DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizler özellikle şu anda Suriye’de yaşanmakta olan süreci müzakere ettik. Kamışlı’ya gerçekleştirdiğimiz ziyaret, Suriye halklarının farklı kesimleriyle yaptığımız görüşmeler ve saha gözlemlerimizi paylaştık” dedi.
Hatimoğulları, Suriye’de yaşanan gelişmelere dikkat çekerek, “6 Ocak’ta Halep’in Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde başlayan provokasyonlarla Kürt halkına yönelik ciddi saldırılar gerçekleşti. Bu saldırılar daha sonra farklı bölgelere yayıldı” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da sınır kentlerinde yürüttükleri çalışmalara değinerek, “Suriye’nin kuzeyinde yaşananların Türkiye kamuoyuna doğru ve şeffaf biçimde aktarılması büyük önem taşıyor. Sahada yaptığımız gözlemler, Kürt-Arap çatışmasının bilinçli biçimde körüklenmeye çalışıldığını gösteriyor” dedi.

Bakırhan, müzakere vurgusu yaparak, “Bölgedeki tüm halkların birlikte yaşamını hedef alan bir siyasi çözüm dışında kalıcı bir yol bulunmuyor. Çatışmayı derinleştiren her adım, halklara zarar veriyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Bugün Suriye'de çok önemli gelişmeler var. Özellikle 6 Ocak'ta Halep'te Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinde, çeşitli provokasyonlarla başlayan, orada Kürt halkına yönelik gerçekleşen çok ciddi saldırılar oldu ve bu saldırılar hız kesmeden farklı bölgelere yayıldı. Bizler özellikle Kamışlı'da yürüttüğümüz görüşmelerde başta PYD temsilcileri, ENKS'nin temsilcileri ve farklı siyasi partinin temsilcileri ile yaptığımız görüşmede net olarak verilen bilgi ve yapılan değerlendirme şu yöndeydi; özellikle SDG güçlerinin Rakka'dan ve Deyrizor'dan çekilmelerinin en önemli nedeni Suriye tarihinde bugüne kadar bir Kürt-Arap savaşı ciddi anlamda yaşanmamış. Dolayısıyla bugünden sonra orada uluslararası güçlerin ve bazı bölge ülkelerinin komploları çerçevesinde ciddi anlamda bir Kürt-Arap savaşının örülmeye çalışıldığı, bunun derinleştirilmeye çalışıldığını fark ederek böyle bir şeye asla alet olmayacaklarını ve bu sebeple SDG güçlerinin oradan çekildiğini ifade ettiler. Yine aynı şekilde müzakereye çok ciddi bir biçimde önem verildiğini, yapılan birçok anlaşma ve mutabakata uyulması konusunda çağrıları olduğunu özellikle belirtmeliyim.”
Hatimoğulları ise Türkiye’de kullanılan siyasi dile eleştiriler yönelterek, “Türkiye’de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil, Kürt halkını son derece yaralayan bir dildir. Suriye’de yaşayan Kürtleri görmeyen ve adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bu dili kabul etmiyoruz” diye konuştu.
"Türkiye'de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil hakikaten Kürt halkını son derece yaralayan bir dil. Bugün kullanılan dilin orada yaşayan Suriye'de yaşayan Kürt kardeşlerimizi görmeyen, Kürt kardeşlerimize saldıran adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dil olmasını asla kabul etmiyoruz, etmemeliyiz ve bizim çağrımız bu dil değişmelidir"
Hatimoğulları, Suriye'de Kamışlı'da yaşayan Kürtlerin siyasi temsiliyet talebi olduğuna değinerek, "Diyorlar ki 'Biz Türkiye'ye bu taraftan bir taş dahi atmış değiliz. Biz Türkiye için bir güvenlik sorunu teşkil etmiyoruz. Türkiye bizim komşumuzdur. Yanı başımızda bizlerin kardeşleri yaşamaktadır, sınırın diğer yanında ve biz Arap-Kürt savaşına ne kadar karşıysak Türk-Kürt çatışmalarına ve savaşına o kadar karşıyız. Lütfen bütün Türkiye'de başta Türk halkı olmak üzere herkesin bunu bilmesini, bizim mesajımızı duymasını istiyoruz.'" dedi.
Bu sürecin Türkiye cenahı tarafından değerlendirilmeye son derece ihtiyacı olduğunu söyleyen Hatimoğulları, "Türkiye'de özellikle hükümet sözcülerinin son zamanlarda kullandıkları dil hakikaten Kürt halkını son derece yaralayan bir dil. Bugün kullanılan dilin orada yaşayan Suriye'de yaşayan Kürt kardeşlerimizi görmeyen, Kürt kardeşlerimize saldıran adeta HTŞ sözcülüğüne soyunmuş bir dil olmasını asla kabul etmiyoruz, etmemeliyiz ve bizim çağrımız bu dil değişmelidir" diye belirtti.

