MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı kapsamlı konuşmada hem son dönemde yaşanan okul saldırılarına hem de seçim tartışmalarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, özellikle erken seçim çağrılarına sert sözlerle karşı çıkarak seçimlerin zamanında yapılacağını vurguladı.
Bahçeli konuşmasına 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı anarak başladı ve bu tarihin millet iradesinin yeniden doğuşunu simgelediğini ifade etti. Eğitimin önemine dikkat çeken Bahçeli, çocukların geleceğin teminatı olduğunu belirterek, “Çocuklarımıza bugün ayırmadığımız her imkân yarın milletçe ödeyeceğimiz ağır bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır” dedi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına da değinen Bahçeli, bu olayların yalnızca bir asayiş meselesi olarak görülemeyeceğini vurguladı. Dijitalleşme, akran zorbalığı ve toplumsal çözülmelere dikkat çeken Bahçeli, çocukların “ekranlar, sosyal medya ve yalnızlaşma” tehdidi altında olduğunu ifade etti.
Bahçeli, “Modern çağın tehlikeleri çoğu zaman açık şekilde gelmez; bazen bir ekranın arkasından, bazen yalnızlaşmış bir çocuğun sessizliğinden gelir” diyerek dijital dünyanın kontrolsüz alanlarının risklerine işaret etti.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde ise seçim tartışmalarına değinen Bahçeli, erken seçim çağrılarını sert sözlerle eleştirdi. “Ara seçim veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmaktır” diyen Bahçeli, bu çağrıların “basiretsiz muhalefetin ayak oyunları” olduğunu savundu.
Bahçeli, seçimlerin zamanına ilişkin ise net bir mesaj verdi:
“Seçim siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir. Onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir.”
Cumhur İttifakı’nın milletin yanında olduğunu vurgulayan Bahçeli, Türkiye’nin yoluna kararlılıkla devam edeceğini belirterek, “Türkiye’nin istikbaliyle oynatmayız, milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz” ifadelerini kullandı.
Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları şöyle:
Sözlerimin başında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın aziz hatırasını hürmetle selamlıyor, TBMM'nin kuruluşunda iradesi ve fedakarlığı bulunan bütün büyüklerimizi yad ediyorum. 1918'den 1920'ye uzanan dönem Türkiye milleti bakımından yalnız diplomatik tazyiklerin, işgal dayatmalarının ve coğrafi kuşatmanın devri olarak okunamaz. O yıllar bütün yıkıntılar arasında devlet fikrinin hangi şartlarda diri kalabileceğini, millet iradesinin hangi eşiklerde yeniden kurucu bir mahiyet kazanabileceğini gösteren derin bir tarihi imtihandır.
23 Nisan toplumsal acıyı kurucu bir siyasal akla dönüştürebilme kudretidir. Çocuk, yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet hükmünün yarına uzanan cevheridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin var ettiği insan mayasıdır. Hakimiyet, millet nezdinde egemen kılınırken çocuklarımızın varlığında ebedi kılınmıştır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir. Eğitim kısır polemiklerin konusu değildir.
Gerekirse bir ekmeği bölüşürüz ancak çocuklarımızı okumak istedikleri kitaplardan, spor sahasından, Türkçe şarkıları yükseltecekleri sahnelerden mahrum bırakamayız. Çünkü çocuklarımıza bugün ayırmadığımız her imkan yarın milletçe ödeyeceğimiz ağır bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır. Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadiselerin sığ, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilmeleri mümkün değildir. 14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki okul saldırısında 16 kişi yaralanmıştır, 15 Nisan'da ise Kahramanmaraş'ta düzenlenen silahlı saldırıda 9'u öğrenci, 1'i öğretmen olmak üzere 10 vatan evladımız hayatını kaybetmiş 13 kişi yaralanmıştır. Bu vahim gelişmeler vicdanlarda derin yarıklar açmıştır. Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte serinkanlı, sağduyulu ve çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnızca bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo, çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle, okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle, dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir.
Modern çağın tehlikeleri tehlikeleri çoğu zaman eski çağların tehlikeleri gibi açık, görünür bir şekilde gelmez. Bazen bir ekranın arkasından gelir, bazen oyunla gelir, bazen arkadaş çevresiyle gelir, bazen yalnızlaşmış bir çocuğun sessizliğine siner, bazen algoritmaların yön verdiği öfke, sanal kalabalıkların kışkırttığı taklit, aidiyet arayan bir ruhun zayıf anıyla gelir.
