Prof. Dr. Öztura, uykunun yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, insan ömrünün yaklaşık üçte birinin uykuda geçtiğini söyledi. Bu sürecin beyin ve beden için bir bakım-onarım dönemi olduğuna dikkat çeken Öztura, uykudan yapılan tasarrufun uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı.
Büyükşehirlerde yoğun iş temposu ve sosyal alışkanlıkların uyku düzenini bozduğunu ifade eden Öztura, geç saatlerde yatma ve yetersiz uyumanın “uyku hijyen bozukluğu”na neden olduğunu belirtti. Ortalama 7–7,5 saatlik uyku ihtiyacının karşılanamamasının çocuklarda okul başarısını, yetişkinlerde ise iş verimini düşürdüğünü kaydetti.
Kronik uykusuzluğun toplumda yaygın olmasına rağmen yeterince ciddiye alınmadığını dile getiren Öztura, bunun tedavi edilmesi gereken gerçek bir hastalık olduğunu söyledi. Uykusuzluk yaşayanların önemli bir bölümünün doktora başvurmadığını belirten Öztura, uykuya dalamama, uykuyu sürdürememe ya da dinlenmeden uyanma gibi şikayetlerin mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Uyku apnesinin sadece horlama olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Öztura, bu durumun beyin sağlığını doğrudan etkilediğini belirtti. Tedavi edilmeyen uyku apnesinin zihinsel kapasitede azalmaya yol açabileceğini söyleyen Öztura, ilerleyen yaşlarda nörolojik hastalık riskinin de arttığına dikkat çekti. Uyku apnesi olan hastalarda gece boyunca oksijen seviyesinin düştüğünü ve bunun bilişsel fonksiyonları olumsuz etkilediğini aktardı.
Uyku sorunlarında bilinçsiz ilaç kullanımına karşı uyarıda bulunan Öztura, ilk hedefin ilaçsız tedavi olması gerektiğini belirterek, davranışsal yöntemlerle yanlış uyku alışkanlıklarının düzeltilmesinin çoğu zaman başarılı sonuçlar verdiğini sözlerine ekledi.




