Roman, idama mahkûm edilmiş isimsiz bir anlatıcının, infazdan önceki son saatlerini ve zihninden geçenleri okura doğrudan aktarır.
Olaylardan çok düşüncelerin, korkuların ve vicdan muhasebesinin ön planda olduğu eser, kısa hacmine rağmen güçlü bir etki bırakır.
Hugo, bu yapıtında idam cezasını bir hukuki uygulama olarak değil, insan ruhu üzerinde açtığı onulmaz yaralar üzerinden ele alır.
Mahkûmun pişmanlığı, yaşama tutunma arzusu ve ölüm korkusu, yalın ama çarpıcı bir dille işlenir. Okur, suçun ne olduğundan çok, cezanın ağırlığıyla yüzleşir; devletin verdiği ölüm kararının insani boyutu sorgulanır.
Fransız edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan Victor Hugo, romantizmin öncülerinden kabul edilir.
Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu gibi eserleriyle tanınan yazar, bu kısa romanında toplumsal adalet, merhamet ve insan onuru kavramlarını yoğun bir şekilde işler.
Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Hugo’nun yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda güçlü bir vicdan ve düşünce insanı olduğunun da göstergesidir.
Edebi dili, felsefi derinliği ve sarsıcı atmosferiyle eser, okuru kolay kolay terk etmeyen bir okuma deneyimi sunar.



