa ediliyor. Ulu Cami minaresinin sökülmesi bunun en ağır örneğidir. Yüzyıllardır ayakta duran bir yapı, modern müdahalelerin yanlışlığı ile orijinalliğini tamamen yitirecek. Teknolojinin bugün geldiği noktayı düşünürsek depremde hasar gören minare kolaylıkla kurtarılabilir, sağlamlaştırılabilirdi. Bu, sadece teknik bir hata değil; arkeoloji ve sanat tarihi ve mimari etik açısından telafisi olmayan bir ihlaldir. Gelecek nesiller bu uygulamalar için hepimizi suçlayacak maalesef."

“Şeffaflık eksikse bilimsel hata kaçınılmazdır”
Konyar, kazı ve restorasyonun her aşamasının şeffaf olması gerektiğini, ancak Eski Van'da süreçlerin kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü aktararak "Eski Van’da yıllarca oluşturduğumuz raporlar, açık verinin ve şeffaflığın ne kadar hayati olduğunu kanıtlıyordu. Ancak bu raporların büyük kısmı görmezden gelindi; süreçler kapalı kapılar ardında yürütüldü. Koruma kurulu kararlarının tümü sorgulanmalıdır Eski Van’da. Bilgi gizlendiğinde, kararlar denetlenemez, süreç şeffaflıktan kopar ve bilimsel hata kaçınılmaz hale gelir."
“Horhor Camii’nde taban suyu sorunu çözülmedi”
Yanlış restorasyonun, zamanın tahribatından daha hızlı ve kalıcı hasar verdiğini belirten Konyar, müdahil kurumların etik sorumluluğunun çok ağır olduğunu söyledi:
"Kesinlikle evet. Zamanın tahribatı yavaş ve okunabilirken, yanlış restorasyon çok daha hızlı ve kalıcı hasarlar verir. Eski Van’da bunu defalarca gözlemledik: Horhor Camii'nin defalarca müdahale edilmesine rağmen çözülemeyen taban suyu sorunları, Ulu Cami minaresinin sökülmesi, yersiz rekonstrüksiyonlarla yaratılan sahte silüetler… Doğal yıpranma hiçbir yapıyı bu kadar hızlı yok etmemiştir. Yanlış restorasyon, tarihin kendisini ortadan kaldıran bir tehdide dönüşür. Bu nedenle kurumların etik sorumluluğu çok daha ağırdır."

“Restorasyon, bilimsel değil”
Konyar, Koruma Kurulu, Kültür Bakanlığı ve yerel yönetimlerin bilimsel uyarıları dikkate almama, şeffaflık eksikliği ve uzmanlık eksikliği nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti: "Eski Van özelinde üç temel sorun vardır: Bilimsel uyarıların ciddiye alınmaması, Şeffaflığın yokluğu ve Alan yönetimi ile uzmanlık eksikliği. Yıllarca hazırladığımız raporlar, olası tahribatı önceden haber veriyordu; ancak bu uyarıların hiçbirine sistematik karşılık verilmedi. Projeler, malzeme tercihi, uygulama aşamaları kamuoyuna açık yürütülmedi. Bu nedenle restorasyon, bilimsel bir süreç değil, çoğu zaman ‘idari karar ve yüklenici uygulaması’ şeklinde gelişmiştir."
Çözüm için ilk adım: Bağımsız kurul
Prof. Konyar, Van Kalesi'nin korunması için rant odaklı değil, kültürel miras odaklı bir vizyonun benimsenmesi gerektiğini ve bunun için atılması gereken ilk adımı şöyle açıkladı:
"Bilimsel olarak doğru vizyon şudur: Eski Van’ın tarihsel topoğrafyasını, mekân ruhunu ve katmanlı yapısını koruyan; yerel halkı, bilim insanlarını ve kurumları bir araya getiren; rant değil kültürel miras odaklı, şeffaf ve uzun vadeli bir alan yönetimi modeli. Bu vizyon ancak şu ilk adımla mümkün olur: Bağımsız, yetkili ve açık çalışan bir ‘Eski Van Bilim ve Koruma Kurulu’ kurulmalı; tüm projeler bu kurulun onayından ve denetiminden geçmelidir."