Öte yandan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise Suriye’deki yeni sistem inşa süreci ile Türkiye’nin iç barış sürecinin birbirini doğrudan etkilediğini ifade etti. Suriye’de kalıcı istikrarın ancak tüm kesimleri kapsayan ve azınlık haklarını güvence altına alan bir anayasa ile mümkün olabileceğini vurgulayan Babacan, güvenin zamanla inşa edileceğini ve Şam yönetiminin meşruiyetini ancak bu yolla güçlendirebileceğini söyledi.
Babacan, dış müdahalelere de dikkat çekerek, “Okyanus ötesinden gelenlerin bize katacağı kalıcı bir şey yoktur. Sorunlarımızı bu coğrafyanın insanları olarak diyalog ve siyasi diplomasiyle çözmek zorundayız” dedi.
"Sözün gücü çok önemlidir ama bu sözün gücünü kimseyi rencide etmeden, kimsede duygusal kopuşlara sebep olmadan kullanmak gerekir. Türkiye içindeki hukuk ve adaletle ilgili sorunları, ekonomiyle ilgili sorunları örtmek için kullanılacak bir zafer dili bizim kendi Kürt vatandaşlarımızda, Suriye ve Irak Kürtlerinde de büyük duygusal kopuşlara ve on yıllarca tamir edilemeyecek, rencide durumlarına yol açabilir. Dolayısıyla çok dikkat etmek lazım. Bir yandan Türkiye olarak yapıcı bir şekilde meselelere yaklaşırken öte yandan da galip-mağlup, zafer-hezimet dilinden uzak durup barışın kazanacağı, insanların kazanacağı, hukukun ve adaletin kazanacağı ve nihayetinde Suriye’de demokrasinin kazanacağı bir sürece Türkiye destek vermek zorundadır. Demokrasi diye de altını çiziyorum, çünkü Suriye’de mutlaka bir seçim takvimi açıklamanın vakti gelmiştir. Halkın iradesinin iş başında olacağı bir yönetim perspektifi Suriye’de verilmezse, güven inşası mümkün olmayacaktır. Bütün bu riskli süreçte önceliğin insan olması gerekiyor. Şu anda Kobane’deki durum sivillere zarar veren bir durum. Elektriğin ve insani yardımların normal bir şekilde akmasını sağlamak her şeyden daha önemli. Tek bir çocuğun, tek bir kadının sıkıntı çekmeyeceği bir yöntemle bu işin yönetilmesi işin esasıdır. Bu yardım koridorunun, şuradan ya da buradan, gerekiyorsa doğrudan bizim sınır kapımızdan açılması ve bu durumun yeni travmalara yol açmadan yönetilmesi son derece önemlidir.”
Türkiye hükümetine de seslenen Babacan, galip-mağlup dili yerine barışın ve hukukun kazanacağı bir dilin kurulması gerektiğini belirtti ve Suriye’de bir seçim takviminin açıklanmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
Toplantıda ayrıca TBMM bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun pasif kalması eleştirildi. Babacan, komisyonun Suriye’deki gelişmeleri beklemek yerine derhal harekete geçmesi gerektiğini, atılacak her olumlu adımın Suriye’nin iç dinamiklerini de olumlu etkileyeceğini söyledi.
"Suriye’nin siyasi birliği, toprak bütünlüğü, milli bir orduya sahip olması, bunlar devletin topyekûn inşası açısından önemli konular. Ama bunu yaparken Suriye’deki kültürel çeşitliliğe, Suriye’deki renklere, Suriye’deki Alevilere, Hristiyanlara, Kürtlere, Türkmenlere ve Sünni Arap olmayan her kesime çok özen gösteren, çok dikkatli yaklaşılması gereken ve kademe kademe ilerlemesi gereken bir süreçten bahsediyoruz. Kademe kelimesinin özellikle altını çiziyorum. Çünkü bu olmazsa, güven inşa edici adımlar atılmazsa bu işin yönetilmesi ve suhuletle çözülmesi son derece zor olacaktır. Burada kuşkusuz vermemiz gereken mesajlardan yine en önemlileri de YPG ve PKK'ye. Biz bu bölgenin insanları olarak oturup kendi sorunlarımızı kendimiz çözmek zorundayız. Biz bölge insanları olarak bin yıldır beraberiz ve beraber olmaya devam edeceğiz. Okyanus ötesinden gelenlerin bize katacağı bir şey yoktur. Bugün çıkarlarına gelir bir şey yaparlar, yarın çıkarlarına başka bir şey gelir onu yaparlar. Oysa biz bölgede insanlığı, kardeşliği esas alan bir diyalog zemininde ve sorunlarımızı konuşarak, diyalogla, diplomasiyle çözecek bir kültürü de hızla geliştirmemiz lazım."