Dijitalleşmenin her geçen gün daha da yaygınlaştığı günümüz dünyasında evlatlarımızın ekran başında geçirdiği sürelerin artması, akran zorbalığının arkadaş grupları, mesajlaşma ve sohbet uygulamaları ve oyunlar içinde sinsice yaygınlaşması, çocuklarımızın ruh sağlıklarını örselemekte, kimlik gelişmelerine zarar vermekte ve sosyal hayatlarını içten içe aşındırıp onları sanal dünyaya mahkum etmektedir.
Evlatlarımız kuşatma altındadır. Akranları arasında sistematik olarak alaya, dışlamalara maruz kalan bir yavrumuzun tertemiz kalbinde kapanması zor yaralar açılmaktadır.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olayların akabinde yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesi, çok sayıda Telegram grubunun kapatılması ve onlarca şahıs hakkında adli işlem başlatılması, dijitalleşmenin denetimsiz kaldığında yalnız bireyi değil, toplum hayatını da zehirleyen bir düzene dönüşebildiğini açıkça göstermiştir.
Dijital mecraların, sohbet odalarının, sohbet gruplarının masum bir haberleşme alanı olmaktan çıktığı, Türk milletinin köküne, geleceğine dinamit döşemek isteyen haya yoksunlarının ellerinde ifrat hattına dönüştüğü açıktır.
Ekran ışığı arttıkça yavrularımızın gözündeki fer sönmesin diye, bağlantılar çoğaldıkça, arkadaşlık istekleri arttıkça yalnızlaşan, yabancılaşan, içine kapanan, köklerinden uzaklaşan bir nesil ortaya çıkmasın diye bugünden harekete geçmek zorundayız.
Çözüm yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir, çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir. Hadise vuku bulduktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Mesele daha derindedir, daha vahimdir, daha geniştir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil, kökünü kazıyanlardan olacağız. Bu mücadele günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesidir.
Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği, sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende sağlam bir zemin kurulamaz.
Böylesi vahim ve hassas hadiselerle yetkili makamların hiçbir baskı, yönlendirme, siyasi hesap altında kalmadan sükûnetle, suhuletle, devlet ciddiyeti içinde yürütmesi hayati önemdedir. Sebepler sonuna kadar araştırılmalıdır, ihmaller varsa birer birer ortaya çıkarılmalıdır, sorumluluk zinciri saklanmadan tespit edilmelidir. Okul güvenliğini, çocuklarımızın ruh sağlığını, öğretmenlerimizin ve ailelerimizin huzurunu koruyarak kalıcı tedbirler vakit kaybetmeden alınmalıdır.
Araştırma komisyonu kurulması isabetli bir adımdır. Evlatlarımız istikbalimizdir. İstikbalimiz her türlü polemiğin üzerindedir.
Biz Milliyetçi Hareket Partisi'yiz. Bizim siyasetimiz günü kurtaranların değil, tarih yazanların siyasetidir. Bizim siyasetimiz çıkarların değil, çilenin içinden çıkıp gelmiş neferlerin siyasetidir. Cumhur İttifakı milleti seçimden seçime hatırlayanlardan değil, kapı kapı gezen derdin derdimizdir diyen gönül erlerinin birliğidir. Cumhur İttifakı krizden medet umanların değil, çözüm arayanların, düzeni sağlayanların varlık cephesidir.
Terörsüz Türkiye süreci iç cephemizin sağlamlığıdır. Terörsüz Türkiye süreci sadece bugünlerin değil yarınların da meselesidir.
Ara seçim veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmak, küçük ihtirasların aklı felce uğratmasından başka bir şey değildir. Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim seçim diye tutturanlar, milletin derdiyle değil kendi telaşlarıyla konuşmaktadır. Özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye'nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir. Seçim siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir. Onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara formüllere, dolambaçlı yollara mahal verilmeyecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz budur. Türkiye'nin istikbaliyle oynatmayız. Milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz. Türkiye yoluna devam edecektir ve hiç kimse bu yürüyüşü durduramayacaktır. Çünkü bu yürüyüş bir partinin değil bir milletin yürüyüşüdür.




