Diyarbakır’da çeşitli sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, aydınlar ve hukukçulardan oluşan yaklaşık 400 kişilik grup, iki gün süren tartışmaların ardından Kürt Milli Platformu’nun kuruluşunu ilan etti.
Açıklanan 13 maddelik deklarasyonda, Orta Doğu’daki Kürtlerin geleceğinin şekillendiği kritik bir dönemde bulunulduğuna dikkat çekilerek, Kürt siyasetindeki temsiliyet krizinin aşılması için ortak hareket etmenin tarihi bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
Platform temsilcileri, herhangi bir vesayeti kabul etmediklerini, değişime açık, katılımcı ve şeffaf bir siyaset anlayışıyla hareket edeceklerini vurguladı. Kürt milletinin kendi iradesiyle statüsünü belirleyeceği ve demokratik mekanizmalarla haklarının elde edilmesinin öncelikli hedef olduğu belirtildi.
Kürt Milli Platformunu oluşturan bileşenler ve katılımcılar olarak üzerinde mutabık kalınan "siyasal asgari illerimiz” başlık talepler ise şöyle sıralandı:
“Temel amacımız, Kürt milletinin statü kazanmasına hizmet etmektir. Kürtler için 'Millet' olmaktan kaynaklanan siyasi, coğrafi, idari ve hukuki statü, Kürtçe'nin resmi dil olması gibi kolektif hak talepleri, doğal ve uluslararası hukukun gereğidir. 'Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı' çerçevesinde meşru ve hukuki yollarla her türlü statüyü talep etmenin, Kürtlerin en doğal ve hukuki hakkı olduğunu savunuyoruz. Bu statünün ne olacağını belirleyecek olan da Kürt Milleti’nin kendi özgür iradesidir.
Siyasal mücadelemizde; meşruiyeti, şeffaflığı, legal ve sivil siyaseti esas alacağız. Temel dayanağımız, doğal hukuk, evrensel insan hakları ve uluslararası hukuk metinleridir. Mevcut şartlar altında şiddeti, Kuzey Kürdistan'daki hak arama mücadelesinde meşru bir araç olarak kabul etmiyor, doğru bulmuyoruz. Dolaysıyla silahların Kuzey Kürdistan’da bırakılmasını halkımız ve coğrafyamız açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Şiddet içermedikçe ve şiddeti teşvik etmedikçe hiç kimsenin düşünce ve inancını yaşama, yayma ve örgütlenme hakkı kısıtlanamaz. Bizler bütün inançları ve inanç gruplarını halkımızın ve kültürümüzün ayrımsız saygıdeğer bir zenginliği olarak kabul ediyoruz.
Siyasetteki her türlü vesayeti baştan reddediyoruz. Platformda esas olan eşitlik ve kardeşlik hukukudur.
Herkes ve her kesim, hakaret etmemek şartıyla görüş, düşünce ve kanaatlerini serbestçe ve hiçbir baskı altında kalmaksızın, rahat bir biçimde dile getirme hakkına sahip olmalıdır.
Toplumsal barışı tehdit eden tekçi ve asimilasyoncu sisteme karşı net bir tutum benimsemeyen, Kürtler’in meşru hak ve özgürlük mücadelesine karşı pozisyon almayan kişi ve gruplarla ortaklığa ve dayanışmaya her zaman açığız.
Platformda yer almayan tüm Kürdistani parti ve gruplarla ilişkilerimizde kardeşlik hukuku prensibini esas alacağız. Tüm siyasi söylem ve ilişkilerimizde asgari etik değerlere, siyasi nezaket kurallarına ve hukuka uygun davranacağız.
Siyasetimizin ana gündemi ve varlık nedeni demokratik mekanizmaları kullanarak, Kürt milletinin ulusal meşru haklarının elde edilmesini sağlamaktır. Siyasal çalışmamızın öncelikli sahası Kuzey Kürdistan ve tüm Türkiye’dir. Ancak Kürt halkının yaşadığı Kürdistan coğrafyasının her yerinde; Kürt halkının hakları için mücadele veren tüm Kürt şahsiyet, parti ve oluşumlarla 'Ulusal Birlik' çerçevesinde meşru ilişkiler geliştireceğiz. Bu ilişki biçimi eşitlik düzeyinde, şeffaf ve legal zeminde olacaktır.”




