ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik askeri harekatın başlamasıyla birlikte dünya kamuoyuna seslenerek Tahran’da köklü bir rejim değişikliği vaktinin geldiğini duyurdu. Mar-a-Lago’dan yaptığı açıklamada Trump, Amerikan ordusunun radikal bir diktatörlüğün küresel güvenliği tehdit etmesini önlemek adına devasa bir operasyon yürüttüğünü belirtti. "Füzelerini ve füze sanayisini yerle bir edeceğiz" diyen Trump, doğrudan İran halkına hitap ederek, "Ülkenizi devralın, o artık sizin olacak" ifadeleriyle açık bir isyan çağrısında bulundu.
Tahran’da patlamalar ve Hamaney’in ofisi
Telegraph’ın analizine göre, Trump’ın bu sert açıklamaları başkent Tahran’da yankılanan şiddetli patlamaların hemen ardından geldi. İlk saldırı dalgasında özellikle İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ofislerinin hedef alındığı iddia edilirken, şehir semalarından yükselen dumanlar operasyonun şiddetini gözler önüne serdi. ABD’nin son haftalarda Orta Doğu’ya yaptığı, 2003 Irak Savaşı’ndan bu yana en büyük askeri yığınak, bu operasyonun sadece birkaç günlük bir taciz ateşi değil, 1979’dan beri süregelen teokratik yapıyı yıkmaya yönelik kapsamlı bir plan olduğunu gösteriyor.
Askeri dengeler: ABD ve İsrail’in ezici gücü
Askeri analistler, İran’ın hava savunma sistemlerinin ABD ve İsrail’in ortak gücü karşısında etkisiz kaldığına dikkat çekiyor. Geçen yaz yaşanan kısa süreli çatışmalarda tek bir İsrail uçağını dahi düşüremeyen İran savunmasının, bölgedeki uçak gemileri, denizaltılar ve ağır bombardıman uçaklarından oluşan bu devasa filoyu durdurması imkânsız görülüyor. Uzman Danny Citrinowicz, asıl meselenin askeri üstünlük değil, İran’ın misilleme füzelerinin Trump’ı geri adım atmaya zorlayıp zorlamayacağı olduğunu savunuyor. Nitekim operasyonun hemen ardından İran, İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarını başlattı.
Stratejik imha planı: Dört ana hedef
Operasyonun başarıya ulaşması için ABD ordusunun odaklandığı dört temel alan bulunuyor:
- Siyasi ve Askeri Liderlik: Rejimin karar verici isimlerinin etkisiz hale getirilerek komuta yapısının felç edilmesi.
- Füze Envanteri: İran’ın en büyük kozu olan uzun menzilli füzelerin fırlatılmadan imha edilmesi.
- Deniz Gücü: Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi oluşturan donanma unsurlarının ve gemisavar füzelerin etkisizleştirilmesi.
- Devrim Muhafızları (IRGC): Hem iç güvenliği sağlayan hem de dış operasyonları yöneten bu ana yapının tamamen çökertilmesi.
Rejim değişikliğinin zorlukları ve belirsizlikler
Analizde, yalnızca hava saldırılarıyla bir rejimi devirmenin tarihi zorluklarına da değiniliyor. Saddam Hüseyin’in devrilmesi için geniş bir kara harekâtı gerektiği hatırlatılırken, İran gibi Fransa’nın üç katı büyüklüğünde ve 90 milyon nüfusa sahip bir ülkede tam kontrol sağlamanın bir milyondan fazla asker gerektirebileceği hesaplanıyor. Hamaney sonrası için Mücteba Hamaney veya Muhammed Bakır Galibaf gibi isimler geçse de bu figürlerin halk nezdinde bir karşılığının olmaması büyük bir yönetim boşluğu riski doğuruyor. Sürgündeki Rıza Pehlevi her ne kadar hazır olduğunu belirtse de ülke içindeki kabulü halen tartışma konusu.
Halkın tercihi: Ayaklanma mı, milli birlik mi?
Operasyonun nihai sonucunu belirleyecek olan en kritik unsur ise İran halkının takınacağı tutum olacak. Bazı muhalifler, ocak ayındaki kanlı bastırma olaylarından sonra halkın öfkesinin zirvede olduğunu ve bir kıvılcım beklediğini savunuyor. Ancak JD Vance gibi isimler, dış müdahalenin milliyetçi duyguları tetikleyerek halkı rejimin arkasında birleştirebileceği uyarısında bulunuyor. Sonuç olarak, Trump’ın başlattığı bu askeri hamlenin sadece bir yıkım operasyonu mu kalacağı yoksa yeni bir İran mı doğuracağı, Tahran sokaklarındaki toplumsal dinamiklerle netleşecek.




