DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Oruç, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Tülay Hatimoğulları Oruç, konuşmasına 6 Şubat depreminde yaşamını yitirenleri anarak başladı. “Adıyaman’da Saat Kulesi Meydanı’nda binlerce insanla birlikteydik. Enkaz altından yükselen ‘Sesimi duyan var mı?’ çığlıkları hâlâ yüreğimizde” dedi. Depremin ilk üç gününde devletin müdahale etmediğini iddia eden Oruç, “AFAD gönüllüleri eğitim almalarına rağmen müdahale edemedi. Kızılay ise sadece sembolik yardımlar yapıyor” ifadelerini kullandı.
Oruç, deprem vergilerinin nerede olduğunu sorarak, bu kaynaklarla 1 milyon depreme dayanıklı ev yapılabileceğini söyledi. Toplu konutların anahtar tesliminde depremzedelere senet imzalatılmasını eleştirerek, “Depremzedeye müşteri muamelesi yapılıyor. Anahtar teslim senetler yok hükmünde olmalı” diye konuştu.
"Emekçiler aç, emekliler isyanda”
Hatimoğulları Oruç, ekonomik krizin derinleştiğini de vurgulayarak “Halkın ekonomiye güveni yüzde 10’lara düştü. İşsizlik ve yoksulluk diz boyu. Emekçiler aç, emekliler isyanda” dedi.
Öte yandan Oruç, Migros, GM Teknik Cam ve Enerya gibi şirketlerde işten çıkarılan işçilerin eylemlerini aktardı. İşçilerin taleplerin; maaşlara net yüzde 50 zam banka promosyonlarının eksiksiz ödenmesi, vergi kesintilerinin işveren tarafından karşılanması, kadro hakkı ve işkolu değişikliğinde ayrım yapılmaması şeklinde sıraladı.
ESP'ye yönelik operasyonlara tepki
Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik operasyonları da eleştiren Oruç, 96 kişinin gözaltına alındığını, 77 kişinin tutuklandığını belirtti. “Çocuk emeğine karşı eylemler, Suruç anmaları ve Komünist Manifesto bulundurmak suç sayıldı. ESP’li yoldaşlarımız derhal serbest bırakılmalı” ifadelerini kullandı.
“Geçtiğimiz hafta bileşen partimiz ESP'ye yönelik yapılan siyasi operasyonla 96 kişi gözaltına alındı. Önceki dönemde son derece çalışkan milletvekilimiz olan ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, Kadın Koordinasyon Üyemiz Fatma Çelik ve Sosyalist Kadın Meclisi Sözcüsü Tanya Kara, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Eş Başkanı Berfin Polat, ETHA emekçileri-gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ve Elif Bayburt'un da içinde olduğu 77 yoldaşımız tutuklandı. Bir dosyadan 77 insan, 77 devrimci, 77 sosyalist tutuklandı.
Bu tutuklama kararları keyfî ve hukuksuzdur. Dosyalara baktığımızda içlerinin boş olduğunu görebiliyoruz. Çocuk emeğini sömüren MESEM'lere karşı yaptıkları eylemler, Suruç katliamı anmaları, Che Guevara posteri bulundurmak ve Adliye Sarayı'nda görülen bir toplumsal davayı takip etmek… Bunları suç olarak addetmişler!
Ha bir de suç sayılan Komünist Manifesto kitabı var. Manifesto kapitalizme karşı; işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojinin temelini oluşturur. Hemen herkesin kütüphanesinde yer alıyor. Bunu suç sayanlar oturup Komünist Manifesto'yu bir defa hakkıyla okusa hayatı değişir; güçten değil ezilenlerden yana olur.
ESP'li yoldaşlarımız derhal serbest bırakılmalı. Yoldaşlarımızın şahsında bütün siyasi tutuklulara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.”
Barış süreci ve Suriye mutabakatı
DEM Parti Eş Genel Başkanı, Türkiye’de kalıcı barışın demokratikleşme, hukuk ve özgürlükler üzerinden sağlanabileceğini vurguladı. Kayyım uygulamalarının kaldırılması, siyasi tutsakların serbest bırakılması ve anadilde eğitimin sağlanması gerektiğini söyledi. Oruç, 30 Ocak Mutabakatı’nın Suriye’deki barış sürecinde kritik olduğunu belirterek, Türkiye’nin mutabakatın uygulanmasına destek vermesi gerektiğini kaydetti.
“Türkiye'deki barış ihtiyacı uzun bir süredir Suriye'ye, Rojava'ya ve sınır ötesi gelişmelere bağlandı. Her defasında “önce orası” denildi. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı. Biz DEM Parti olarak defalarca söyledik: Türkiye'de barışı başka dosyaların rehinesi hâline getirmeyin, dedik.
Bugün gelinen noktada SDG ve Şam yönetimi arasında 30 Ocak Mutabakatı imzalandı. Pratikte de bu mutabakatın gereklilikleri üzerine çalışmalar yürüyor. Uluslararası topluma düşen görev, Suriye'de tarafların sağladığı uzlaşıya destek vermektir. Türkiye'ye bu konuda daha büyük görev ve sorumluluk düşüyor. 30 Ocak Mutabakatı sabote edilmemeli; komşu ülke Suriye'de bu mutabakatın hayata geçmesi için katkı sunulmalı. Bu, hem Suriye'nin hem de Türkiye'nin geleceği için hayati önemdedir.
Gelelim Türkiye'deki sürece: 30 Ocak mutabakatıyla şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye'deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmalı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor, temennilerin ötesine geçmeli; barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koymalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir.
Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz. Birincisi demokratikleşmedir: Barış, demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir; demokrasiyle eşzamanlı yürümek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamalarının kaldırılmasıdır. Seçilmişler makamlarına, kayyımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu, barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış; dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılmışların demokratik yaşama onurlu biçimde katılımını sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğe kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Anadilde eğitim lütuf değil haktır; kültürel inkâr sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır.
İkincisi hukuktur: Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitirir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, tüm Kobane davası tutsakları; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam zemine oturamaz. Kent Uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalı. Komisyon raporu; TCK, TMK ve infaz hukukunda kapsamlı değişiklik önerileri içermelidir. TMK demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı; infaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmelidir. Umut hakkı, Sayın Abdullah Öcalan dâhil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmadan hukuki zemin eksik kalır. Barış sürecinin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan'dır ve buna göre hareket edilmelidir.
Üçüncüsü özgürlüklerdir: Barış, toplumun nefes almasıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olmaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalı; Aleviler başta olmak üzere bütün farklı halklar ve inançlar özgürce yaşayabilmeli. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel sosyal haklar üzerinde çalışılmalı. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı korunmalı; şiddet ve istismara karşı etkin mücadele yürütülmeli. Zira Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun geçen hafta açıkladığı rapora göre ocak ayında 22 kadın cinayeti, 14 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Bugün yol alınacaksa demokrasi, hukuk, özgürlükler ertelenmemelidir.
Biz DEM Parti olarak çok netiz: Barış, iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış; demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece dinamizm kazandırılmak isteniyorsa adres bellidir: Demokrasi, hukuk ve özgürlükler. Bunun dışındaki her söz, barışı ertelemenin başka bir adıdır.”




