Ankara Üniversitesi Yerbilimleri Araştırma Merkezi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Afet Yönetimi ve Deprem Araştırma Merkezi'nden Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk, Van'da 7 Aralık 2025'te yaşanan sarsıntı sonrası yaptığı değerlendirmede, "Kentteki asıl tehlikenin fay hatları değil, yıllardır süren hazırlıksızlık ve ihmal olduğunu" belirtti. Uzman, Van’da can kaybını önlemek için bütüncül dönüşüm ve sıkı denetim çağrısı yaparak, yurttaşları bilinçli olmaya davet etti.
Türkiye coğrafyası, aktif fay hatları üzerinde yer alması nedeniyle deprem gerçeğiyle sürekli yüzleşen bir yapıya sahip. Doğu Anadolu'nun kadim kentlerinden Van ise, bu jeolojik riski en derinden hisseden ve tarih boyunca sarsıntılarla sınanmış bölgelerin başında geliyor. Geçmişte yaşanan 1976 Çaldıran ve 2011 Van depremleri gibi yıkıcı sarsıntıların acı izlerini hâlâ taşıyan bu bölge, yüksek deprem potansiyeli taşıyan aktif fay hatlarının tam kalbinde yer almakta. Bu nedenle Van ve çevresi, her sismik hareketle birlikte, gelecekteki olası bir büyük depreme karşı ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.
“Asıl tehlike, depreme dayanıklı olmayan binalarımız”
Van’daki asıl tehlikenin hazırlıksızlık ve yapı stoğu sorunu olduğunu; can kaybını önlemek için bütüncül dönüşüm ve sıkı denetimin şart olduğunu dile getiren Selçuk, "07 Aralık 2025 akşamı meydana gelen deprem büyüklük olarak tek başına yıkıcı sayılmayabilir. Fakat Van gibi fay hatlarının aktif olduğu bir kentte her sarsıntı ciddi bir uyarıdır. Asıl tehlike depremin kendisi değil, hâlâ depreme dayanıklı olmayan binalarda yaşamaya devam etmemizdir. Toplumda deprem 'ani bir felaket' sanılıyor, oysa asıl yıkıcı etki, yıllar içinde biriken ihmal ve plansız yapılaşmadan kaynaklanıyor," ifadelerini kullandı.
Kentteki yapı stoğunun hâlâ önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirten Selçuk, "8 bin riskli bina uyarısı devam ediyor. Van’ın tüm yapı stoğunu kapsayan nitelik odaklı, bütüncül ve uzun vadeli bir dönüşüm yaklaşımı benimsenmeli. Sadece sayısal bir risk listesi olmaktan çıkarılmalıdır. Burada altını çizmemiz gereken, sadece sayısal bir risk listesinden ziyade, Van’ın tüm yapı stoğunu kapsayan, nitelik odaklı bir bakış açısına ihtiyaç olduğudur. Dönüşümün bütüncül, planlı ve uzun vadeli bir yaklaşımla ele alınması gerekiyor," şeklinde konuştu.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Afet Yönetimi ve Deprem Araştırma Merkezi-Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk
Asıl soru: “Ne kadar hazırız?”
Son sarsıntının daha büyük bir depremin habercisi olup olmadığı yönündeki tartışmalara değinen ve bilimsel olarak kesin tarih veya büyüklük vermenin mümkün olmadığını vurgulayan Selçuk, "Van ve çevresi, deprem üretme potansiyeli yüksek aktif faylarla çevrili. Bu tür küçük sarsıntılar, bölgedeki gerilimin sürdüğünü gösteriyor. Tartışılması gereken esas mesele, 'Olası bir depremde ortaya çıkacak hasara karşı bugün ne kadar hazırız?' sorusudur. Tehlike takvimde değil, hazırlıksızlığımızda saklı. Depremi engelleyemeyiz ama can ve mal kaybını azaltma sorumluluğu tamamen bize aittir," dedi.
2011 depremlerinden sonra kırsal bölgelerde ve yeni yerleşim alanlarında nispeten daha güvenli yapılar inşa edilse de kentin tamamını kapsayan sistematik bir modelin eksikliğine dikkat çeken Selçuk, "Kentin tamamını kapsayan bir yapı envanteri, zorunlu dönüşüm programı ve sürekli denetim mekanizması hâlâ yok. En kritik eksiklik, kent ölçeğinde bütüncül ve kararlı bir deprem politikası olmayışıdır. Proje bazlı, dönemsel çözümler, sorunu kökten çözmeye yetmez," şeklinde konuştu.
En büyük ihmal: “Kontrolsüz yapılaşma”
Kentte devam eden en büyük ihmalin, kontrolsüz ve yetersiz denetimli yapılaşma olduğunu belirtti. Hâlâ zemin etüdü yapılmamış, taşıyıcı sistemi incelenmemiş ve deprem performans analizi yapılmamış çok sayıda bina bulunduğunu ifade eden Selçuk, "Bu tablo, her sarsıntıyı toplumsal bir korku dalgasına dönüştürüyor. Yurttaşlar haklı olarak şunu düşünüyor: ‘Bu bina bir sonraki depremin vereceği hasarı kaldırabilecek mi?’ Güvensiz yapılarda yaşamak, uzun vadede sosyal ve psikolojik etkiler doğuruyor," dedi.
"Van için 4 kritik adım hemen atılmalı!"
Kentin deprem gerçeği karşısındaki en büyük tehlikesinin hazırlıksızlık olduğunu belirterek, yetkililere dört maddelik acil eylem çağrısında bulunan Selçuk, can kaybı riskini ortadan kaldırmak için şunları söyledi:
"Can kaybı riskini ortadan kaldırmak için atılması gerekenler çok açık: Öncelikle, orta ve ağır hasarlı binalar için zorunlu dönüşüm süreci derhâl başlatılmalıdır. İkincisi, yeni yerleşim alanları planlanırken mutlaka zemin güvenliği gözetilmelidir. Üçüncüsü, ruhsatsız ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmaya kesinlikle sıfır tolerans gösterilmelidir. Ve en önemlisi, tam uygulama sağlanmalı," şeklinde konuştu.
"Deprem yönetmeliği kâğıt üzerinde kalmamalı, binanın temelinden son vidanıza kadar uygulanmalıdır. Yurttaşlarımız oturdukları binanın güvenliğini sorgulamak zorunda. Mümkünse binalarına deprem performans analizi yaptırmalı, gerekiyorsa güçlendirme ya da taşınma seçeneklerini ciddiyetle değerlendirmelidir. Deprem, doğanın gerçeğidir; yıkım ise insanın ihmalidir," ifadeleriyle sözlerini noktalayan Prof. Dr. Selçuk, "Korkunun yerini bilinç almalı. 'Başımıza bir şey gelmez' düşüncesinin yerini, 'Bu binayı güvenli hâle getirmek zorundayız' bilinci almadıkça, her sarsıntı ertelenen bir felaket ihtimali olmaya devam edecektir.




