CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alındığı operasyon sonrası 'ara seçim' çağrısı yapmış, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile konuyu görüşeceğini belirtmişti.
Özel, “Bir ara seçim sandığının kurulması gerektiğini söylüyoruz. Kararın alınmasıyla birlikte iddialı bir hamlemiz olacak” ifadelerini kullanmıştı.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ise bugün yaptığı basın toplantısında Özel’in çağrısına yanıt verdi. Doğan, seçim tartışmalarının Merkez Yürütme Kurulu’nun gündeminde olmadığını belirterek partinin önceliğinin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü olduğunu vurguladı.
Doğan, seçim tartışmalarının ülkenin diğer temel gündemlerini gölgede bıraktığını ifade ederek, “Bugün sokaktaki işsizlik, hayat pahalılığı ve demokratikleşme de ne yazık ki seçim söz konusu olduğunda erteleniyor” dedi.
Kürt sorunu açısından kritik bir dönemde olunduğuna işaret eden Doğan, ana muhalefetin bu süreçte sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti. Doğan, “Demokratik muhalefet güçlendikçe, Türkiye’de demokratik adımların ve yasal düzenlemelerin daha hızlı hayata geçmesi mümkün olacak” ifadelerini kullandı.
DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan'ın açıklamaları şu şekilde:
“Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dolayısıyla, biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de hayat pahalılığı da demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen bir başlığa dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.
Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Nevroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hala kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hala kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.
İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye'de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.”




